CRYPTOGRAPHER!..

       “Her şeyi öğrendiniz, şimdi iş şifreciliğe mi geldi? Yok öyle yağma, oturun oturduğunuz yerde. Oturun da, boş oturduğunuzda sizin canınız sıkılmaz mı? Acıdım yine… Hadi bir gayret gösterin de aşağıdaki şifreyi çözün. Zor mu geldi? O zaman yeteneksiz olan sizsiniz! Çünkü bu şifreyi bugüne kadar o kadar çok kişi çözdü ki! Örneğin son çözen, ‘Aslında bulmacayı çözme niyetinde değildim, ama bir an için çok merak ettim,’ diyen Ankara’dan bir bayan öğretmendi. İlettiği son cümle ise, ‘İyi ki bu kitabı yazmışsınız, sizi tanımakla hayata bakış açımı tümden değiştirdiniz,’ şeklindeydi!..”

       Sabahın kör karanlığı derler ya… İşte öyle bir durum… Beklediği­miz kişinin gelmeye niyeti yok anlaşılan. Yine de ona kızmamak lâ­zım. Kendisine biz söyledik… “Eğer gecikecek olursan gelme,” de­dik. Adamın suçu günahı yok!
       Şu gece buluşmalarından da gına geldi artık! Kendimi, başkalaşım geçiren bir yaratık gibi görmeye başladım. Kulaklarım hassaslaştı, gözlerim keskinleşti. El-ayak tırnaklarımı iki günde bir kesmek zorunda kalıyorum. En kötüsü, burnumun ucu sürekli nemleniyor!
       Joe bile yanından geçerken beni tanımakta zorluk çekiyor; arada sırada hırlıyor! Zamanı geldiğinde kuyruğu kaptıracağız anlaşılan!
       Kös kös eve dönüyoruz. Soyunup yatağa girmeye vakit yok. Ben yüzümü gözümü yıkarken, hanım da sahana iki yumurta kırıverir. Ne zamandır evin ihtiyaçlarıyla ilgilenemedim. Yumurta vardır inşallah. Yoksa bile, balkona yerleşik güvercin kolonisinden borç isteriz artık!
       Bugün, benim için değişik bir gün. Teknisyenimiz izne ayrılıyor, yerine birkaç gün ben bakacağım. Gerçi daha önceki yıllardan ol­dukça deneyimim var ama insan yine de heyecanlanıyor. Kriptocu olmak öyle kolay bir iş değil… Bu işi, telsizle konuşma yapmakla karıştırmamak lâzım.
       Şimdi, “Kriptocu da neymiş?” diye soracak olursanız, ben de si­ze onu; “Sonsuz emniyet sağlamak için düzenlenmiş, yani çözülmesi uzun müddet isteyen veya çözülmeye sonsuz olarak mukavemet eden bir sistem dahilinde, açık bir metni anlaşılamayacak veya anlaşılma­yan bir metni anlaşılacak bir hale getirmek için muhtelif vasıta ve metotlarla uğraşan, bunu sanat veya ilim haline getirerek sistemin oluşturulmasını ve işletilmesini sağlayan şahsa ‘Cryptographer’, yani ‘Kriptocu’ denir,” şeklinde tanımlayabilirim.
       Durun… Şöyle bir nefes alayım… Siz de öyle hemen üstüme gel­meyin. Yavaş yavaş anlatıyoruz işte. Hiçbir tarafa gitmek yok… Bütün gün ne yapacağız sanki? Dört buçuk metrekarelik bir odada, akşama kadar çay içip telsize bakacağız. Tabii o da bana bakacak.
       Bu iş çok önemli, çok! İstihbarat çalışmaları sırasında, elden ele geçen onca bilgiyi, zarfın içine koyup öylece gönderemezsiniz. İster telsiz başında olun, ister herhangi bir yerde, karşı tarafın ele geçirme­sini istemediğiniz bilgiyi, mutlaka bazı işlemlerden geçirmek zorunda­sınız…
       İleri teknoloji ile mücehhez telsiz, telefon, uydu ve internet casusluğundan, bu casusluğun nasıl yapıldığından, kullanılan cihazlardan, en üst düzeyde eğitim görmüş uzman teknik kadronun yetenek ve bilgi düzeyinden bahsedeceğimi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz! Bu şekildeki bir sohbetin, hem gereksizliğini hem de sakıncalı taraflarını umarım takdir edersiniz!
       Yok eğer, illa da “Çok merak ediyorum, çatlarım valla,” derseniz size Digitürk’ün –hadi yine reklamını yaptık– altı sinema salonunu tavsiye edebilirim. Merakınızı tatmin edecek çok güzel filmler var; giriş iki milyon!
       Yine size, bir zamanlar oldukça moda olan ve gizli servisler bün­yesinde tercih edilen bir haberleşme metodu olarak kullanılan mikro­film teknolojisinden de bahsetmeye hiç niyetim yok…
       Daktilo ile yazılmış bir mektup üzerinde ortalama kırk “nokta” işa­reti varsa ve her bir nokta işareti üzerine, mikrofilm tekniğiyle küçültü­lerek, yine daktilo ile yazılmış bir sayfalık gizli bilgi monte edilmiş ise demek ki bir mektup göndermekle, kırk sayfa tutarındaki bilgiyi de göndermiş oluruz, değil mi? Casus olsak iyi de, biz casus değiliz ki!
       Yahu bak, nasıl da düşünemedim. Aslında bu koca kitabı yaz­mak için günlerce uğraşacağıma, yayımcıma altı tane mektup yazar, bir de selam söylerdim. İyi de olurdu hani! Bana çektirdiklerini bir bilseniz!
       Her şey o kadar gelişti, sistemler öyle değişti ki… Zamanında, bi­zim günlerce üzerinde çalıştığımız şifreleri, şimdi bilgisayarlar üç beş saniye içerisinde çözüyor, hem de milyarlarca alternatifi ile birlikte ortaya çıkarıyor. Ardından, saniyenin bilmem kaçı kadar bir zamanda, dünyanın öbür ucundaki bir terminalin kayıtlarına aktarıyor. Korkunç bir teknoloji ve müthiş bir sürat!
       Cihazdan mırıl mırıl sesler geliyor. Benim de uykum geliyor! Gece hiç uyumadık ya! Şöyle gözümün birini kapatayım dedim;
       “MARTI… MARTI… Sana sesleniyorum MARTI… Uyuyor musun?”
       İnsafsızlar, ne olacak? Yok, yok… Böyle olmuyor! Kendime bir meş­gale bulmalıyım. Hem beni uyanık tutsun, hem de uzun süre oyalasın.
       Tamam işte… Madem bugün resmen kriptocuyum, ben de kendime özel bir şifre metodu geliştiririm olur biter! Öyle yeni sistemlerden falan değil… Hani, zamanında kullanılan; ama son derece de güvenli olan bir metot! Aslında çok kolay, çünkü size özel… Yani siz hazırlıyorsunuz! Bakın anlatayım;

       Üst tarafta gördüğünüz gibi kâğıt ve­ya kartondan bir kare hazırlıyorsunuz. Üzerinde 6×6 = 36 adet küçük kare var. Dikkat ederseniz, bu karelerden açık renkli olanlar birer delik… Deliklerin adedi ise 9… İlla bu delikleri kullanacaksınız diye bir kural yok. İstediğiniz yeri delebilirsiniz… Milyarlarca alternatifiniz var… Yalnız, delik deleceğim diye bir tarafınızı kesmeyin yeter!
       Sonra 9’ar harften oluşan kelime gruplarını, sırasıyla bu kareler üzerine yazıyor ve başlangıç noktasından itibaren anahtarı, saat yönünde olmak üzere 4 kere döndürüyorsunuz. Her döndürüşte. Ortaya çıkan harfleri peş peşe not almayı unutmayın!
       Bu kadar ipucu yeterli… Bilmece-bulmaca hazırlayanlar bile, böy­le kopya vermiyorlar. Hem, sırası gelmişken bir şey söyleyeyim mi? Ben bu insanlara bayılıyorum. Neden mi? Bir yere gelip sıkıştıkların­da, sorunu kolayca hallediveriyorlar. “Polinezya yerli dilinde ağaç sin­cabına verilen ad?” Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi? Yahu kardeşim, ben kendi dilimi bile tam olarak bilmiyorum, nerde kaldı Po­linezya dili? Cevabı da neymiş…
       Durun, durun bir dakika! Telsizden beni çağırıyorlar;
       “MARTI… MARTI… Mesajım var diyordun… Hazır mı?”
       “Az sonra hazır olur… Biraz meşguldüm de…”
       Gördünüz değil mi? Adamı iki dakika rahat bırakmıyorlar. Neyse ki bu arada, işin esasını size anlatabildim. Şimdi vereceğim harf grup­larını şifre anahtarınıza tatbik edin, size iletmek istediğim mesajı çö­zün bakalım!

IİİLNG           İAZRNI          LİYLMİ
NIEZİT          IDEEMK        GASZRE
IİLEZK          NYHİAA        TISVLE
NİUBVE        TELYDA        GİKANİ
TAKLLE       AIBBIİ            İRVNEİ
ŞİAYRS         NNEYVI        DSYZIA

       Son bir kopya; mesajı içeren cümleyi tersten yazdım; hani, size zorluk olsun diye! Yabancı bir dille de yazabilir, hatta her bir kelimeyi başka başka dillerde yazarak, işi iyice karıştırabilirdim. Maksat, vakit geçsin değil mi?
       “MARTI… MARTI… Hadi be kardeşim!”
       Tamam, tamam! Çok önemli bir not daha; şifre anahtarınızın ay­nısını, mesaj göndermek istediğiniz kişiye de vermeyi sakın unutma­yın! Anahtar olmazsa, şimdi benim yaptığım gibi bakınır durur! Hay Allah, nereye koymuştum onu acaba?
       Eee… Siz daha ne duruyorsunuz? Hemen üç tane boş otuz altılık kare hazırlayın ve içine yukarıdaki harf gruplarını yazmaya başlayın. Ben mi? Beni düşünmeyin. Hem ilk defa olmuyor ki!.. Boş verin… Biz MARTI’yız… AKBABA’nın gönlünü alma yollarını da biliriz!

ÖNEMLİ DUYURU:
Yukarıda açıklaması yapılan düzeneğe, belirlenen harf gruplarını yerleştirmek suretiyle, şifreyi çözüp gizlenen cümleyi doğru olarak “İLETİŞİM” sayfasından bize ulaştıran meraklı takipçilerimize birer ödül vermeyi düşündük. Bugün yayınladığımız Kitap Tanıtımı ve Satış (1-2-3-4) bölümlerinde yayınlanan ve aynı bölümde bundan sonra da yayınlanacak olan kitaplardan dilediği kitabı, hediye etmek istiyoruz. Kargo ücreti tarafımızca ödenecek olan kitapların bu şekilde el değiştirmesi bizleri mutlu edecektir. Sizlerin de memnun kalacağınızı umuyoruz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir