Babalar ve Oğullar

B

Romanın Başlıca Karakterleri:
     Nikolai Petroviç Kirsanov: Orta yaşlı bir kır centilmeni; nazik ve müşfik; oğlunu çok sever.
     Pavel Petroviç Kirsanov: Nikolai’nin erkek kardeşi. Gençliğinde mutsuz bir aşk macerası geçirdiğinden, somurtkan ve hissi, tek başına yaşayan bir bekâr. Tam bir aristokrat; davranışları, kimse ile sıkı fıkı dostluk kurmak istemediği kanısını uyandırır. Elbiseleri tertemiz, kendisine iyi bakar, konuşuşu zaman zaman acıdır.
     Arkady Nikolaviç Kirsanov: Nikolai’nin büyük oğlu; üniversiteden yeni mezun olmuş. Aslında, basit ve sevimsiz bir insan ise de parlak, cemiyete küskün ve düşman arkadaşı Bazarov’un çok fazla tesiri altındadır.
     Fedosya Nikolayevna Savişna (Feniçka): Nikolai’nin metresi; müşfik, utangaç ve güzel bir köylü kızı.
     Yvgeny Vasiliç Bazarov: Parlak bir tıp talebesi; Arkady’nin bir arkadaşı. Bir nihilist; her şeyle, bilhassa aptallık, hassasiyet ve insanların kendi kendilerini aklamalarıyla alay eder.
     Vassily Ivanoviç Bazarov: Yvgeny’nin babası. Emekli bir ordu mensubu; kır bölgesinde sakin bir hayat sürer.
     Arina Vlassyevna Bazarov: Yvgeny’nin annesi; eskiye bağlı nazik bir kadın. Anti-entelektüel olmasına ve hurafelere bağlı bulunmasına rağmen, müşfik ve ailesine sadık.
     Mahhev Iliç Kolyazin: Bir hükümet görevlisi; Kirsanov’ların akrabası. Sevimli bir insandır, kendisinin önemli biri olduğunu sanır. Orijinal ve kurnaz bir adam olmamasına rağmen, mahir bir politikacı ve yöneticidir.
     Viktor Stinikov: Bir genç, Bazarov’u taklit etmeye çalışan ve onun yanından ayrılmayan biri.
     Avdorya Nikitişna Kukşin: Kocasından ayrılmış zengin bir kadın. Kendisini, kurtarılmış bir kadın sayar, Avrupa’da basılan kitapları okur ve kimyaya çalışır.
     Anna Sergeyevna Odintsov: Zengin bir dul. Bazarov’un âşığı. Açık görüşlüdür, kurallara bağlı değildir; kuvvetli inanışları veya hissi bağlantıları yoktur.
     Katerina Sergeyevna Loktiv: Bayan Odintsov’un küçük kız kardeşi. Ablasından daha sakin ve daha gelenekçi.
     Prenses K.: Bayan Odintskov’un yanında yaşayan yaşlı bir akrabası, son derece huysuz.
     Papaz Alexei: Bazarov’un köyünün papazı.
     Piotr: Nikolai’nin züppeleşmiş uşağı.

Romanın Özeti:
     Kirsanov’lar, Rusya’nın kır bölgesinde yaşayan ailelerinden biri ve kendi sınıflarının diğer mensuplarından daha cazibeli insanlardır. Nikolai Petroviç, zamanına göre, ileri fikirlere sahip iyi niyetli bir insandır. Kendisinin daha eskiye bağlı komşuları, onun bir radikal olduğunu sanırlar. Serflerini azat etmiştir ve şimdi malikânesinden kira toplamakta güçlüklerle karşılaşmaktadır. Karısı öldüğünden, Feniçka adındaki bir köylü kızı ile metres hayatı yaşar; sadece kardeşi Pavel’in sınıflar hakkındaki peşin hükümlerine saygı gösterdiğinden onunla evlenemez. Pavel, emekli bir subaydır, şimdi Nikolai’nin yanında oturmaktadır. Ateşi sönmüş bir aşk hayatı onu, hayattaki ihtiras ve hedeflerinden sıyırmıştır. Nikolai’nin oğlu Arkady ise, yirmi yaşlarında, neşeli ve iyi tabiatlı bir gençtir.
     Arkady, 1859 Mayısında, üniversiteyi bitirdikten sonra babasının çiftliğine döner; yanında, kendisini cazibesine kaptırdığı Bazarov adında bir genç ve parlak bir tıp talebesi vardır. Bazarov bir nihilisttir; hiçbir şeye saygı göstermez, her şeyle alay eder. Bazarov, hissiyatla da ilgili değildir. Hiçbir hayalinin bulunmadığını söyler. Rusya’daki bütün sosyal sınıflarla alay eder ve eskiye bağlı her şeyi gülünç bulur. Bu oturmamış genç, misafir geldiği bu evde uzun bir zaman kalır ve ev sahiplerine, muhtelif şekillerde tesir eder. Nikolai şaşırmıştır ve hayret içindedir. Pavel hakarete uğramıştır. Arkady ona arka çıkar; onun yanında kendilerini rahat hissedenler sadece Feniçka ve bebektir.
     Bazarov’un bu misafirliği sırasında, iki genç, civardaki vilayet merkezine sık sık giderler; orada, genç bir dul olan Anna Sergeyevna Odintsov ve onun kız kardeşi Katya ile tanışırlar. Hızlı yaşayan ve anti-gelenekçi bir kafaya sahip bulunan Anna, bu gençleri cazip bulur ve kendilerini davet eder. Bu ziyaretler sırasında Bazarov, nihilistlik prensiplerine rağmen Anna’ya âşık olur, fakat flörtü seven biri olduğu kanısını yaratmasına rağmen, Anna âşık olmayacak bir kadındır. Sebep olduğu aşk ateşi onu dehşete düşürür, ilişkiyi keser. Her işte arkadaşının yaptığını yapmak isteyen Arkady, ilkin, kendisinin de Anna’ya âşık olduğunu sanır ama gerçekte, zevkleri kendisininkine daha yakın olan Katya’ya tutulur.
     Arkady ve Bazarov, daha sonra, kır bölgesinde sakin bir hayat yaşayan Bazarov’un ebeveynlerini ziyaret ederler. Babası, emekli bir ordu mensubudur, annesi de basit, eskiye bağlı bir kadın. Her ikisi de, oğullarına saygı duymakta, itibar göstermektedirler. Bu ziyaret sırasında, Arkady, kendisi ile arkadaşı arasındaki mesafenin genişlediğini idrak eder. Kalben, hiç de bir nihilist değildir ve Bazarov’un, Pavel Amca ile alay edişine gücenir. İki genç, bir ara yumruk yumruğa kavga edecek hale gelirlerse de, Kirsanov’ların çiftliğine gitmeye karar verirler. Bazarov orada, Nikolai’nin metresi Feniçka ile flört etmek suretiyle Anna’yı unutmak ister. Aşağı yukarı zorla çalınan bir öpücük dışında aralarında hiçbir şey olmaz; fakat Pavel bunu görür ve Bazarov’u düelloya davet eder. Düelloda, Bazarov’a hiçbir şey olmaz ve Pavel de sadece bir yara ile kurtulur. İki kişi, aşağı yukarı barışırlar ve aralarındaki anlaşmazlığı anlatmak için bir hikâye uydururlar.
     Pavel, iyileşme döneminde, gençliğinde sevdiği kadınla ilgili güçlü hatıralarını düşünür. Nikolai’ya yalvararak, gerçekten sevdiği kadını terk etmemesini ve Feniçka ile evlenmesini ister. Bu arada Arkady, Katya’yı gerçekten sevmeye başlar. Kıza evlenme teklif eder ve derhal kabul edilir. Bu, Arkady’nin Bazarov’dan ve onun nihilizminden kurtulduğu ilk adımdır. Okuyucu öyle hisseder ki, Arkady yaşlandıkça babasına daha fazla benzeyecek; şuurlu bir toprak sahibi, karısına bağlı bir koca, iyi bir vatandaş ve ileri görüşlere sahip olmakla beraber ihtilalci olmayan bir düşünce yapısına kavuşacak…
     Bazarov’a gelince, Arkady ve Anna’ya elveda diyerek, somurtkan bir yüzle doğduğu köye giderek doktor babasının yardımcısı olarak çalışmaya başlar. Mamafih, huzursuzdur, canı sıkılır. Bir gün, kendisini meşgul etmek için, tifüsten ölen bir kimsenin üzerinde otopsi yapar. Bıçak, parmaklarından kayar ve elini keser. Birkaç gün sonra, cemiyete karşı duyduğu acı hisleri ve küskünlüğü hâlâ terk etmeden cesur bir şekilde, aynı hastalıktan ölür. Bununla beraber, hikâye, diğerleri için mutlu sona erer; zira Kirsanov ailesinde ikili bir evlenme vardır, hatta Anna, henüz sevmemekle beraber bir gün seveceğini umduğu biri ile evlenir. Pavel, Almanya’ya giderek boş hayatını orada sürdürür. Acı ve ıstırap içinde kıvranan Bazarov’un mezarı üzerinde, yeşil ve huzur verici otlar biter.

Romana Eleştirel Bakış:
     Babalar ve Oğullar’ın planı basittir ve oldukça bağlantısız, gevşek bir tarzda bir araya getirilmiştir. Gerçekte, Turgenev’in romanları, titizlikle hazırlanmış planlardan ziyade, her zaman hatırlanan küçük hikâyelerden ve karakter skeçlerinden oluşur. Hikâyede iki aşk macerası, bir düello ve bir ölüm vardır ki, başka bir yazar, bu malzemeyi romantik veya melodramatik bir şekle sokabilirdi; Turgenev, bunları gerçek değerlerinden daha az işledi. Gerçekte tez, kitabın adıdır: İki nesil arasında, genellikle mizaçlar ve fikirler etrafında dönen ve ifadelerini sadece konuşmalarda gösteren bir çalışmadır.
     Bu kurgu, genelde aşinası olduğumuz bir çatışma. Babalar daha yaşlı bir nesli temsil ederler; ya Pavel gibi açıktan açığa muhafazakâr veya Nikolai gibi çekingen liberaldirler. Çocukları, babalarının başlarını kuma gömmüş insanlar olarak görür ve onları şoke etmekten zevk alırlar. Nikolai, bu durum için, yeni bir şey olmadığını, kendi gençliğinde de, ebeveynlerine, onların başka bir çağa ait olduklarını söylediğini hatırlar. Şimdi ise kendi çocuğu isyancılar arasındadır. Yine de çatışma, önceden tahmin edildiği şekilde sona erer. Arkady’nin oldukça gelenekçi karısı ile yaşamaya başladıktan sonra, kendi çağının muhtevası içinde, babasınınkine benzer bir hayat süreceği ima edilir.
     Hikâyenin büyük sorunu Bazarov’dur; onun, yaşlandıkça nasıl bir insan olarak gelişeceği hakkında bir şey söyleyemeyiz. Zira genç yaşında ölür. Şüphesiz, Turgenev’in en meşhur karakteri odur. Turgenev’in yarattığı insanlardan ekserisi, ya Pavel gibi nürotik malûller veya Nikolai gibi, varlığı ile yokluğu belli olmayan nazik insanlardır. Fakat Bazarov başka bir insandır: İster Pavel gibi, kendisinden nefret etsinler, ister Arkady gibi tapsınlar veyahut Anna gibi ondan uzak durmaya çalışsınlar, karşılaştığı herkes üzerinde izini bırakır. Gerçi diğerleri onu, kanaatlerine göre değerlendirirlerse de, gerçekte, bir şahsiyet olarak kendi izini bırakır. Ölüm anında cesur ve bilhassa aptallar hakkında hükümlerinde şiddetli ve alaycıdır. Ve nihayet âşık olduğu zaman, kendisini bu aşka, Arkady’nin kur yapması gibi vermez, bütün vücudunu sarsarcasına derin bir ihtirasla bırakır. Hizmetçiler ve çocuklar dışında, herkes üzerinde huşû yaratır. Öldüğü zaman, beraberce sakin bir hayat yaşayacak Arkady ve Katya’nın bir zamanlar hayatlarında tesiri olan bu garip kuvveti her zaman hatırlayacaklarına emindir.
     Bazarov, ilk nihilisttir veya daha keskin olacaksak, kelimeyi bize ilk defa Turgenev bu kitabında tanıtmıştır. Gerçekte kelime, mevcut olan her şeyi reddeden skeptikliği/kuşkuculuğu anlatmak için 1836’da literatüre girmiştir. Turgenev, nihilistti; ne kadar hürmet edilirse edilsin, yerleşmiş prensip ve hiçbir otorite tanımayan birini anlatmak için kullandı. Böylece, Bazarov, din ile şiir ile (bilhassa romantik şair Puşkin), vatanseverlikle, politikacılarla (bilhassa liberal parlamenterlerle), tabiatla (ki romantik nesil tabiata tapmıştı) ve hatta bir biyolojik faktör olarak değil de his olarak ele alınan aşkla dahi alay etti. Mamafih, onun tanıdığı ve onun karşısında kendi nihilizminin dahi ikinci derecede kaldığı bir genel prensip vardır: “Hareketlerimizi yöneten ütilite/yararlı olma, fayda sağlamadır,” görüşü. “Günümüzde en faydalı şey reddetmektir ve bizim yaptığımız da budur!” Başka bir ifade ile nihilizm, mevcut tarihi şartlar altında, onun ütiliterciliğinin talep ettiği stratejidir. Alternatif yönden bakıldığında, onun bir nominalist (genellikle ilim diye bir şey bulunmadığını, sadece faydalı sanatların mevcut olduklarını söyleyen) veya pozitivist (bir kimyagerin otuz şaire bedel olduğunu iddia eden) olduğunu söyleyebiliriz. Söylemeye dahi gerek yoktur ki, İngilizce konuşan insanlar pozitivizm ve ütiliterianizm’in ne olduğunu bilirlerse de, aradaki fark şudur: Ekolün İngiliz temsilcileri, genellikle Bazarov’un hareket tekniğine ve üslubuna sahip olmayan akademik kişilerdir. Gerçek Bazarov’ların sayıları çok azdır; fakat Arkady ve Sitkinov gibi taklitçilerinin, üniversite talebelerinin toplandıkları her yerde, muhtemeldir ki, onların yaşlıları, gururlarını ve entelektüel tembelliklerini devam ettirdikleri müddetçe, her zaman bizimle beraber olacaklardır.
     Turgenev’in kadınlarının, erkeklerinden daha fazla izlenim bırakan kimseler oldukları sık sık işitilir. Bu romanda, liberal entelijansiya ve Batı fikirlerinin dokunmadığı hakiki Ruslar arasında eşit bir tarzda yaşayan belirli sayıda tanınmış kadın vardır. Bayan Kuşkin, entelektüel bir kadını en gülünç şekli ile gösterir. Kimya ile meşgul olur, mimarlık yapmaya çalışır ve Amerikan edebiyatını okur. Emerson’u, George Sand’e tercih eder. Bu kadın sunidir, yapmacıktır, sinirlidir, tatmin olunmamıştır. Daha orijinal zeki bir kadın olan Bayan Odintsov, Bazarov’un özelliklerini, hepsinden fazla takdir eder ve kitapta, peşin hükümlere kapılmaksızın ve samimi bir şekilde, Bazarov’la eşit şartlar altında konuşabilecek yegâne insan odur. Fakat yine de, kadının şahsiyetinin çekirdeğinde, kadının ciddi bağlılıklar kurmasını engellemeyen nürotik bir yara vardır. Kadın bazen huzura kavuşuyorsa da, gerçekte hiçbir zaman mesut değildir.
     Öteki aşırı uçta da, Bazarov’un annesi yer alıyor. “Eski ekole mensup hakiki bir Rus hanımefendisi; Moskova’nın eski günlerinde, iki asır önce yaşamış olabilirdi.” Anna Vlassyevna, kehanetlere ve ruhlara inanır. Senede azami bir veya iki mektup yazar; fakat hizmetçilerine karşı müşfiktir, dilencilere cömerttir ve oğlunu da sever. Besbelli ki iyi bir kadın. Turgenev, böyle insanların sayılarının çok azaldığına üzülür. Sonra utangaç, nazik ve sevimli Feniçka vardır ki, Anna kadar halis bir Rus’u temsil eder. Onun sessiz, kendisini belli etmeyen aşkı, Rus köylüsünün nihayetsiz ıstıraplara dayanabilme kapasitesinin bir göstergesidir.
     Bu karakter Turgenev’de, Batı ve Slav idealleri arasında bir gerginlik bulunduğu hissini uyandırır. Bazarov, yeni türde bir Rus; ne serf ne asil, Rusya’yı Doğu uyuşukluğundan kurtarmayı vadeden bağımsız bir ruhtur. Feniçka, karşı kutuptaki bir idealdir: Entelektüel olmaktan ziyade sezgi gücü kuvvetli olan biri, sadeliğinden kaynaklanan kuvveti ile halkın hayatını yakından bilir. Slav ruhunda, Batı Avrupa ruhunda mevcut olmayan özel bir derinlik bulunduğunu söyleyen eleştirmenler, bunun en iyi örneğini Feniçka’da bulacaklardır. Turgenev, Bazarov’u yarattığı zaman bir Batılı olarak yazdı, Feniçka’yı yarattığı zaman da bir Slavofil olarak betimledi…

Ivan Sergeyevich Turgenev’in Yaşam Öyküsündeki Bilinmeyenler:
     Ivan Sergeyevich Turgenev, kendi neslinin Rus yazarları arasında davranışı ile Avrupa’ya en yakın olan ve bu yüzden Batı’nın hayranlık duyduğu ilk Rus yazarıdır. Varlıklı bir çiftçi ailesinde dünyaya geldi. Annesi, onların beşeri yaratık olduklarını unutarak son derece haşin davranan, eski ekole mensup otokrat bir Rus kadını idi. Çocukluğu ve evliliği son derece kötü şartlar altında geçtiğinden, çocukları da dahil, herkese zalimce muamele etti. Sonunda, ilkin Moskova’da, daha sonra Saint Petersburg’da ve nihayet Berlin’de eğitim gören Ivan, bu haşin atmosferden kendisini kurtarmış oldu. Rusya’ya 1841’de döndüğü zaman yirmi üç yaşında idi; bir devlet dairesinde çalıştı; ardından annesinin itirazlarına rağmen, edebiyatçı olmaya karar verdi. Annesi ölünceye kadar, yıllarca, bir tür bohem hayatı yaşadı. Daha sonra, rahat bir hayat sürecek tarzda servet sahibi oldu.
     Turgenev hiç evlenmedi. Gençliğinde –ki sonraları, köleliğin düşmanı olarak şöhret kazanacaktı– kendi kuzeninden bir serf kızı satın aldı ve onunla, kendi ailesinin malikânesinde metres hayatı yaşadı. Sonunda, birkaç yıl kadar süren bu hayattan bıktı ise de gayri meşru kızını, şuurlu bir şekilde eğitti, evleninceye kadar baktı. Turgenev, en derin aşkını ise, sonraları Bayan Viardot adını alacak olan Pauline Garcia adındaki bir şarkıcıya sakladı. Bu ilişki tamamen platonik kaldı (Turgenev, fizikî ihtiyaçlarını başka yerlerde tatmin edebiliyordu). Bayan Viardot, Turgenev’e müsamaha etti ve kocası da onu bir tehlike olarak görmedi. Bununla beraber Turgenev, bu kadına gerçekten âşık oldu. Avrupa’da her yerde onu takip etti. Turgenev’i kozmopolit biri yapan özellik, kendi entelektüel yönü olduğu kadar, kadının cazibesi idi. Turgenev, 1856’dan 1883’e kadar, ülkesine yaptığı kısa ziyaretler dışında hep Batı’da yaşadı.
     Turgenev’in belli başlı ilk kitabı, 1840’larda yazdığı halde 1852’de basılan ve kır hayatından manzaralar sunan Bir Sporcunun Hayatından Parçalar idi. Kitabın bu saf başlığına rağmen gerçek tez, serf ve efendisi arasındaki ilişki idi. Turgenev köylüleri, hissi bir tarzda ele almadı, fakat onların da beşerî yaratıklar olduklarını anlattı. Bu da, çağın anlayışına çok yaklaşmış bulunduğundan, kitap çok ilgi çekti. Sosyal protestonun önemli bir belgesi olarak ele alınan bu kitap Tom Amca’nın Kulübesi ile mukayese edildi. Kitabın, daha sonraları II. Alexander olarak tahta geçecek Tsareviç’in serfliği ortadan kaldırma yolundaki gayretlerinde yardımcı olduğu söylenir. Turgenev, aynı yıl, Ölü Canlar’ın yazarı Nikolai Gogol’un ölümü üzerine, onu öven bir yazı yazdığından kısa bir müddet için hapsedildi, böylece adı, esaret ve zulmün bir düşmanı olarak yerleşti.
     Turgenev, daha sonra kitaplarında sosyal tezler üzerinde durdu. Bir ihtilâlciyi anlatan Rodin adlı romanın, Turgenev’in Berlin’de tanıdığı Mikael Bakünin’i örnek tuttuğu söylenir. Sakin İnsanların Bir Yuvası, aristokrasi içinde geçer. Başlıca karakteri, Lavretsky –ki Turgenev’in gayri kahraman kahramanlarından biridir– evlendiği kadın ile sevdiği kadın arasında ne yapacağını bilemeyen etkisiz bir adamdır. Turgenev’in en büyük romanı Babalar ve Oğullar’ın kahramanı Bazarov, müellifin 1860’da Almanya’da tanıştığı bir Rus doktoru örnek tutularak işlendi. Bazarov’u kimse sevmedi. Muhafazakârlar, yıkıcı buldular; radikaller de, Bazarov’un karikatürize edildiğini söylediler. Okuyucu, Turgenev’in, kendi kahramanı hakkında ne düşündüğünü merak etti. Entelektüel olarak, Bazarov’la beraberdi, fakat onun içgüdüsel sempatileri eski nesilden yana idi.
     Babalar ve Oğullar’ın tutunması neticesinde Turgenev Avrupa’da kalmaya karar verdi. Bunun neticesinde de, daha sonraki romanları, günün realiteleri ile bağdaşmadığı söylenerek tenkit edildi. Mamafih, Avrupa’da bir kesimin, özellikle de Gustave Flaubert’in desteğini gördü. Edmond de Concourt, Alphonse Daudet ve Emile Zola gibi realistler takdir ettiler. Bu beş kişi, yemeklerini çok defa beraberce yediler ve bu anlara da “ıslıklanan yazarların yemeği” adını verdiler. Öte yandan, Turgenev’in Dostoyevski ile münasebetleri gayet kötü idi. Tolstoy ile de bir düello yaptı.
     Turgenev’in son yılları, belli başlı harici macera veya hadiseden yoksundu. 1867’de, son derece cazibeli bir kadına tutulmuş zayıf iradeli bir adamın hikâyesini anlatan Duman adlı kitabı yayınlandı. On sene sonra Bakire Toprak adlı romanında, halkın lideri olmak isteyen zayıf bir kahramanın, Rus köylüsünün adaletsizliği karşısındaki aciz durumunu ele aldı. Bu kitap da, Rusya’da tutunmadı. Turgenev, genellikle Fransa’da yaşadı; gut hastalığına yakalanmış bir ihtiyar adam olarak ara sıra Rusya’yı ziyaret etti. Hayatının sonuna doğru, bu eleştirici düşmanlık azaldı. Öldüğü zaman, Rusya’nın çok büyük yazarlarından biri olarak anıldı. Turgenev’de, Tolstoy’un hamasiliği veya Dostoyevski’nin ihtirası yoktur. Romanlarında, ekseriya, ölmekte olan bir sınıfı, fazla üzerlerine varmadan tenkit eder. Bununla beraber, birçok eleştiricinin indinde, bu üç Rus romancısı arasında da en büyüğü Turgenev’dir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz