Kırmızı Balon

K

       Bir varmış, bir yokmuş…
         Vaktiyle Paskal isimli küçük bir çocuk varmış. Ne erkek, ne de kız kardeşi varmış. Evde yalnız oturmaktan canı sıkılıyormuş.
         Bir gün, sokağa atılmış bir kediyi, bir başka gün de terk edilmiş bir köpek yavrusunu tutmuş eve getirmiş. Fakat annesi bu hayvanların pisliğinden yakınırmış. Paskal her zaman evlerinin parke döşemesinde yapayalnız oynayıp dururmuş.
         Bir sabah, okula giderken, yolda sokak fenerinin direğine bağlı, şişirilmiş kırmızı bir balon görmüş. Çantasını yere koymuş ve direğe tırmanmış. Balonu oradan çözüp aldıktan sonra ipinden tutup otobüs durağına koşmuş.
         Biletçi, otobüse balonuyla birlikte binmeğe çalışan Paskal’a;
         “Otobüse köpek, büyük paket ve şişirilmiş balon alınmaz. Köpeği olanlar yaya giderler. Büyük paketi olanlar bir taksiye binerler. Ellerinde şişirilmiş balonu bulunanlar balonlarını bırakırlar,” demiş.
         Fakat Paskal balonu salıvermek istememiş. Biletçi zile basmış ve otobüs hareket etmiş. Paskal orada kalakalmış.
         Okul uzaktaymış. Paskal okula vardığı zaman kapı kapalıymış. Bir balon yüzünden okula geç kalmak görülmüş şey değilmiş. Paskalın çok canı sıkılmış. O zaman, balonu okulun avlusunu süpüren kapıcıya bırakmış. İlk defa geç kaldığı için de öğretmeni onu cezalandırmamış. Okuldan çıkarken, balonu kulübesinde saklayan kapıcı ona geri vermiş.
         Fakat dışarıda yağmur yağıyormuş. Paskal, o sıkıntılı otobüs tarifesi yüzünden yine yaya yürümek zorunda kalmış. Balonunu da ıslatmak istemiyormuş. Yolda, bir ihtiyardan müsaade isteyerek balonunu onun şemsiyesi altında yağmurdan korumuş. Böylelikle yoldakilerin şemsiyelerinden faydalanarak evine dönmüş.
         Annesi onu bekliyormuş. Nihayet döndüğünü görerek sevinmiş. Fakat çok tasalıymış. Oğlunun balon yüzünden geç kaldığını öğrenince kızmış ve balonu tutup pencereden dışarı atmış. Şişirilmiş bir balon salıverilince uçar gider. Fakat Paskal’ın balonu hâlâ pencerenin önünde duruyormuş. Masal bu ya… Paskal ve balonu camdan birbirlerine bakışıp duruyorlarmış.
         Çocuk, balonunun geri dönüşüne biraz şaşmış. Fakat şaşkınlığı uzun sürmemiş. Sevincinden şaşkınlığı unutuvermiş. Usulca pencereyi açmış, balonu yakalamış ve gidip odasına saklamış.
         Ertesi gün, Paskal okula hareket etmeden evvel, balonu çıksın diye pencereyi açmış ve çağırınca arkasından gelmesini balona öğütlemiş. Sonra çantasını almış, annesini kucaklamış ve merdivenleri inmiş. Sokağa çıkınca “BALON! BALON!” diye balonu çağırmış. Balon hemen ona doğru uçmağa ve sahibinin arkasından giden başıboş bir köpek gibi Paskal’ı takip etmeğe başlamış. Fakat bütün köpekler gibi öyle pek de söz dinler cinsten değilmiş. Paskal, sokağın diğer tarafına geçirmek için onu tutmak isteyince balon kaçıyormuş. Paskal ona aldırış etmiyor ve sokakta arkasında sanki balon yokmuş gibi yürüyormuş. Paskal, gitmiş bir evin köşesine saklanmış. Balon tasalanmış, üzülmüş ve alelacele Paskal’a yetişmiş.
         Otobüs durağına gelince Paskal balona;
         “BALON, beni iyi takip et, otobüsün arkasından sakın ayrılma,” demiş.
         Otobüs arkasından giden bir balonu gören sokaktaki herkes şaşmış kalmış!
         Okulun önüne geldikleri zaman, Paskal balonu tutmak istemiş. Fakat balon yine uçmuş, yükselmiş. Zil çalmış. Sokak kapısı da kapanmak üzereymiş. Paskal, üzüntülü, üzüntülü, yalnız başına içeri girmek zorunda kalmış. Fakat balon bahçe duvarını aşmış ve gelip öğrencilerin arkasında sıraya girmiş.
         Öğretmen, bu yeni ve acayip öğrenciyi görünce çok şaşırmış. Balon sınıfa girmek isteyince, öğrenciler öylesine bir çığlık atmışlar ki, okul müdürü olup biteni soruşturmaya ve öğrenmeye gelmiş.
         Müdür balonu yakalayıp kapıdan dışarı atmaya çalışmış ama boşuna uğraşmış. Bu kez Paskal’ı kolundan tutup götürmüş. Balon da sınıftan çıkıp onları takip etmiş. Müdürün belediyede bir işi varmış. Paskal’a ne yapacağını düşünmüş ve sonunda onu çalışma odasına hapsetmiş. Balonu kapının önünde beklemiş sanmayın. O başka bir şeye karar vermiş. Müdürün anahtarı cebine koyduğunu görmüş, arkasından uçup sokakta onu takip etmiş. Mahalle halkı müdürü iyi tanıyorlarmış. Onu bir balonla geçerken gördükleri zaman başlarını sallayarak;
         “Müdür Bey eğleniyor. Bu çocukça bir şey! Okul müdürü, bir sokak yaramazı gibi hareket etmemeli,” demişler.
         Müdür balonu yakalamak için bindir gayret sarf etmiş, yorulmuş fakat boşuna uğraşmış, yakalayamamış. Böylece balonla birlikte belediyeye gitmek zorunda kalmış. Belediyede balon onu beklemiş. Müdür okula dönerken, balon da her zamanki gibi arkasından geliyormuş. Balondan kurtulmak için okula varınca, Paskal’ı salıvermiş. Paskal ve balonun birlikte gittiklerini görünce, sakinleşmiş, ferahlamış.
         Paskal, okuldan dönerken yol üstündeki panayırda gösterilen bir tablonun önünde durmuş. Bu tabloda, çember çeviren bir kız çocuğunun resmi varmış. “Benim de böyle bir arkadaşım olsa ne kadar severdim onu,” diye aklından geçirmiş. Biraz uzakta da, gerçekten bir kız çocuğu ile karşılaşmış. Güzel ve bembeyaz bir elbisesi ve onun da elinde mavi bir-balonu varmış. Paskal kendi balonunun sihirli olduğunu kıza göstermek istemiş. Fakat balon yakalanmak istememiş. Bu kez küçük kız da kıs kıs gülmeğe başlamış.
         Paskal’ın cam sıkılmış, üzülmüş: “Söz dinlemeyenlerle uğraşmaya değmez!” demiş.
         Sokak yaramazları onun arkasından giden balonu yakalamak için uğraşıyorlarmış. Bunu fark eden balon, biraz acele etmiş. Paskal’a doğru uçmuş. Paskal onu tutmuş ve koşmağa başlamış. Fakat bu defa karşısına başka haylazlar çıkmış.
         Paskal balonunu salıvermiş. Balon havalanmış. Çocuklar uçan balona bakarlarken Paskal da aralarından sıyrılıp kaçmış. Merdivenleri çıkınca balona seslenmiş, balon Paskal’ın yanına gelmiş. Yaramaz çocuklar şaşkın şaşkın bakakalmışlar. Böylece, Paskal ve balonu yakalanmadan eve dönmüşler.
         Ertesi gün, günlerden pazarmış. Paskal kiliseye duaya gitmeden evvel balona evde uslu durmasını, bir şey kırmamasını ve sokağa çıkmamasını iyiye öğütlemiş. Fakat balon aklına geleni yapıyormuş. Paskal ve annesi kilisedeki yerlerine oturur oturmaz, balon gelmiş arkalarına yerleşmiş. Onun gelişi kilisedekilerde şaşkınlık yaratmış. Herkes balona bakıyormuş. Kimse duayı dinlemiyormuş. Paskal dışarı çıkmak zorunda kalmış. Herhalde balonun bunu düşünecek kadar aklı yokmuş. Paskal çok tasalanmış, tasalandıkça heyecanlanmış ve heyecanlandıkça da karnı acıkmış. Cebinde bir miktar parası varmış. Bir pasta yemek için pastacıya gitmiş. Pastacıya girmeden evvel de her zamanki gibi balona: “Balon uslu dur, bir yere gitmeden beni burada bekle” demiş.
         Balon güneşte ısınmak için dükkânın köşesine kadar gitmiş. Fakat gittiği yer yine de uzakta imiş. Bu sırada, bir gün evvelki sokak yaramazları balonu görmüşler ve yakalamak için tam zamanı diye düşünmüşler. Sessizce yaklaşmışlar, balonun üstüne üşüşmüşler ve onu alıp kaçırmışlar.
         Paskal pastacıdan çıkınca balonu yerinde bulamamış. Sağa bakmış, sola bakmış, göğe bakmış balon yokmuş. Balon, sözünü bir kere daha dinlememiş: “Her halde canı şöyle bir gezmek istemiştir,” diye düşünmüş.
         Paskal, avazı çıktığı kadar boş yere bağırmış, çağırmış. Balon görünürlerde yokmuş.
         Sokak yaramazları balonun ağzına kalın bir ip bağlamışlar, onu havalandırmaya çalışıyorlarmış. Elebaşları: “Bu sihirli balonu panayırda göstereceğiz,” diyormuş.
         Diğer çocuklar da, balonu bir sopa ile korkutarak, “Gel buraya, yoksa seni parçalarız,” diye de tehdit ediyorlarmış.
        Paskal, kalın bir ipin ucunda ümitsizce uçan balonu duvarın arkasından fark etmiş ve onu çağırmış. Balon sahibinin sesini işitir işitmez uçmuş, ona gelmiş. Paskal ipi çözmüş ve balonu alıp kaçmış. Haylaz çocuklar onun kaçtığını görmüşler Paskal sanki balonlarını çalıp kaçıyormuş gibi, çocuklar bağırıp çağırarak mahalleyi ayağa kaldırmışlar.
         Paskal, koşabildiği kadar koşmuş. Kendi kendine;
         “Kalabalık arasında kaybolurum” diye düşünüyormuş.
         Ne yazık ki, kırmızı balon uzaktan görülüyormuş. Yaramazları şaşırtmak için dar sokaklara dalmış. Bu sokakları pek iyi biliyormuş.
         Sokak çocukları Paskal’ı gözden kaybedip bir an duralamışlar. Sonra kalabalığa karışıp her biri bir yöne dağılmışlar. Paskal, bir an için onları atlattığını sanmış ve dinlenmek için bir yere arıyormuş. Birdenbire, bir sokak köşesinde, yaramazlardan biriyle burun buruna gelmiş. Geri dönmüş, bu kez sokağın öbür ucundan başka yaramazların geldiklerini görmesin mi? Önündeki kırlara kadar giden dar bir sokağa dalmış. Artık kurtulduğunu sanıyormuş. Fakat yanılıyormuş; haylazlar sağdan soldan her taraftan gelip ansızın orada bitivermişler, Paskal’ın etrafını sarmışlar.
         Paskal balonunu salıvermiş. Bu kez, haylazlar balondan vazgeçip Paskal’a girişmişler. Balon bir hayli uzaktaymış. Fakat arkadaşının dövüldüğünü görünce hızla yanlarına gelmiş. Haylazlar onu da taşlamağa başlamışlar.
         Paskal bağırıyormuş: “Balon, git gelme!” Fakat balon boğuşmakta olan arkadaşını bırakmak istemiyormuş. Sonunda bir taş balonu patlatmış, söndürüvermiş. Paskal, patlamış balonuna ağlarken garip bir şey olmuş. Her yandan balonlar uçuşarak geliyorlarmış. Uzun iplerle birbirlerine bağlanmışlarmış. Bu, balonların karşı saldırısıymış.
         Bütün balonlar Paskal’a doğru gelip inmişler, onun etrafında dans eder gibi dolanmışlar. İpleri birbirine karışmış, sonra da Paskal’ı havaya kaldırmışlar. Böylece Paskal, dünyanın etrafında uzun, ama pek uzun süren bir yolculuğa çıkmış…

(Albert Lamorisse Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi