Hafızana Güven!..

H

       “İnsanın, her şeyi aklında tutabileceği, yeri ve zamanı geldiğinde de kullanabileceği bir tekniği öğrenmesi, gerçi biraz zaman alacaktır, ama o kadar da zor bir çalışma değildir. Üstelik zaman içerisinde daha fazla geliştirme imkânları da mevcuttur. Kötü bir hafızaya sahip olmaktansa, birkaç ufak zorluğa katlanmak, her zaman için tercih edilebilir. Yine de, ne olur ne olmaz; yazıyı önce okuyun, ondan sonra karar verin!..”

       Bizim gizli servis çalışanları, her ne kadar kendilerine; güven, gü­venlik, güvenilirlik… vs. gibi kavramları esas almışlarsa da, aslında tam manasıyla bir güvensizlik çatısı altında hareket ederler.
       Her şeye şüphe ile bakmak ya da her olaya veya her şahsa şüp­he ile yaklaşmak, temel davranışlarımız arasına girmiş ve en önemli özelliklerimizden biri olup çıkmıştır.
       Eee… Elindeki sopasıyla bir çöplükte ne yaptığı, ne karıştırdığı belli olmayan küçük çaptaki bir şüpheliden(!) tutun da, saygın ve onurlu bir yerde temsil yetkisini kullanmak yerine, iş ve sekreter kovalayan bü­yük çaptaki şüphelilerimize(!) varıncaya kadar herkesin birtakım şüp­heli hareketler içerisinde bulunduğu bir ülkede görev yapmak o kadar kolay olmadığından, ne yazık ki her sektörde ve her alanda mevcut olan güvensizlik ortamı içimize kadar işlemiştir.
       Biz, birkaç özel konunun dışında, sadece kendimize güvenmeyi yeğlemişizdir. Ha, bir de hafızamıza güvenmeyi iyi öğrenmişizdir.
       Öyle sık sık ve alenen not alma fırsatımız olmadığından veya üzerimizde doküman vs. taşımayı doğru bulmadığımızdan ya da her ortamda şifreli bir mesaj hazırlamanın ne kadar zor olduğunu bildiği­mizden, başka bir çıkar yol bulmak ve hafızamıza güvenmeyi öğren­mek zorunda kalmışızdır.
       İnsanın, her şeyi aklında tutabileceği, yeri ve zamanı geldiğinde de kullanabileceği bir tekniği öğrenmesi gerçi biraz zaman alacaktır, ama o kadar da zor bir çalışma değildir. Üstelik zaman içerisinde daha fazla ge­liştirme imkânları da mevcuttur. Kötü bir hafızaya sahip olmaktansa, bir­kaç ufak zorluğa katlanmak her zaman için tercih edilebilir.
       Ben de böyle yeni bir yeteneğe kavuşmanın sevinci içerisinde, bir gün bizim hanımı karşıma almış ve ona da bu tekniği öğretmeye çalışmıştım. Unutulmayacak bir diyalog ve güzel bir anı olduğundan, size de aktarmak istedim.
       Gayet iyi hatırlıyorum(!) aramızda şöyle bir konuşma geçmişti:
       “Bak canım, bizim arabanın plaka numarası kaç? Ama şipşak cevap vereceksin!”
       “………?”
       “Gördün mü, birden hatırlayamadın işte! 5426 değil mi?”
       “Evet!”
       “Şimdi dikkat et bakalım, çok kolay olduğunu göreceksin; numa­ranın ilk yarısı 54, ikinci yarısı da 26, değil mi? Şu halde, ikinci yarısını 2 ile çarptık mı, ilk yarısını elde ediyoruz demektir…”
       “Affedersin ama, 26 rakamının iki katı 54 değil, 52’dir!”
       “Doğru ya… Demek, ikinci yarısını 2 ile çarptıktan sonra, yine 2 ilâve etmemiz gerekecek, çok kolay!”
       “İyi de, 26 rakamını aklımızda nasıl tutacağız?”
       “Dur canım, hemen pes etme, onun da buluruz püf noktasını… Tamam işte, el ve ayak parmaklarımızın sayısı kaç? 20 değil mi? Ona 6 ilâve eder, işi bitiririz…”
       “Peki şekerim… 6 rakamını nasıl hatırlayacağım?”
       “Sen de işi yokuşa sürmekten hoşlanıyor gibisin! Karıştırdın gali­ba! İstersen bir başka örnek vereyim… Tamam, işte buldum! Senin yaşın kaç?”
       “Çok mu lâzım? Benim yaşımdan başka verecek örnek bulama­dın mı?”
       “Hadi söyle canım… Biz bizeyiz, başka kimse yok!”
       “32…”
       “Gördün mü? Senin yaşından 6 çıkardık mı geride 26 kalıyor!”
       “İyi de, 6 rakamını nasıl hatırlayacağımı biraz önce sormuştum?”
       “Hımm, kolay canım! Sol elinin 5 parmağı ile 1 de yüzük!”
       “Sen bunları ciddi mi söylüyorsun, yoksa dalga mı geçiyorsun?”
       “Teessüf ederim, neyse unut gitsin! Akşama ne yemek var?”
       “Kuru köfte, pilav, birde kayısı hoşafı…”
       “Tamam… Şimdi buldum! Mönünün son yemeğindeki harfleri 2 ile çarptık mı, 26 rakamını buluruz!”
       “Senin bugün aklın durdu galiba! Kayısı hoşafında 12 harf var, oysaki bize 13 rakamı lâzım!”
       “İyi ya işte… Kayısı hoşşafı değil mi? Tam 13 harf…”
       “Saçmalama… Hoşaf, tek ‘ş’ ile yazılmaz mı?”
       “Tamam, tamam… Ama bu tekniği sana mutlaka öğreteceğim. Bu sefer baştan başlayalım. İnan aslında çok kolay, bir iki şeyi aklına getirdin mi… Şıp…”
       “Gerekli şeyleri bir tarafa not etsek daha kolay olmaz mı?”
       “Olur mu hiç? Hem öyle bazı şeyler sağa sola not edilir mi? Bu daha basit bir yöntem… Neydi ilk numaralar?”
       “54…”
       “Senin tarih bilgin kuvvetlidir… Söyle bakalım, Kırım Savaşı kaç tarihinde oldu?”
       “Hey Allah’ım, sen sabır ver!”
       “Söyle, söyle… Göreceksin…”
       “1854… n’olacak?”
       “Tamam işte! 54 karşında duruyor. Şimdi tekrar 26’ya dönelim. Annenin doğum tarihi kaç?”
       “Annem kadar başına taş düşsün. Ne istiyorsun kadından?”
       “Bir şey istediğim yok. Hem bilirsin, kendisini çok severim!”
       “1930…”
       “Oldu işte! 30’dan 4 eksilttik mi, 26’yı buluruz!”
       “Ay… Şimdi çıldıracağım! 4’ü nasıl aklımda tutacağım be adam?”
       “Dur sinirlenme… Onun da kolayı var! Siz 4 kardeşsiniz değil mi? Sen, Şermin, İlter, Tamer! Şöyle bir toparlarsak; önce Kırım Sa­vaşı… Sonra ananın yaşı…”
       Hanım, –çok iyi hatırlıyorum– konuşmamı bitirmemi bile bekle­memiş ve hiçbir şey söylemeden, kalkıp mutfağa gitmişti.
       Yine de, bu tekniği öğrenmekte fayda olduğunu söylemek isterim. Ben bunun yararını çoook gördüm!
       Yoksa siz benim, dört kitabı dolduran bunca anıyı hafızamda nasıl sakladığımı zannediyordunuz ki?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz