Geriye Dönüş!..

G

       “İstihbaratçı iseniz, başkaları alınmasın ama kafası sürekli çalışan bir insansınız demektir! Sürekli düşünürsünüz; geçmişi analiz eder, geleceğe yönelik sentezler üretirsiniz. Yaşadığınız olaylar bir bir gözlerinizin önüne gelir; ölüm döşeğinde yatan birinin bir sinema şeridi gibi gözlerinin önünden gelip geçer derler ya… Herkes bir film seyrederken sizin filminiz kesintisiz devam eder. Zor bir ameliyat geçirdiğinizin belki de farkında bile değilsinizdir!..”

       Kaç saat içeride kaldığımı bilemiyorum. Sadece bedenimin hiçbir tarafını oynatamadığımı anımsıyorum. Hani oynatamadığımdan de­ğil; elimin, ayağımın, hatta ayak parmaklarımın en ufak bir kıpırdayışında her tarafım acılar içinde kalıyor da onun için…
       Kolay değil… Vücudumu kaskatı yapan ve beni mutlak hareketsiz kılan kırk santimlik(!) haşmetli bir yarığın verdiği acıya ve Allah göster­mesin her an patlayıverecekmiş gibi beni tedirgin etmesine dayana­mıyorum.
       Ağzımı toparlamak bir türlü mümkün olmuyor. Sözcükleri uzattıkça uzatıyorum. Fitil almış bir sarhoşun, aynen bizim siyasiler gibi nutuk atmasını taklit eder gibiyim. Söylemek istediklerimle, ağzımdan çıkan­lar birbirini tutmuyor.
       Düşüncelerim ise serbest… Kolaylıkla gidip geliyorlar ve en azın­dan bana acı vermiyorlar. Galiba uzun bir süreyi sadece düşünmekle geçirmek zorunda kalacağım.
       Bir insanın aklından iyi ve güzel şeyler geçirdiğinde, mutlu ve sağ­lıklı olacağını ileri süren felsefi akımın ne kadar taraftarının bulunduğu­nu bilemem, ama gerçek ve mecazi anlamda acının bir insanın haya­tında çok önemli bir rolü olduğunu bu son deneyimimle çok iyi öğren­miş bulunuyorum.
       Şimdi bile, o günlerde çektiğim korkunç acıları duyumsuyor gibiyim. Acım, başka acıları da çağrıştırıyor ve beni gerilere, çok gerilere götüren, ancak sırası geldiğinde bugünle bütünleştiriveren yoğun bir düşünce kar­maşasının, bir anılar kervanının içine sessizce bırakıveriyor…
       Kervan, sanki serapla gerçeğin bir arada yaşandığı, yarısı var, yarısı yok olan bir acayip ülkeye doğru yol alıyor.
       Belleğimin gergin ağlarına takılan sımsıcak anılar, sıra sıra, dizi dizi yemyeşil bir tarlanın ortasında aniden bitivermiş sarı-beyaz pa­patyalardan birer demet yapar gibi anılardan da bir buket oluşturmak… Sonra onları, gürül gürül çağlayan bir ırmağın düştüğü dik bir uçuru­mun kenarından boşluğa bırakıvermek…
       Eminim ki, hiçbiri, zamanın o uçsuz bucaksız girdabında kaybo­lup gitmeyecek ve en kısa zamanda, yine teker teker geri dönerek bağlı olduğu insanın belleğindeki yerini alacaktır.
       Anılardan kurtulmak öyle kolay değildir… Neden kurtulmak isteye­ceğiz ki? İnsana yaşama sevinci veren, acı da olsa, tatlı da olsa anı­larımız değil midir? Hem zaten, acının da apayrı bir tadı olduğunu ka­bul etmemiz gerekmiyor mu?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz