Yedi Kargalar

Y

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Bir adamın yedi oğlu varmış. O kadar istermiş ama bir kızı olmazmış. Günün birinde karısı ona müjdeli haberi vermiş; hamile olduğunu söylemiş. Çocuk dünyaya gelmiş ve bu seferki kızmış… Buna çok sevinmişler ama çocuk pek cılız, pek ufacık bir şeymiş. Bu yüzden de evde vaftiz edilmesi gerekmiş.
       Baba, vaftiz suyu getirsin diye oğullarından birini kuyuya yollamış. Diğer altı oğlan da onun peşinden gitmişler. Hepsi de suyu önce kendisi doldurmak istiyormuş. Bu kargaşa sırasında testi suya düşmüş. Oğlanlar oldukları yerde kala kalmışlar; ne yapacaklarını şaşırmışlar. Hiçbiri eve dönmeye cesaret edememiş.
       Çocukların hâlâ dönmediklerini gören baba;
       “Yaramaz oğlanlar kesin oyuna daldılar!” demiş.
       Kızının vaftizsiz öleceğinden korkuyormuş. Canı çok sıkılmış:
       “İnşallah hepiniz karga olursunuz!” diye ilenmiş.
       Daha sözünü bitirmeden başının üstünde bir hışırtı işitmiş. Havaya baktığında, kömür gibi kara yedi tane karganın uçup gittiğini görmüş.
       Anne ile baba bu ilenci bir daha geri alamamışlar. Oğullarının yedisinide elden kaçırdıkları için çok üzülmüşler. Bütün sevgilerini biricik kızlarına vermişler, onunla bir parça olsun avunmuşlar.
       Kız çok geçmeden kendini toparlamış, gün geçtikçe güzelleşmiş ama başka kardeşleri bulunduğundan uzun süre haberi olmamış. Anne babası bunu duyurmamaya çalışmışlar.
       Sonunda, günün birinde ahalinin kendisinden söz ettiklerini işitmiş. Diyorlarmış ki:
       “Kız güzel ama yedi ağabeyinin başlarına gelen yıkım onun yüzünden oldu!”
Bunları duyunca kız çok üzülmüş. Annesine babasına gidip sormuş:
       “Ağabeylerim var mıydı benim? Onlara ne oldu?”
       Bunun üzerine anne babası bu gizliliği daha fazla saklamak istememişler. Tanrının böyle istediğini, yoksa doğumunun buna neden olmadığını anlatmışlar. Ancak kızcağızın içine bir kurt düşmüş. Kardeşlerini kurtarmayı kafasına koymuş. Bir yerlerde durup dinlenemez olmuş. Sonunda bir gün gizlice yola çıkmış. Ağabeylerinin izini bulmaya, ne pahasına olursa olsun onları kurtarmaya karar vermiş.
       Evden çıkarken, anne babamı anarım diye bir yüzük, karnım acıkırsa diye bir dilim ekmek, susarsam içerim diye bir testi su ve yorulursam otururum diye de bir iskemleyi yanına almış.
       Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş! Sonunda dünyanın öbür ucuna, güneşin yanına varmış. Ama güneş çok sıcakmış, korkunç bir şeymiş. Hem de küçük çocuklara zarar verirmiş. Kız hemen buradan kaçmış, doğru aya gitmiş. Ay da pek soğukmuş, hem de kötü huyluymuş. Çocuğun orada olduğunu anlayınca;
       “Burnuma insan kokusu geliyor!” diye bağırmaya başlamış.
       Kız oradan da çabucak kaçmış; yıldızlara gitmiş. Bunlar ona güleryüz göstermişler. Her yıldız ayrı bir sandalye de oturuyormuş. İçlerinden sabahyıldızı ayağa kalkmış ve ona bir aşk kemiği uzatarak;
       “Yanında bu kemik olmazsa sırça sarayı açamazsın. Oysa kardeşlerin orada kalıyor,” demiş.
       Kız bu küçük kemiği almış. Bir mendilin içine sarmış, yola çıkmış. Gide gide sırça saraya varmış. Büyük kapı kilitliymiş. Kız aşk kemiğini çıkarmak için mendilini açmış. Bir de ne görsün? Mendil bomboş değil mi? Meğerse kız iyi yürekli yıldızın armağanını yolda yitirmiş. Şimdi ne yapacak… Kızcağız ağabeylerini kurtarmak istiyormuş. Oysa sırça sarayın anahtarı yokmuş işte! Bunun üzerine bir bıçak almış, küçük parmağını kesmiş. Kapıya bunu sokmuş. Kapı açılıvermiş…
       Kız içeriye girince karşısına bir cüce çıkmış;
       “Yavrum,” demiş. “Ne arıyorsun burada?”
       “Ağabeylerimi… Yedi kargaları arıyorum!”
       “Yedi kargalar evde değiller! Onlar dönünceye kadar bekleyeceksen gir içeri!”
       Bundan sonra cüce, yedi tabak, yedi bardak içinde kargaların yemeklerini içeri getirmiş. Küçük kız her tabaktan birer lokma yemiş, her bardaktan birer yudum su içmiş. Sonuncu bardağın içine de yüzüğü koymuş.
       Birden bire havada bir hışırtı, bir kanat sesi duyulmuş. Cüce;
       “Yedi kargalar eve geliyor!” diye seslenmiş.
Kargalar gelmiş; yiyip içmek istemişler. Tabaklarının, bardaklarının durumunu görünce arka arkaya söylenmeye başlamışlar:
       “Tabağımdan kim yemiş? Bardağımdan kim içmiş? Buna bir insan ağzı değmiş?” Yedinci karga bardağı dikip içerken ağzına yüzük gelmiş. Bakmış ve anne babasının yüzüğünü tanımış.
       Kapının arkasında durup bu sözleri işiten kız ortaya çıkmış. Bunun üzerine kargaların hepsi yeniden insan kılığına dönmüşler. Sarmaş dolaş olmuşlar. Hep birlikte evin yolunu tutmuşlar…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi