Bu Adam Yakalanacak!..

B

       “Aşağıda anlatılan öykü, diğer öyküler gibi aynen yaşanmış bir olaydan derlenmiştir. İstihbarat çalışmalarında olayların nasıl birden ortaya çıktığının, nasıl hızla gelişip yayıldığının, ilgili ilgisiz herkesin nasıl çaba gösterdiğinin ve sonunda nasıl bir sonuca ulaştığının güzel bir örneğidir. Bir istihbarat alınır; emir komuta zinciri çalışır; cephede koşuşturma başlar. Eee… Bu sırada Ankara’nın paşa çocukları ne yapar… Ha, ne yapar?..”

       Bu adam yakalanacak! Yakalanacak demesi kolay da, insanın, “Kolaysa gel sen yakala,” diyesi geliyor!
       Bir kere, bu adam önemli biri… Hakkında uluslararası fiş kesil­miş… Birçok ülke gizli servisinin arşivlerinde “Son derecede sakıncalı bir kişi” olarak kaydı var. Ama ne gariptir ki, hakkında kayıt düşen bu ülkeler, ona bir de pasaport vermişler. Hem de yaldızlı tarafından…
       Tam beş dil bildiği söyleniyor, ancak şimdilik dört pasaportu var. Anlayacağınız, hayâli Kürdistan Cumhuriyeti, henüz ona pasaport ver­memiş…
       “Suggested Details of Information on Personnel”(*) fişine göre, soyadı ile adını geçelim… Bilmeseniz de olur! Sex’i erkek… Hayır hayır, seksi bir erkek değil… Yani, cinsiyeti erkek! Kan bağı ise biraz karışık…
       Annesi, bizim Hatay iline yakın, Suriye’nin İdlip şehrinden… Baba­sı ise Fransız! Hani şu, palavracıları ile ünlü Marsilya’dan… Tabii ki isimleri var!
       Marital Status; insana, eski bir Roma imparatorunun adı ya da Peru’da yetiştirilen bir patates cinsi gibi geliyor, ama değil! Marital Status, kişinin medeni hali demek. Bekâr, sevgilisi varsa da bilinmiyor.
       Date and Place of Birth(**); Glaskow-İskoçya! Dedik ya, biraz karışık diye! Şimdi, Suriye ile Fransa nere… İskoçya nere? Adam, zavallı kadıncağıza kim bilir ne palavralar sıkıp, alıp götürmüştür garibi!
       Boyu (In cm.) 1,80, eni yok… Enini yazmıyor! Rengi, esmer… Characteristic marks(***); belirli bir işareti yok… Yakışıklı sayılır, güzel giyinir vs.
       Action to be taken(****); hah, işte bu çok önemli. Yani, yakaladığımız zaman adamı ne yapacağız. Bilelim değil mi? “National advise as to survey and arrest ete.” Hayda! Ne demek şimdi bu?
       Hani, nezaret altına alma ve tevkif edilme hakkında yapılan milli tavsiyeyi anladık anlamasına, ama şu ete. de ne oluyor? Yani, ondan sonrasını bizim takdirimize mi bırakıyorlar? Herif madem bu kadar sakıncalı, sallandıralım gitsin; o ölü, biz selâmet!
       Kolay değil bu iş! Adam bir kere, uluslararası silah kaçakçısı… Dünyanın her tarafına silah ve patlayıcı madde pazarlıyor!
       Ermenilere özel bir sempatisi var. Şimdiye kadar, genellikle Filis­tin tedhiş örgütleri ile çalışmış. Şimdi ise, PKK ile yakın temas halin­de. İşte bu yüzden, kolay değil bu iş.
       İşin önemini kavradık kavramasına da, nereden başlamalı acaba? Önce resmi, sonra gayrı resmi bütün kanalları faaliyete geçirmeli… Herkes kendi bölgesini araştırsın.
       Bu arada, ‘Bucak’lara da haber uçurmalı. Onların gözü kulağı keskin olur, kuş uçurtmazlar bölgelerinde, ama PKK ile irtibatlı biri de o bölgeden sağ olarak çıkamaz. Yanlış anlamayın sakın! Öyle ıssız bir arazi, öyle vahşi bir tabiat var ki orada… Kurda kuşa yem olur!
       En iyisi, kendimiz aramalı. İyi de nasıl? Araçları paylaştığımızda, bana tosbağa; yani, W-Kaplumbağa düştü. “Bindik bir alâmete, gidiyo­ruz kıyamete,” derler ya, işte öyle bir şey. Bu tosbağa, garanti Hitler zamanını görmüştür; çünkü her tarafında Gestapo’nun SS işareti gibi çizikler var!
       Gerçi biraz çürümüş, paslanmış, ama hakkını yemeyelim yine de… İdare ediyor. Bazı yerlerinden yel alıyor, ortalığı serinletiyor. Üs­telik motoru da su istemiyor. Yahu, böyle sıcak bir ülkede bu araba kullanılır mı hiç? Her on beş dakikada bir çay molası veriyoruz.
       Adam dersen, ortada yok! Sanki cin oldu, ruh oldu mübarek! An­laşılan, geldiğini kimse görmediği gibi, gittiğini de kimse görmeyecek.
       Hani diyeceğim, donunu falan önceden koklatmış olsaydık, Joe bu işi hallederdi ama… Yok, yok… Çorap kokusu cazip gelmiyor. Bu konudaki hassasiyetini çok önceden kaybetti. Eee, erlerle yatıp kalkmak kolay değil.
       Hangi PKK grubunun yanına gitmiş olabilir acaba? Hıh! Bizimki de laf mı? Yerlerini bilsek, bırakın adamı, onları ele geçiririz değil mi?
       Bütün hudut kapıları uyarıldı; gümrükçüler tetikte… Kaçakçı muh­birleri ise aportta bekliyorlar. Hani, eşek ya da katır sırtında illegal gi­riş yaparsa bildirecekler. Onlar için bulunmaz fırsat, bir taşla iki kuş vurmak fena da olmaz…
       Bu adam yakalanacak yakalanmasına da, bir bulabilsek! Komşu bölgelerle telsiz irtibatı arttırıldı:
       “ÖNCÜ… ÖNCÜ! Var mı bir şey?”
       “Yok! Ya sizde?”
       “Yahu olsa, sana sorar mıyım ÖNCÜ?”
       “Sizden ne haber AKIN?”
       “Cık… Cık!”
       “İyi, iyi… Devam et AKIN!”
       Askerler teyakkuz durumunda! Seyyar jandarma, sınır bölgesin­den kuş uçurtmuyor, kaçak-maçak kalmadı. Sabit jandarma ise, köy yolları dahil otuz dokuz yerde nokta oluşturmuş, traktörleri bile kontrol ediyor…
       Polis daha insaflı… Kırmızı, siyah, mavi ve yeşil plakalı arabalara bakmıyorlar. Ne varsa beyaz plaka! On dört ayrı kavşakta, yirmi dört saat kesintisiz nöbet tutuyorlar. İlçeler daha hızlı çıkıyor… Bekçiler bile görev başında. Yok, yok… Bu adam mutlaka yakalanacak…
       Fıldır fıldır herkes onu arıyor… Talimatlandırmadığımız hiç kimse kal­madı. Otelin karafatmaları bile konudan haberdar… Bu sefer su koyvermek yok!
       Biraz önce, filan ilçenin müftüsü telefon etti. Hani, adamın aklına gelmiş de çekine çekine soruyor:
       “Şey, diyeceğim şu ki, bu adam Müslüman mı, camiye filan gelir mi? Duyduğuma göre, ana tarafından Müslüman’mış… Hani ben de, hocaları, imamları, müezzinleri bir uyarayım dedim, yani çaktırma­dan…”
       Adam çok haklı… Düşünemedik! Böyle detaylar atlanılmamalı, değil mi?
       Aradan üç gün geçti, yine de ümitliyiz! Ancak, öğleye doğru ar­kadaşımız elinde bir mesajla içeri giriyor, çok önemliymiş… Adam hak­kında!
       Yüksek sesle okuyoruz…
       “Söz konusu kişinin, İngiliz pasaportuyla, Yunanistan üzerinden Mısır’a geçtiği öğrenilmiştir. Gelişmeler ayrıca bildirilecektir. Bilgilerini­ze…”
       Neyse, şimdilik elimizden kurtuldu kerata! Ama olsun, biz hazırlı­ğımızı yaptık, bekliyoruz! Çekirge bir zıplar, iki zıplar, üç zıplar, dört… Uzatmayın işte! Bazen, dört de zıplar, siz bilmiyorsunuz…
       Zıplama sırası bize geldi galiba… Bu yakalama işinin bilinmeyen bir tarihe ertelendiğini bunca kişiye nasıl söyleyeceğiz? Nasıl söyleye­ceğiz de yeterli değil! Asıl, kim söyleyecek?
       Valla ben söylemem! Sen söyle… Yok olmaz! Öyleyse kura çe­kelim… Tombala usulü…
       “Polisi ayrı tut bak! Onların hissiyatını torbalara doldursak, ko­yacak yer bulamayız…”
       “Biz de hepsini toplar, gelecek kurye ile merkeze göndeririz, olur biter!”
       “Ayıp olur ya! Şöyle, bahçenin bir köşesine gizlice gömmek daha iyi; Joe’nun eşelemediği(!) bir köşeye!”
       “Neyse canım, zamanı gelince hallederiz! Biz neleri halletmedik ki?”

(*)      Personel Hakkında Mütemmim Malûmat (Tamamlayıcı Bilgi)
(**)    Doğum Yeri ve Tarihi
(***)  Karakteristik İşaretleri
(****) Alınacak Tedbirler

Yazar hakkında

Yorum Ekle