Periler

P

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Vaktiyle dul bir kadının iki kızı varmış. Büyük kızı her yönüyle annesine o kadar benzermiş ki, kim görse onu annesi sanırmış. Her ikisi de çok sevimsiz ve çok kibirliymiş.
       Nezaket ve doğruluk yönünden tamamen babasına benzeyen küçük kız, çok tatlı ve güzel bir kızmış. İnsanlar kendilerine benzeyenleri elbette severler. Ama bu kadın kendine benzeyen büyük kızını delicesine sevdiği gibi, aksine küçük kızına karşı da korkunç bir hınç besliyormuş. Onu durmadan çalıştırıyor ve yemeğini de mutfakta veriyormuş. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, zavallı kız günde iki defa, evlerinden çok uzaktaki bir pınardan su almaya gidiyor ve büyük bir testiyi doldurup eve dönüyormuş.
       Yine bir gün pınarın başındayken, fakir ve ihtiyar bir kadın ondan su istemiş. “Olur, vereyim hemen nineciğim”, demiş kızcağız. Testisini ovarak iyice çalkalayıp pınarın en durgun yerinden doldurmuş ve ihtiyar kadına sunmuş. İhtiyar kadın zahmet çekmesin diye de testinin altından dikkatle tutuyormuş.
       İhtiyar kadın suyu içtikten sonra kıza;
       “Sen dünyanın en güzel, en iyi kalpli ve en nazik kızısın. Bunun için sana en yaraşır güzel bir dilekte bulunacağım,” demiş. Çünkü o, kasabanın ihtiyar ve fakir bir kadını kılığına giren bir peri imiş. Kızın iyi kalpliliğini deniyormuş.
       “Dileğim şu,” diye devam etmiş. “Söylediğin her sözle birlikte ağzından bir çiçek ya da kıymetli bir taş çıksın.”
       Kız eve varınca, annesi niçin bu kadar geç kaldın diye onu azarlamış.
       “Biraz geciktim, beni bağışla anneciğim.” Bu sözleri söylerken, kızın ağzından iki gül, bir inci ve iki iri elmas çıkmış.
       Annesi şaşkın bir tavırla;
       “Aman Tanrım, gözlerime inanamıyorum. Kızın ağzından inciler, elmaslar dökülüyor. Kızım, nereden çıkıyor bunlar böyle?” diye sormuş. Kadının küçük kızına sevgi belirtisi ilk sözler bunlar olmuş.
       Kızcağız bütün olup bitenleri art niyetsiz annesine anlatmış. Ağzından sayısız elmas dökülmüş. O zaman annesi kızının sözlerinin gerçek olduğuna inanmış ve sevgili büyük kızı Fanchon’u da pınara göndermeyi düşünmüş.
       “Fanchon, bak kızım, kardeşinin ağzından konuşurken neler dökülüyor. Sen de onun gibi olmak istemez misin? Onun gibi olabilmek için, pınara su almaya gitmen ve orada zavallı bir ihtiyar senden su isteyince de, nazikçe ona su vermen yeterli olacak,” demiş.
       Sevimsiz ve kibirli kız gitmek istemeyince kadın;
       “Ben gitmeni istiyorum, hem de hiç vakit geçirmeden,” diye bağırmış.
       Büyük kız pınara yollanmış, ama homurdana homurdana gidiyormuş. Giderken evdeki en güzel gümüş şişeyi almış. Tam pınara vardığı sırada, güzel giysiler içinde ormandan bir kadının çıktığını görmüş. Bu, kardeşine görünen perinin ta kendisi imiş, ama bu kez bir prenses gibi harika giysiler içindeymiş. Bu kızı da denemek istiyormuş.
       Sevimsiz ve kibirli kız ona;
       “Buraya suyu size vermek için gelmedim. Bu gümüş şişeyi sadece fakir bir kadına su vermek için getirdim. Ben size şişeyi kime getirdiğimi söyledim. Buna rağmen, isterseniz alın için,” demiş.
       Peri bu sözlere kızarak;
       “Hiç de nazik değilsin. Pekâlâ, mademki öyle, sana şu dilekte bulunacağım: Söylediğin her sözden sonra ağzından bir yılan ya da bir kurbağa çıksın,” demiş.
       Kız eve dönmüş. Annesi onun döndüğünü görünce;
       “Pınara vardın mı kızım?” diye sormuş.
       “Vardım anneciğim.”
       Bu kelimeleri söylerken kızın ağzından iki yılan ve iki kurbağa çıkmış.
       Annesi bu hali görünce;
       “Aman Tanrım! Neler görüyorum! Bunlar hep kardeşinin yüzünden oldu. Gösteririm ben ona,” diye bağırmış ve hemen koşup küçük kızı dövmeye gitmiş.
       Kızcağız kaçmış, civardaki ormana saklanmış. Bu sırada kralın oğlu da avdan dönüyormuş. Kızı görmüş ve yalnız başına ormanda ne yaptığını ve niçin ağladığını sormuş.
       Kız;
       “Annem beni evden kovdu,” diye cevap vermiş. Böyle konuşunca ağzından beş altı tane inci ile bir o kadar da elmas dökülmüş.
       Prens, kızın ağzından inci ve elmasların çıktığını görünce, bunların nereden geldiklerini söylemesini ondan rica etmiş. Kız her şeyi prense anlatmış.
       Prens kıza âşık olmuş. Çok çeyiz yaparak asil bir kızla evlenmektense, böyle güzel ve kıymetli bir kızla evlenmenin daha uygun olacağını düşünmüş. Kızı alıp babasının sarayına götürmüş ve onunla evlenmiş.
       Kızın ablasına gelince, annesi onu evden kovmuş, herkes ondan tiksinmiş. Talihsiz kız sağa koşmuş, sola koşmuş kimse onu kabul etmemiş. Sonunda ormanın kuytu bir köşesinde ölmüş gitmiş…

(Charles Perrault Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi