Makasçı

M

       Yabancı, taşıtacak kimse bulamadığı bavullarını sürükleyerek, nefes nefese istasyona girdi. Burada bavulunu yere koyarak mendili ile yüzünde biriken terleri sildi, sonra elini yüzüne siper ederek, ufka doğru uzanıp giden raylara baktı. Trenin bu saatte gelmiş olması gerekiyordu.
       Birden omzuna birinin dokunduğunu hissetti. Dönüp baktı. Karşısında demiryolları işçisine benzeyen yaşlı bir adam vardı. Elinde küçük bir fener tutuyordu.
       Yabancı, kendisine gülümseyerek bakan bu ihtiyara endişe ile sordu:
       “Affedersiniz, acaba tren geçti mi?”
       “Buraların yabancısı olmalısınız!”
       “Çok çabuk gitmeliyim. Yarın mutlaka T…’de olmam gerek.”
       “Görüyorum ki siz buralarda neler olup bittiğinin farkında değilsiniz. Bana kalırsa ilk yapacağınız iş, misafirhanede gece için yatacak yer temin etmektir.” Ve eliyle ilerideki acayip, gri binayı işaret etti.
       “Ama ben burada gecelemek niyetinde değilim ki. Gitmek istiyorum.”
       “Eğer beni dinlerseniz kendinize hemen bir oda tutun. Tabi boş kalan varsa. Odayı bulduğunuzda bir aylık kirasını peşin olarak ödeyin. Hem size ucuza gelir, hem de iyi servis yaparlar.”
       “Deli misiniz? Yarın mutlaka T…’de olmam olmalıyım diyorum size!”
       “O halde benden günah gitti. Ne haliniz varsa görün. Ama yine de size yolculuk hakkında bazı bilgiler vermekten kendimi alamayacağım.”
       “Ah, memnun olurum.”
       “Biliyorsunuz bizim memlekette demiryolları bir âlem. Bugüne kadar işleri bir düzene sokamadılar gitti. Gerçekleştirdikleri topu topu iki önemli iş var. Biri tarifelerin tanzimi, diğeri de biletlerin satılması. Eh durum böyle olunca, trenlerin biletlerde adı geçen her istasyona uğraması gerekir. Ama bugünkü şartlar altında buna imkân yok. Bizim zavallı halk da elinde bilet, gözleri ümit dolu bakışlarla ufukta treni bekler durur. Bu gecikmelere ses etmez, sineye çekip beklerler.”
       “Yani buradan hiç tren geçmez mi?”
       “Vallahi sorunuza pek kesin bir cevap veremeyeceğim. Gördüğünüz gibi burada hiç olmazsa bir hat var, eski ve yıpranmış da olsa. Ama öyle bölgeler bilirim ki, oralarda ray yerine, kireçle çizilmiş, birbirine paralel iki çizgiden başka bir şey yoktur. Bu durumda kimsenin, trenleri buradan geçmek için zorlamaya hakkı olmasa gerek. Ancak bunun bazen aksi de olur. Hayatımda birçok kereler trenin buraya geldiğine ve yolcuların bindiğine şahit olmuşumdur. Eğer yeteri kadar bekleyecek olursanız sizi güzel ve rahat bir vagona yerleştirme şerefini de bana kazandırmış olursunuz.”
       “Acaba tren beni T…’ye götürür mü?”
       “Neden hâlâ T…’ye gitmekte ısrar ediyorsunuz? Eğer tren gelirse memnun olmalısınız. Bir kere kendinizi içeri attınız mı mutlaka bir yöne doğru gidecektir. Ama T…’ye gitmiyormuş. Ne çıkar bundan?”
       “Biletimi T… için aldığıma göre, T…’ye gitmem gerekmez mi?”
       “Kime sorsanız size hak verir. Yalnız bir kere de yabancıların kaldıkları misafirhaneye uğrayıp, orada yolcuların tedbir olarak kaç tane bilet almış olduklarını görün. İhtiyatlı yolcular genellikle bütün istasyonlar için bilet alırlar. Hatta bunlar arasında bütün parasını bilete yatıranlar bile var.”
       “Ben nereden bileyim? T…’ye gitmek için bilet almak gereklidir sanıyordum.”
       “Düşünün bir kere. Hattın ilerideki büyük bir kısmı sadece bir tek yolcunun parası ile yapılıyor. Üzerinde uzun tüneller ve köprüler bulunan bu hat, sadece bir yolcunun, tek bir gidiş-geliş için biletlere ödediği paralar ile yapılıyor.”
       “Ama T…’ye giden tren çalışıyor, değil mi?”
       “Yalnız o değil, daha çalışan bir sürü tren var. Ayrıca bir sürü yolcu da bunlardan yararlanır. Ama dediğim gibi, tarifeyi önceden bilmek imkânsız. Başka bir deyişle, bir kere trene bindiniz mi, artık ondan sizi istediğiniz yere götürmesini bekleyemezsiniz.”
       “Ne diyorsunuz?”
       “Trafiğin bu sıkışıklığında müşterilerine hizmet için, şirket akıl almaz yollara başvurmak zorunda kaldı. Trenler, önceden belli olmayan hedeflere doğru yola çıkarılır. Böylelikle yolcular, bazen yıllarca süren ve hayatlarının akışını değiştiren seyahatler yaparlar. Tabi bu arada ölüm olayları da başa gelebilir. Fakat şirket her şeyi düşünmüştür. Böyle durumlarda ölüleri muhafaza etmek için, özel iki vagon eklenir. Üstelik her tren memurunun en büyük zevklerinden biri nedir bilir misiniz? Yolculardan birinin özenle sarılmış cesedini, bileti üstünde yazılı istasyona gururla teslim etmek. Bazen bu trenler raylardan biri eksik olan hatlar üzerinde gitmeye mecbur kalırlar. Tekerlekler zıplayarak ilerlemeye başlayınca, vagonların yarısını korkunç bir sarsıntı kaplar. Ama şirket bu durumları da göze almıştır. Birinci mevki yolcular, vagonların tekerlekleri ray üzerinde yürüyen tarafına yerleştirilir. Diğer tarafa ise sarsıntı ve darbelerin eline teslim edilen ikinci mevki yolcuları… Ancak bazı öyle hatlar vardır ki, orada rayların ikisi de eksiktir. Artık burada her iki mevkiinin yolcuları da aynı işkenceyi çekmeye mecburdur. Ta ki vagonlar tamamıyla parçalanıncaya kadar!”
       “Neler oluyormuş da haberimiz yokmuş.”
       “Biliyor musunuz, F… köyü böyle bir kaza sonucu ortaya çıkmış. Günün birinde tren açık arazide ilerlerken tekerlekleri kuma gömülünce, olduğu yerde kalıvermiş. Yolcular burada o kadar uzun bir süre beklemişler ki, önceleri yaptıkları havadan sudan konuşmaların yerini, zamanla samimi dostluklar almış. Hatta bunlar arasında gönül maceralarına varan arkadaşlıklar kurulmuş. Ve şimdi trenin paslanmış artıkları ile oynayan bir sürü çocuğa sahip bu F… köyü, böylece ortaya çıkmış.”
       “Yok, yok! Ben böyle maceralardan pek hoşlanmam.”
       “Ama yine de kendinizi şimdiden buna hazırlamalısınız. Sonra hiç bilinmez. Belki siz de ileride adından gururla bahsedilecek bir kahraman oluverirsiniz. İnsanın cesaret ve kabiliyetini herkese gösterebilmesi için bu tren yolculuğundan daha iyi bir fırsat geçmez eline. Bizim demiryolları şirketinin şeref defterinde iki yüz kahraman yolcu için ayrı bir köşe vardır. Bu iki yüz gerçek kahramanın başından geçenleri size anlatayım. Bir tecrübe seferi sırasında makinist, yeni yapılan hatta bir eksiklik fark etmiş. Meğer hat yapılırken derin bir uçurum üzerinden geçen yerine yapılması gereken köprü unutulmuş. Makinist geri dönmek yerine yolculara onların cesaretini yükseltecek bir söylev vermiş. Onlar da bu yolculuktan asla vazgeçmeyeceklerine dair yemin etmişler ve bu soğukkanlı makinistin idaresi altında vagonları parçalara ayırarak, teker teker sırtlarında karşı tarafa taşımışlar. Burada parçalar tekrar monte edilerek yolculuğa devam edilmiş. Bu kahramanlık bizim şirkete o kadar dokundu ki, artık bundan böyle köprülerin inşaatını tamamıyla durdurdular. Ancak böyle yorucu bir yolculuğu göze alanlara, büyük ölçüde indirim yapılıyor.”
       “Yarın mutlaka T…’de olmalıyım.”
       “Güzel! Niyetinizi değiştirmediğinize memnun oldum. Görüyorum ki, prensip sahibi bir insansınız. Siz yine de misafirhanede bir oda tutun, sonra da ilk gelen trene binersiniz. Daha doğrusu binmeye çalışırsınız. Çünkü diğer yolcular size büyük güçlük çıkaracaktır. Daha trenin sesi duyulur duyulmaz, kim bilir ne kadar zamandan beri beklemekten bunalmış olan bir yolcu grubu çılgın gibi koşarak istasyonu doldurur. Saygı ve nezaket kavramlarının söz konusu bile edilmediği böyle bir ortamda çıkan tatsız olayların sayısı hiç de az sayılmaz. Yolcular birbirlerine öyle bir girerler ki, sonunda kimse içeri giremez, tren de çekip gider. Peronda kalan grup, yaptıkları mücadele sonunda yorgun düşmüş yolcular, sinirlerinden lanetler savurarak öfkelerini birbirlerinden çıkarmaya çalışır. Artık karşılıklı küfürleşip dövüşmek için bol bol vakitleri olacaktır.”
       “Polis hiç karışmaz mı bu işe?”
       “Önceleri her istasyona bir polis kulübesi konmuştu. Ama trenlerin önceden belli olmayan zamanlarda gelmesi, görevlerini yerine getirmelerini imkânsız bir duruma soktu. Ayrıca zamanla rüşvete alışan polisler, sadece zengin yolcuların rahatı ile ilgilenmeye başladılar. Elbette karşılığını fazlasıyla alıyorlar. Artık yolcuların tren seyahatlerini kolaylaştırmak için başka bir yola başvuruldu ve bu amaçla özel bir okul açıldı. Burada yolculara, diğerlerinin arasından sıyrılıp kompartımanın kapısına nasıl ulaşılacağı, hareket etmiş bir trene nasıl atlanacağı örnekleriyle gösterilip öğretiliyor. Okul, geleceğin tren yolcuları olacak öğrencilerine, istasyondaki mücadele sırasında sıkışıklıktan kaburgalarının zedelenmemesi için ayrıca özel bir malzeme de veriyor.””
       “Demek bütün iş kompartımandan içeri girinceye kadar; ondan sonra başka güçlük kalmıyor.”
       “Aşağı yukarı öyle! Ancak ineceğiniz istasyona iyice dikkat etmeniz lazım. T…’ye geldiğinizi zannedip inersiniz. Hâlbuki bir de bakarsınız ki yanılmışsınız. Böylece, tıklım tıklım dolu olan vagonların yükünü bir dereceye kadar hafifletmek için şirketin başvurduğu bir oyuna kurban gitmiş olursunuz. Bazı öyle istasyonlar vardır ki, tuzaktan başka bir şey değildirler. Önemli kentlerin isimlerini taşıdıkları halde başıboş arazide bulunurlar. Eğer iyice dikkat edilmezse, kimse bu şaşırtmacayı anlayamaz. İstasyon sanılanlar tiyatro dekorları, bekleşen insanlar ise içi talaşla doldurulmuş mankenlerden ibarettir. Havanın etkisiyle eskiyen bu mankenlerin yüzüne zaman geçtikçe büyük bir yorgunluk ifadesi çöker. Çoğu kez bunları gerçekten ayırt etmeye yine de olanak yoktur.”
       “Allahtan T… buraya pek uzak değil!”
       “Öyle ama T…’ye direkt giden bir tren de pek bulunmaz. Yine de pekâlâ, dilediğiniz gibi yarın T…’de olabilirsiniz. Bazı öyle şanslı yolcular vardır ki, gayet olaysız geçen bir yolculuktan sonra gerçekten gitmek istedikleri yere ulaşırlar. Örneğin T…’ye bir bilet alıp trene binerler ve tren hareket eder. Ertesi gün bir ses duyarlar: ‘Beyler. T…’ye geldik.’ Aşağı inen yolcular bir de bakarlar ki gerçekten T…’ye gelmişler.”
       “Aman ne olur söyleyin, böyle rahat ve isabetli bir yolculuk geçirmek için benim de yapabileceğim herhangi bir şey var mı?”
       “Tabii, yapacak bazı şeyler var. Ancak size faydası dokunur mu bilmem. Her şeyden önce trene, T…’ye ulaşacağınıza kendinizi tamamen inandırmış olarak binmelisiniz. Sonra içeride kimse ile konuşmayın. Etraftakiler eski yol anılarından bahsedip cesaretinizi kırabilirler. Hatta aralarında size akıl vermeye çalışacaklar da bulunabilir.”
       “Demek bunların sözlerine kulak asmamam gerek.”
       “Evet, öyle! Hem işin bir de tehlikeli yanı var. Bugünkü durumda trenlerin içi casus doludur. Çoğu karşılıksız çalışan bu adamlar, şirketin sağlam bir yapıya sahip olması için kendilerini adamış kimselerdir. Yolculuk sırasında bazen insan ne söz ettiğini bilemez. Konuşmuş olmak için birkaç söz atarlar ortaya. Ama onlar, laf olsun diye attıkları en basit sözlere bile türlü türlü anlam vermeye çalışırlar; en günahsız fikirlerde bir suç unsuru bulmaktan çekinmezler. Eğer ufak bir dikkatsizlikle, kendinizi derhal ellerinde bulursunuz. Artık bundan sonra yolculuğun geri kalan kısmına, tutuklulara ait vagonda devam etmek zorunda kalırsınız. Ya da bir dağın başında, sizi aşağı inmeye zorlarlar. Dediğim gibi, başarıya ulaşacağınıza kendinizi inandırmış olarak binmelisiniz trene. Sakın daha önceden fazla yiyerek midenizi doldurmayın. Ve en önemlisi, tanıdık bir yüze rastlamadan sakın T…’ye geldiğinizi sanıp inmeyin!”
       “Peki, ama ben T…’de kimseyi tanımıyorum ki!”
       “İşte bu fena! O zaman şirketin bir oyununa düşmemek için tedbirlerinizi bir kat daha arttırmanız gerekiyor. Örneğin pencereden dışarı bakıyorsunuz. Sakın ha, gördüklerinizi gerçek tabiat manzaraları sanmayın. Bunlar pencere camlarına yapıştırılmış değişik resimlerden başka şeyler değildir. İnsanı gayet kolay kandırırlar. Lokomotiften gelen gürültüler, yola devam edildiği hissi verir. Oysaki tren buhar toplamak için günlerce, bazen de haftalarca aynı yerde durur. Durur da kimse farkına varmaz. Yolcular pencereden gerçek sandıkları doğa güzelliklerini seyrederek zamanın nasıl geçtiğini anlamazlar.”
       “Anlamıyorum, bütün bunlara sebep ne?”
       “Şirketin amacı, yolcuların duraklamadan dolayı korkuya kapılmalarını veya başka bir trene aktarma yapmak istemelerini önlemektir. Günün birinde yolcuların öyle bir duruma gelmesi isteniyor ki, artık kendilerini tamamıyla güvendikleri şirketin eline teslim ettikleri zaman, trenin onları nereye götüreceğini hiç düşünmesinler.”
       “Siz çok yolculuk yaptınız mı bu trenlerle?”
       “Ben sadece makasçıyım bayım. Doğrusunu söylemek gerekirse çok seyrek gelirim çok seyrek gelirim buraya. Trenle hiç yolculuk etmedim, etmek de istemem. Bütün bunları yolcuların anlattıklarından öğreniyorum. Biliyor musunuz, size daha önce anlattığım F…’den başka daha kaç tane köy kuruldu bu trenin yardımıyla? Bazen makinist kendisine önceden verilen gizli bir emirle, treni açık arazinin ortasında durdurur. Sonra yolcular çevrenin güzelliklerini yakından göstermek bahanesi ile aşağı indirilir. Onlara çevredeki mağaralardan, yükseklerden dökülen çavlanlardan, tarihî kalıntılardan söz edilir. Kendilerine çevreyi gezip dolaşmak için on beş dakika zaman verilen yolcular yeteri kadar uzaklaştıklarında tren hareket eder.”
       “Sonra ne olur bu yolcular?”
       “Bunlar bir süre şaşkınlıkla çevrede dolaşıp dururlar. Ama sonunda bir araya gelip bir koloni meydana getirirler. Trenin yolcularını boşaltacağı bu yerler daha önceden tespit edilir ve özellikle yerleşme merkezlerinden uzak, ekilmemiş, boş yerler seçilir. Çoğunluğunu gençlerin meydana getirdiği ve içlerinde yeteri kadar kadın bulunan bir grup böylece buraya yerleştirilmiş olur. İşte size taptaze, yepyeni bir köy! Hayatınızın geri kalan günlerini böylesine sakin ve şairane bir doğa parçası üzerinde güzel bir kızla geçirmek istemez miydiniz?”
       Yaşlı makasçı gözlerini kırpıştırarak büyük bir saflık içinde yabancıya baktı.
       Birden uzaklardan gelen bir düdük sesi duyuldu.
       Makasçı telaşla bir oraya, bir buraya koşarak, elindeki feneri sağa, sola sallamaya başladı.
       “Yoksa tren mi geliyor?” diye sordu yabancı.
       İhtiyar cevap vermeden uzaklaştı. Biraz gittikten sonra geri döndü ve sevinçle bağırdı:
       “Müjde! Şansınız varmış. Artık yarın varırsınız oraya. Neydi adı oranın?”
       “T…” diye cevapladı yabancı.
       İhtiyar, sabahın sisli havası içinde birdenbire kayboldu. İleriden sadece fenerin titrek, kırmızı ışığı fark ediliyordu.
       Ve uzaklardan dumanla karışık, mucizevî bir koca gürültü yaklaşıyordu: Tren!

(Yazan: Juan Jose Arreola – Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi