Sorgu mu… İşkence mi?..

S

       “Yaa… Şimdi hepimiz bir ikilem içinde kaldık. Sorun şu: Sorgu mu, işkence mi? Elbette ki sorgu diyeceksiniz; biz de öyle demiştik zaten. Bütün deneyimli hocalarımız da öyle demişti. Hatta bizden söz vermemizi istemişlerdi; sorgu sırasında işkenceye tevessül etmeyeceğimize dair. İstedikleri sözü de vermiştik… Rahatlamışlar ve bizi huzur içinde bölgelerimize geri göndermişlerdi!..”

       Güzel bir pazartesi sabahı kursumuz başladı. Bu seferki kursa katılanlar arasında, tek bir arkadaşımın dışında başka tanıdık bir yüz görmek mümkün değildi.
       Onunla, hemen hemen aynı zamanlarda teşkilâta girmiş, ayrıca ilk kursumuz olan “Hazırlık Kursu”nda yine birlikte olmuştuk. Böyle, arada bir buluşmamız ve görüşmemiz iyi oluyordu doğrusu…
       Bu kursta, diğer kurslarda olduğu gibi değişik hocalarımız yoktu. Bize sorgu konusundaki teorik ve pratik bilgilerini aktaracak bir iki deneyimli büyüğümüzün yönetiminde derslere başladık.
       Şunu da hemen belirtmekte fayda görüyorum ki, esas prensipleri aynı kalsa da, şu anda bizim görmekte olduğumuz sorgu kursunun özel bir tarafı vardı.
       Bu kurs sırasında; yurdumuza göçmen veya mülteci olarak ge­lenlerin, şu veya bu şekilde iltica edenlerin ya da bugünkü deyimiyle sığınmacı olarak başvuranların ve en önemlisi, herhangi bir nedenden ötürü gözaltına alınıp da casus olduğundan şüphe edilenlerin yapıla­cak sorgularında kullanılacak teknikler, dikkat edilecek hususlar, dol­durulacak formlar ve hazırlanacak raporlar… vs. hakkında tüm bilgiler verilecekti.
       Yine bu kurs sırasında bize; genel anlamda iyi bir sorgucunun niteliklerini, sorgu esnasında asıl öğrenilmesi gerekli olan hususları, yabancı devlet ajanlarının sorgulanmasındaki hassas noktaları, sorgu­cunun sorgulanan hakkındaki düşüncelerinin neler olabileceğini, sor­gulama sırasında sorgucu tarafından yapılması veya yapılmaması gereken hareketleri, tek tek, madde madde göstereceklerdi.
       En ilgimizi çekecek bölümlerin ise; sorgulama hilelerinin uygulan­ması karşısında kaynağın göstereceği tepkilerin anlatıldığı bölümler olduğu kesindi.
       Gerçekten de öyleydi. Hani bir sorgucunun; genel kültürü yük­sek, insan psikolojisini iyi bilen, giyiniş ve hareketleriyle ülkesinin ve kurumunun temsilcisi olduğunu belli eden biri olması gerektiğini anlayabilmek o kadar zor olmasa da, böyle nitelikli biri tarafından sorgulanan şahsın çok değişik hile ve metotlarla çözülmesini sağlayıcı dene­yimi kazanması da öyle kolay olmasa gerekti… Hem öğreneceğimiz hileler, belki ileriki yaşantımızda da bize çok faydalı olabilirdi.
       Günler geçip derslerimiz ilerledikçe, sorgunun aslında pek de ha­fife alınmaması gereken bir beceri, hatta bir sanat olduğu üzerinde he­pimiz hemfikir olmuş gibiydik.
       Yüzlerce sayfa tutan notlarımızı belleğimize kaydederken, hoca­larımızın şu sözlerini unutmamız asla mümkün değildi:
       “Arkadaşlar! Biz size sorgu yapmasını öğretiyoruz. Evet, sorgu, sizin de belirttiğiniz gibi bir sanattır. Ne zaman değineceğimizi merak­la beklediğinizi bildiğimiz işkence de bir sanattır. Sorgu ile işkenceyi birbirinden ayırt etmeniz ve asla birini ötekine karıştırmamanız gerekir. Biz size sorguyu öğretiyoruz, işkenceyi değil!
       İşkence nasıl yapılır diye soranlara ve de öğrenmek isteyenlere verilecek tek bir cevabımız vardır; o sanatı gidip başka yerlerde öğren­sinler. Milli İstihbarat Teşkilâtı, işkence yapan bir kuruluş değildir. Siz­ler de işkenceci değilsiniz. Bu hususu sakın unutmayın!
       Sorgu; usta oyuncular tarafından oynanılan bir satranç ya da bir dama oyunu gibidir.
       İşkence ise; zekâsına, bilgisine, yeteneklerine güvenemeyen, ne­ticeyi sadece kaba kuvvetle elde edebileceğine inanan, senaryolarını acı ve korku temelleri üzerine kurdukları filmlerde oynamaya alışmış ve genellikle fiziki ve ruhi dengeleri giderek bozulmaya yüz tutmuş ki­şilerin yaptıkları bir uygulamadır.
       Kendinizi böyle kişilerle aynı kategoride görmek istemiyorsanız, asla işkenceye tevessül etmeyiniz!
       Dünyanın birçok ülkesinde, gizli servisler tarafından ne gibi sorgu ve işkence metotlarının uygulandığını, sizler de muhtelif kurslarda gör­müş ya da hizmet içi eğitim kitaplarında muhtelif vesilelerle okumuşsu­nuzdur. Birçok casusluk olayının çözülme nedenlerinin ardında yatan gerçekler, ne yazık ki bazı metotların uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu hususlar, çok özel durumlarda ele alınacak ko­nulardır ve şu andaki öğretimizin dışında kalmaktadır.
       Büyük ihtimal, sizin de gözlemci sıfatıyla bulunacağınız sorgular olacaktır. Bur sorgulardan korkmayınız. Kaynak, eğer art niyetli değil­se, sizi hiçbir şekilde suçlayamaz veya lekeleyemez.
       Sizin asıl korkmanız gereken sorgular, bizzat iştirak etmediğiniz sorgulardır. Bu gibi durumlarda, bilhassa sizin kimliğinize bürünmeyi alışkanlık haline getirmiş olan kişiler tarafından yapılan sorgulardan, daha doğrusu sorgu sırasında tevessül edilen davranışlardan zarar görebilirsiniz!
       Taraflı basın yayın organları, bu tarzda yapılmış sorguların yanıl­tıcı haberlerine zaman zaman yer verebilir, manşet atabilir ve sizleri kendi görüşleri doğrultusunda afişe etmeye çalışabilirler. Tabii, ortada bir de art niyetli kaynak sorunu var. Bu çok önemli bir husustur!
       Sorgulama sırasında kendisine “Biz MİT’iz!” ya da “Biz MİT’çiyiz!” diye hitap eden kişilere inanan bir kaynak, dünyanın en aptal in­sanıdır!
       Girdikleri sorgularda, sorgu yapmak yerine diğer metotlara başvu­ranlarla ve teşkilât mensubu olduklarını bir tehdit unsuru gibi açıkça beyan eden insanlarla kesinlikle bir alâkamız olamaz, olmamalıdır! Böyle davranmakla onlar, hem kurum olarak hem de şahsen büyük bir acz içine düştüklerini itiraf etmiş olmaktadırlar!
       Bu gibi kişilerin, gerçek kimliklerine dönmelerinin sağlanması da, sizin görevleriniz arasında olmalıdır. Ancak, hatırlamamız gerekir ki, hal­ledilmesi en zor hususlardan biridir!
       Son olarak, aşağıda sayacağımız temel nitelikler, sizin kalitenizin birer göstergesidir ve dikkat ederseniz gerçek bir sorgucu ile bir işken­ceci arasındaki fark da, işte bu niteliklerde gizlidir.
       Bir sorgucu;
       – Zeki, kabiliyetli, kararlı, kuvvetli bir hafızaya ve muhakeme ye­teneğine sahip olmalıdır.
       – Sinirlerine ve hislerine son derece hâkim olmalı, sabırlı ve anlayışlı davranmalı, şahsa ve duruma kolayca uyum sağlayabilmelidir.
       – Güven verici, sempatik, herkesle anlaşıp geçinebilen tipte biri olmalıdır, ancak tesir altında asla kalmamalıdır.
       – Konusuna hâkim, genel kültürü yüksek, aktüaliteyi takip eden, insan psikolojisini ve fizyonomisini iyi bilen ve değerlendirebilen biri ol­malıdır.
       – Giyiniş ve hareketleriyle ülkesinin ve bağlı olduğu kurumun temsilcisi olduğunu belli etmelidir.
       – Türkçesi düzgün, kelime haznesi geniş ve ifade tarzı kuvvetli olmalıdır.
       – Sorguladığı şahsın dilini, şivesini konuşabilmeli, memleketinin ve yöresinin örf ve âdetlerini iyi bilmelidir.
       – Sorgu metot ve prensipleri konusunda kendisini sürekli yenilemelidir.
       Şimdi bize söz vermenizi istiyoruz arkadaşlar; asla prensiplerimizi zedelemeyecek ve tasvip edilmeyen davranışlara tevessül etmeyecek­siniz, tamam mı?”
       Nasıl tamam olmasındı? Yapılan tüm konuşmalar ve birbiri ardın­dan sıralanan cümleler, öylesine etkili ve güzel sözcüklerden oluşuyor­du ki, yıllar boyu karşılaştığımız ve şahidi olduğumuz tüm olaylarda, anlatılanların doğruluğunu birçok kez kanıtlama fırsatını bulduk!
       İşkence konusuna gelince; bizzat şahit olduğumuz görüntülerden anladığımız kadarıyla, “Türkiye’de işkence yoktur,” diye iddia eden­ler, ne yazık ki doğruyu söylemiyorlardı.
       Bir kere, işkencenin küçüğü büyüğü olmazdı… “Bunlar işkence­den sayılmaz,” diye ısrar edenlerin sayısı, aksini iddia edenlerden çok daha fazla olduğu için de, fiziki darp sınıfına sokulan davranışlar, ken­disine yaygın bir biçimde uygulama alanı bulabiliyordu.
       Abartı derecesine varan ve çok büyük boyutlarda olduğu art niyetli kaynaklar ve bunların malûm savunucuları tarafından ifade edilen birtakım usullerin uygulanmadığını şimdi iddia edecek durumda deği­lim, ama art niyetli kaynak gerçeğinin çok büyük boyutlarda olduğunu, aslında insan haklarından ziyade, kişi, kurum ve devleti yıpratmak ama­cına yönelik olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.
       Her neyse, girdiğimiz sorgularda; çabuk çözülenlerini de gördük, uğraştıranlarını da… Aralarında, bilinçsiz bir şekilde bizi yanıltanlarda vardı, yanlış bilgiler verip özellikle dalgasını geçenler de… Sorgu odasın­dan çıktıktan sonra, sinirinden kanı beynine fırlayanlar da oldu, birlikte kol kola çıkanlarda…
       Çalışmalarımız sırasında; “Çekin lan bunu askıya, cereyanı da verin; hem boyu uzasın, hem de cozurdasın kerata,” diye açıkça ba­ğıranlara rastlamadığımız gibi, o gün hocalarımıza “Tamam!” sözünü verirken, her nedense bütün arkadaşların –muhtemelen, ya günün he­yecanına bağlı içgüdüsel bir tepkiden ya da ‘ne olur, ne olmaz!’ ina­nışından kaynaklanan ihti-yati bir tedbirden olacak– sağ ayaklarını ne­den hafifçe yukarı kaldırdıklarını bir türlü anlayamadık!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz