Sütyen Davası!..

S

       “Siz siz olun, yabancı ülkelere geçici görevle ya da kurye olarak giderseniz, sipariş listenize özen gösterin; öyle her şeyi listeye dahil edip de hayatınızı riske atmayın! Özellikle de, arkadaşlarınızın verdiği listeyi okeylemeden önce sıkı bir kontrolden geçirin!..”

       “Sade bir pasta yemektense, üzeri fındıklı, fıstıklı, böğürtlenli bir pastayı yemek daha iyidir,” sözünü doğrularcasına, küçük çaplı bir pas­tanede bir saat kadar vakit geçirdikten sonra, Münih sokaklarında yü­rüyüşüme başladım. Gezilecek o kadar çok yer, uğranılacak o kadar çok dükkân vardı ki…
       Kendime, başlangıç noktası olarak Bahnhof’u, yani İstasyon Binasını seçmiştim. Karşımda ise kocaman bir PTT binası duruyordu. Bu binanın sağından devam eden caddenin adını “Bayerstrasse” olarak okudum.
       Bence Münih’i gezmeye başlayan bir turist, mutlaka bu güzergâhı izlemeli. Sağlı sollu dükkânlara göz atarak ilerlemeli ve Avrupa’nın en hareketli meydanlarından biri olan “Karis-platz”a gelmeli.
       İnanmayacaksınız ama yüzlerce mağazası ve kendine özgü ha­yatı ile bu meydanın altında bambaşka bir şehir yatar. Merdivenlerden inmeyip sağa bakın. Köşede, Münih’in en büyük mağazalarından “Kaufhof’u göreceksiniz.
       Burayı daha sonra gezerim derseniz; merdivenlerden inip, yine doğruca merdivenlerden çıkın. Hemen karşınızda dikilen, şehrin eski tarihi kapısı “Karlstor”un altından geçerek yürümeye devam edin. Bu caddede trafik yoktur. İsterseniz, alışkın olduğunuz veçhile yolun orta­sından da gidebilirsiniz.
       Münih Belediyesi, bu caddeyi çok büyük saksılarla süslemiştir. İki tarafı da çeşitli dükkânlarla dolu olan bu caddenin başlangıçtaki ismi “Newhauser”dir, ilerledikçe “Kaufinger-strasse” adını alır.
       Yürümeye devam ederseniz, Marien Platz’a yani Rathaus(*) meydanına gelirsiniz. Burada da çeşitli büyüklükteki saksılar arasına, yine belediyece serpiştirilmiş tertemiz, boyalı koltuklar bulunur. Halkın çoğu bu koltuklara oturup hava alır ve gelip geçeni seyreder.
       İyi de, ben sizinle birlikte şehri dolaşmaya çıkmadım ki! Nereye gidecekseniz gidin ve beni siparişlerimle baş başa bırakın.
       Neden yüzüme öyle acayip acayip bakmaya başladınız? Siz, bir yurtdışı kuryesinin, öyle iki dirhem bir çekirdek giyinip, uçağın first-class mevkiinde mini etekli hostesleri kestiğini mi zannediyorsunuz? Yoksa sol eline özel bir kelepçeyle bağlı kurye çantasıyla saatlerce oturmasını kolay bir iş mi sanıyorsunuz?
       Esasında bu işe talip olan arkadaşımızın; uzun bir müddet, sanki sıra varmış gibi sırasını beklemesi ya da taşrada çalışıyor ise Ankara ile muhaberatını çok iyi sürdürmesi gerekmektedir. En önemlisi bu ara­da, “Kaçakçı Kerim”i sık sık ziyaret etmesi ve bayramlarda seyranlar­da, hani eli değmişken ya da her fırsat bulduğunda amirlerine tebrik kartı atması faydalı olacaktır.
       Aslında başına neler geleceğini bilse, bunların hiçbirine tevessül etmez ve oturduğu yerde oturur ya… Neyse, olan olmuştur bir defa…
       Havalimanlarında gümrüksüz geçişi kullanır ve hiçbir sorunla karşılaşmaz. Kırmızı pasaport, insana zorluk çıkartmayan bir pasaporttur ve bu pasaportu, başta mafya babaları olmak üzere tüm önemli(!) işlerle uğraşanların edinmeleri tavsiye olunur.
       Ancak bir husus vardır ki insan karşı tarafın görevlilerine, kurye çantasının dışında taşıdığı iki adet kocaman valizin neden boş olduğu­nu anlatma ihtiyacı duyar. Sonra cebindeki listeyi hatırlayınca da, bundan hemen vazgeçer… Neme lâzım, elin gâvuruna rezil olmak da vardır.
       Kurye çantasını teslim ettikten sonra, yapılacak bir sürü iş kendisini beklemektedir. Eğer zaman darsa, oradan oraya koşturur durur, yok benim gibi vakti varsa, rahat rahat siparişleri karşılar.
       Durun bakalım, listemizde neler var? Falanın kalp hastası babasına bir dizi ilaç için en yakın “Apotheke”e uğranılacak. Bulunabilirse –ne demek bulunabilirse, bu-lu-na-cak!– filanın şişman hanımı için doğal zayıflama ilaçları alınacak… Tam altı ayrı kişi için parfüm, tercihen Christian Dior ya da Elizabeth Arden olacak. Bu arada bizim hanıma da Clarins –garibim, haddini bilir– bakılacak. Onun küçük kızı için şarkı söyleyen bebek, bunun misafirleri için viskili çikolata, şunun kayınpe­deri için –biliyorum kendi içmez– dört karton orijinal kısa Camel… Kay­nanası için de iki don bir sutyen… Bilmem kime, biri bay biri bayan iki şemsiye. Filanın Tıp Fakültesi’nde okuyan kızı için Human Atlas… (Hoppala! Bu da nerden çıktı şimdi, hem de dört cilt birden)
       Durun yahu… Sütyen deyince birden aklıma geliverdi! Bizim ar­kadaşın, hanımı için bir sütyen siparişi vardı. Şimdi hatırladım. Hatır­ladım da, ölçüsünü nereye yazdığımı bulamıyorum. Kesin bana ölçü­sünü vermeyi unutmuştur. Yoksa şu iki sayfa tutan sipariş listesine herkesi yazıp da onu yazmamış olmam olanaksız. Ne yapacağım şimdi?
       Kaufhof mağazasının ilgili bölümünde öyle bir dolaşıp casusluk yapmak fena olmayacak gibi… Casusluk sakıncalı bir meslek ama ar­kadaş hatırına katlanacağız artık…
       Ooo! Her taraf sütyen dolu… İpeklisi-fiyonklusu, dantellisi-naylonlusu, zillisi-dillisi-renklisi hepsi var. Bunların hangi birine bakaca­ğım ben?
       Bak şu köşede bir genç kız, 85 numara sutyeni evirip çeviriyor. Eh fena da durmaz, yakışır hani! Ne o… Onu bıraktı, aynı modelin 95 numarasını aldı. Çüş! Canım ben de neden ağzımı bozuyorum ki, belki de anasına alıyordur.
       Arkadaşıma lanetler savurmaya başladım. Bilirim, mahsus söylememiştir. Ser verip sır vermez kerata, içimizde en iyi sır saklayanımızdır. Bir sırrın gizlenmesinde; ne öyle sıkı sıkıya kapalı odalara ne de öyle ıssız sokaklara güvenir. Sırrını muhafazaya çalışırken olsun, bir başkasına aktarırken olsun her şeyden emin olmak ister.
       İyi de… Benim ne günahım var? Şimdi, bir numarada karar kılıp gayet hoş bir sutyen alsam, o numarada tesadüfen cuk otursa, “Sen benim hanımın meme ölçülerini nereden biliyorsun kardeşim?” diye sorsa ben ne yaparım? Hele de, karşısında kem küm etmeye kalk­sam, çeker vurur billahi.
       En iyisi bu konuda danışmanlık hizmeti almak… İlk yanaştığım ufak tefek hanım, yardımcı olamayacağını söyledi. Zaten boyu da kısaydı. Boyu kısa olanların, görüş sahaları da dar olacağından, onlardan bir fayda ummak yararsızdır, şeklindeki kanaatim biraz daha pekişti.
       İkinci yanaştığım tombulca hanım ise gülümseyerek koluma girdi ve beni sürüklemeye başladı. Ahaa! Şimdi bulduk! Bu kadın, garanti beni bir kabine sokacak ve “Bak işte! Beğendiysen 105 numara,” diye haykıracak sandım ama günahını almışım. Kadıncağız beni bir “Sütyen Mankeni”nin önüne getirip bıraktı.
       Lan oğlum, bugüne kadar çok şey gördüm ama böyle plastikten yapılmış değişik bir manken görmedim ki… Bir düğmesine basıyorsun, pıırrr… Göğüsler şişiyor, öbür düğmesine basıyorsun, pıısss… Sönüyor! Medeniyet ayrı bir şey canım. Garanti bunun külot için olanı da vardır.
       Buldum ya oyuncağı, arkadaşı falan unutmuşum, oynuyorum. Bir ba­sıyorum, pıırrr… Karşımda Banu Alkan… Bir basıyorum, pıısss… Gönül Ya­zar… Biri gidiyor, biri geliyor, boy boy me… Şey, yani göğüs gösteriyorlar.
       Maşallah, manken de bana mısın demiyor. Limon yarısından tu­tun da, futbol topuna varıncaya kadar her numarayı çekiyor. Bir ara Diyarbakır karpuzunu denemeye kalktım ama vazgeçtim, korktum… Patlar, matlar neme lâzım!
       Bu tatlı mesaiden, birden karşımda dikiliveren bayan görevlinin “Galiba karar veremiyorsunuz, ben yardımcı olayım,” sözleriyle uyan­dım. Kıpkırmızı bir halde durumu özetlediğimde, anlayışla karşıladı ve bana 85, 90 ve 95 numaradan üç tane sütyen almamı önerdi. Nasıl olsa, arkadaşımın hanımı, kendi üzerine olmasa bile kullanmadığı sütyenleri bir başkasına hediye edebilirdi…
       Sarılıp kadını öpesim geldi. Hay Allah razı olsun. Böylelikle, hem sütyen seçim derdinden kurtulacak, hem de arkadaşım tarafından hiç yoktan vurulma riskini ortadan kaldırmış olacaktım. Laf aramızda, en çok da ona sevindim.
       Yurtdışı kurye görevim başarıyla tamamlanmış bulunuyordu. Tüm aldıklarımı, iki valize zar zor sığdırmaya çalıştımsa da, ne yaptıysam bizim oğlanın siparişi olan beyaz Toblerone’u bir yere sıkıştıramadım. Çaresiz, onu da açıkta getirdim.

(*) Belediye

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz