Kar Nine
Kar Nine

Kar Nine

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Bir kadının biri öz diğeri üvey, iki kızı varmış. Kadın öz kızını çok seviyor, üvey kızına ise her zaman kötü davranıyor ve onu hiç sevmiyormuş.
       Üvey kız, bir gün kuyunun başına oturmuş iplik bükerken, iğini kuyuya düşürmüş. Ağlaya ağlaya üvey anasının yanına varmış, iğini kuyuya düşürdüğünü söyledi. Kadın kötü kalpli olduğundan, kızı azarlamış ve ona;
       “Madem iğini kuyuya düşürdün, in aşağı al onu,” demiş.
       Kadın böyle söyleyerek kolundan tuttuğu gibi kızı kuyuya atmış.
       Kızcağız kuyunun dibine varınca, burasının acayip bir ülke olduğunu görmüş. Çok geçmeden arkasından bir sesin; “Çabuk ekmeğimi çıkarın, yoksa yanacak!” diye bağırdığını duymuş. Arkasını dönünce, kendisine seslenenin bir fırın olduğunu farketmiş. Hiç tereddüt etmeden mis gibi pişmiş ekmeği fırından çıkarmış. Daha sonra bir elma ağacı ona; “Çabuk ol, olgunlaşmış elmalarımı çürümeden topla…” diye seslenmiş. Kız ağaçtaki bütün elmaları hemen toplamış.
       Yürüdüğü yolun sonunda küçük bir ev görmüş. Evin eşiğinde oturan bir nine ona;
       “Benimle birlikte oturmak ister misin?” diye sormuş. “Titiz ve gayretli çalışırsan, sana iyi bir armağan vereceğime söz veriyorum.”
       Kızcağız ne yapacağını sormuş. Kadın anlatmış:
       “Yemek  pişireceksin,  odaları  süpürüp  temizleyeceksin. Sonra da  kar yağsın  diye  yastıkları  pencereden  kuvvetlice silkeleyeceksin. Şunu bil ki, bana KAR NİNE derler.”
       Küçük kız söylenenleri o kadar iyi yapmış ki, sonunda lapa lapa kar yağmış. Küçük çocuklar sevinç içinde kartopu oynamışlar.
       Kar Nine küçük kıza;
       “Çok iyi çalıştın, armağanı da hak ettin,” demiş. Sonra birlikte yürüyerek kuyudan çıkacağı yolu ona göstermiş.
       Kızcağız bir kemerin altından geçerken gökten altın yağmış. Önlüğünü çevirip altınları toplamış. Kar Nine’nin gösterdiği yolu izlemiş ve sonunda yeryüzüne varmış.
       Üvey anası altınları görünce kızcağızı kıskanmış. Öz kızına kuyuya bir iğ atmasını, sonra da onu inip almasını öğütlemiş. Kız annesinin dediğini yapmış ve kuyunun dibine inerek o acayip ülkeye varmış.
       Fırın ondan da ekmeğini yanmadan çıkarılmasını istemiş. Ama o ne ekmeği çıkarmış, ne de elmaları devşirmiş. “Vaktim yok!” diyerek onları önemsememiş. Ekmekler yanmış, elmalar çürümüş.
       Sonunda Kar Nine’nin evine varmış. Bir gece onunla birlikte kaldı. Ama ertesi gün geç vakitlere kadar hâlâ yataktan çıkmamış. Yatak odası düzeltilmemiş, ortalık temizlenmemiş. Her taraf perişan bir halde ve toz içindeymiş. Kar Nine bu durumu görünce öfkelenmiş ve kıza;
       “Hak ettiğini alacaksın,” demiş ve yeryüzüne çıkış yolunu ona da göstermiş.
       Kız gösterilen yolu izlemiş. Kemerin altından geçerken, altın yerine bu kez gökten katran yağmış. Kızın saçı, başı ve giysileri katran lekeleriyle kapkara olmuş. Yeryüzüne çıkınca da herkes onun bu görüntüsüyle alay etmiş.
       Sonuç olarak; iyi kalpli ve çalışkan kızın armağanı altın ve sevinç, kötü kalpli ve tembel kızın armağanı da katran ile keder olmuş…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir