Koşullandırılma ve Koşullanma

K

       Koşullandırılma çok erken yaşlarda başlar. Koşullandırılmış bir anne-babanın çocukları, yüzde yüz koşullanırlar. Günde beş vakit namazını kılan, ama kafası kızdı mı karısını döven, çocuklarına hoyrat davranan bir adamın çocuklarından, ömür boyu başka türlü bir tutum, başka bir yaşam tarzı beklenebilir mi? Beklenemez elbette… Böyle gelmiş böyle gider.
       Koşullanma iyiye yönelik olduğu gibi kötüye yönelik de olabilir. Evine gazete, kitap girmeyen bir evin çocuğu, ister istemez okumaya, yazmaya ters yönden koşullanmış olur. Evinde bir kitap bulunmayan bir çocuğu düşünün. İlkokula başladığında ona okuma alışkanlığını nasıl kazandırırsınız? Bu, höt hötle olmaz, olsa olsa sevgiyle beslenmiş bir özendirmeyle olur, olabilir.
       Anasına bak kızını al sözü boşuna söylenmiş değildir. Buna benzer Fransızca’da bir söz vardır:  “Tel perè tel fils” Baba neyse oğul da odur anlamında…
       Çocuğun eğitimi sıfırla yedi yaş arasında, önce ailede başlar. Siz, dayakla, boş inançlarla büyümüş yedi yaşındaki bir çocuğu çağdaş, uygar bir yaşam düzeyine, bilimsel dünya görüşüne sokmaya çalışın; göbeğiniz çatlar.
       İşe aileden başlanmalı diyorlar. Doğrudur. Ancak aile gökten inmez, yerden biter. Aile derken, ilerinin ideal aileleridir söz konusu olan…
       Çocuktan başlayan eğitim, geleceğin aile eğitimini, çekirdeğini oluşturur.
       İlkokul, ortaokul, hatta lise eğitiminde dayaksız, horlanmasız yetişme, yetiştirilme, geleceğin insanca aile ortamının hazırlanmasını sağlar.
       Birleşik Amerika’da 1860’larda, Henry David Thoreau adındaki Amerikalı bir aydının kız kardeşiyle birlikte kurduğu dayaksız ilkokul, çok kısa ömürlü olmuş ve dayaksız eğitime karşı olanlarca kapattırılmıştır.
       Eğitimi dayağa bağlayan bir toplum bu çağda da, özellikle geri kalmış toplumlarda süre gelmekte. Dayak cennetten çıkmadır diyen toplumlarda, özellikle Müslüman kesiminde, ne yazık ki dayak insanlığın yüzkarası olarak sürüp gitmekte.
       Eğer iyi bir gelecek arzu ediyorsak –ki, buna hiç şüphe yok– şiddet içerikli saldırıların, aile içi kavgaların, cinsel tacizlerin günden güne artış gösterdiği toplumumuzda, yönetmek yerine “idare etmeyi” tercih eden yetkililerin, dönüp geriye değil, ileriye doğru bakmalarının zamanı geldi de geçti bile…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi