Âbid İle Gelincik

Â

     Hükümdar Debşelim, filozof Beydebâ’ya dedi ki:
     “Bu hikâyeyi dinledim. Şimdi neticeyi düşünmeden işe atılan aceleci adamın hikâyesini anlat.”
     Filozof:
“İşini sağlama almadan, etraflıca düşünmeden harekete geçen kişi, mutlaka pişman olur! Böyle davranan kişi, gelinciği sevdiği halde öldüren âbid gibidir!”
     Hükümdar:
“Anlat hele, nasıl olmuş bu?”
     Filozof almış sözü:
     “Anlatırlar ki, Gürcan bölgesinde bir âbid yaşarmış. Âbidin güzel mi güzel bir hatunu varmış. Ama epey bir zaman çocukları olmamış. Tam ümit kestikleri bir anda kadın hamile kalmış. Kadın sevinçli, adam sevinçli… Âbid hamd etmiş Allah’a, çocuğunun erkek olması için dua etmiş ve karısına demiş ki: ‘Müjdeler olsun sana! Ben senin gayet vefakâr ve muradımıza uygun bir oğlan doğuracağını umuyorum. Ona en güzel ismi vereceğim, çeşit çeşit mürebbiler tutacağım…’
     Kadın cevap vermiş:
     “Be adam! Ne olacağını asla bilmediğin bir konuda seni gevezeliğe sevk eden nedir? Böyle boş konuşan kişi, başına yağ bal döken âbide benzer!”
     Kocası merakla;
     “Nasıl olmuş, anlat hele!” demiş.
     Kadın anlatmış:
     “Eskilerden gelen bir kıssa işte… Bir zengin tacir, semtindeki âbide her gün bal yağ gönderirmiş. Âbid ihtiyacı kadarını alır, afiyetle yer; artanı bir çömleğe koyarak evin bir köşesindeki direğe asarmış. Gel zaman git zaman, bizim âbid bir gün elinde değneği, başucunda asılı çömleği; sırt üstü yatarken derin düşüncelere dalmış: ‘Yağ ve bal pahalı yiyecekler… Bu çömlektekini bir altına satarım… O parayla on dişi keçi alırım; derken bunlar gebe kalır; her beş ayda bir defa yavrular. Çok geçmeden koca bir sürüm olur.’ Böyle kurgulamalar üzerinde epey kafa yoran âbid sürünün çoğalma devresiyle ilgili olarak bir kaç yılın hesabını yapmış, dört yüzü aşan muhteşem bir keçi sürüsü çıkartmış ortaya. Artık iyice heyecanlanan âbid kendi kendine demiş ki: ‘Bu sürüyü satar yüz sığır alırım, her dört keçiye bir boğa veya inek gelir herhalde. Eh, artık epey bir arazi ve tohum almanın da vakti gelmiş demektir. Rençberler çalıştırırım, boğaları ziraatta, saban işinde kullanırım; ineklerin sütlerini sağar, düvelerimden de istifade ederim. Bu gidişle beş yıl geçmeden müthiş bir servet elde ederim ziraat işinden… Artık şahane lüks bir köşk yapmanın vakti gelmiştir; en güzel cinsinden cariyeler, en çalışkan ve vefakâr cinsten köleler satın alırım. Asil mi asil, güzel mi güzel sıcak bir hatunla da evlendim mi tamam demektir. Oğlum da asil olur, en güzel ismi koyarım ona. Biraz büyüsün, hemen eğitimi için harekete geçerim. Terbiye disiplin ister, olacak canım biraz sıkılık! Eğer bu disiplini kaldırabilirse ne âlâ, yok işi cıvıtırsa değnekle şöyle vururum ona…’ Âbid böyle heyecanlı hayallerle elindeki değneği havaya kaldırınca, direğe asılı çömlek kırılmış ve sermaye(!) şıpır şıpır dökülmüş yüzüne!” (Kadın anlatmaya devam eder)
     Bu hikâyeyi akıbeti hayır mı şer mi hiç bilmediğin bir konuda gereksiz laflar ettiğin için anlattım,” demiş.
     Âbid hanımının anlattığı kıssadan hissesine düşeni almış. Kadın hakikaten sevimli bir oğlan doğurmuş, baba çok sevinmiş bu işe…
     Bir kaç gün sonra kadın güzelce temizlenmek için hamama gitmeye niyetlenerek beyine demiş ki, “Çocuğun yanında kal; ben yıkanıp geleceğim.” Kadın hamama gidince çocukla baba baş başa kalmışlar. Bu sırada hükümdardan gelen bir elçi tıklatmış kapıyı. Âbid evden çıkarken, küçücük bir yavru iken alıp yetiştirdiği gelinciğe emanet etmiş çocuğunu. Gelincik akıllı mı akıllı bir hayvanmış…
     Âbid evi kilitleyip çıktıktan kısa bir süre sonra taşlıkta kara bir yılan zuhur etmiş. Oğlancığa yaklaşmış ama son anda gelincik fark etmiş onu, üzerine atlayıp boğmuş. Yılan paramparça olmuş, gelinciğin ağzı burnu kan içinde kalmış…
     Sonra âbid dönmüş; kapıyı açıp içeri girdiğinde, sevinçli bir eda ile ağzı burnu kan içinde yanına gelen gelinciği görmüş karşısında. O anki heyecan âbidin aklını başından almış. Hele hele eline yüzüne bulaşmış kanları görünce iyice zıvanadan çıkan âbid, ansızın değnekle vurmuş gelinciğin kafasına! Ağırdan almamış, durumu incelememiş, birden saldırmış zavallı hayvancığa… Gelincik oracıkta can vermiş! Âbid iç odalara bakınca çocuğu neşeli ve sapsağlam bulmuş, yanı başında da paramparça olmuş bir kara yılan! Meseleyi anlamış; acele davranıp büyük bir hata yaptığı için çıldırasıya üzülmüş, başını duvarlara vurmuş. Diyormuş ki kendi kendine, ‘N’olaydı da bu çocuk doğmasaydı! Ben de bu zalimliği yapmasaydım sevimli dostuma!’ O böyle dövünürken karısı girmiş içeriye ve merakla soruvermiş:
     “Ne oldu, ne bu hal?”
     Âbid, gelinciğin vefakârlığını, kendisinin tehevvüre kapılarak hiç tahkik etmeden nasıl bir fecaat işlediğini ağlaya ağlaya anlatmış.
     Kadın;
“İşte, Acelenin meyvesi böyle acı olur!” demiş.
     Beydebâ sohbetini şöyle bağlamış:
     “İşte, ölçüp tartmadan davranan; istediğini hiç düşünmeden alelacele yapan pişmankârın öyküsüdür bu!..”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz