Bak Şu Vasya’nın Yaptığına!..

B

       “Dost diye yüzünüze gülen, samimi arkadaş diye kapınızı çalan, yabancı değilim canım, diyerek sofranıza oturan, size, ailenize iltifatlar yağdıran, hediyeler veren, gönderen kişilere dikkat!.. Hangi ülke vatandaşı olursa olsun, aman dikkat!.. Hastaneden oda arkadaşım Vasya’nın yaptıklarını okuyunca, beni daha iyi anlayacaksınız!..”

       Son günlerde uyku tutmamaya başlamıştı. Nedendir bilmiyordum. Geç bile yatmış olsam, gecenin bir saatinde otomatikman uyanıyor, saate baktığımda ise, henüz ikiye bile gelmediğini görüyordum. Ondan sonra, odanın içerisinde, uyku önde ben arkada kovalamaca başlı­yordu.
       Can sıkıntısından biraz televizyonu karıştırayım, belki uykum ge­lir, hiç olmazsa bu gece uyurum diyordum ki; gözlerim değil, ama ku­laklarım kepçe gibi –tabii, faltaşı gibi açılacak değil ya!– açıldı.
       Tesadüfen gezindiğim kanallardan ITV televizyonunda, sanki MİT, KGB ajanı lafları duyar gibi olmuştum. Bütün dikkatimi vererek din­lemeye başladım.
       Program; İngiltere’ye iltica eden Sovyet Gizli Servisi KGB’nin eski ajanlarından birinin anıları üzerine kurgulanmış olup, daha önce ya­yımlanmış bir programın ya tekrarı ya da devamı niteliğindeydi.
       Ajan İlya Dzhirkvelov, Cenevre’deki Dünya Sağlık Teşkilâtı’nda çalışırken(!), geçtiğimiz ay içerisinde, önce karısı ve çocuğunu İngiltere’ye göndermiş, sonra da kendisi, Londra’daki Sovyet Elçiliği’nde ça­lışan eski bir arkadaşının sağlığının bozulmasını ve acilen hastaneye kaldırılmasını bahane ederek, onu görmek amacıyla Londra’ya gelmiş ve geldiği gibi ilgili yerlere başvurarak iltica etmek arzusunda olduğunu bildirmişti.
       Birden, “Bu hasta, sakın bizim Vasya olmasın?” diye aklımdan geçir­dim. Olur mu olurdu. Tarihler tutuyordu. Olay da gerçeğine uyuyordu ki, adamın sığınma hakkı kabul edilmiş, hatta televizyona bile çıkartılmıştı.
       Eski ajan; uzun yıllar Moskova’da, KGB’nin merkez karargâhında, üçüncü bölümde uzman olarak çalıştığını, Türkiye ve İran masaların­dan sorumlu olduğunu, daha sonra Ankara’da TASS muhabiri olarak görev yaptığını söylüyordu.
       Buraya kadar söyledikleri doğruydu. Hangi ülkede çalışırsa ça­lışsınlar, TASS-Sovyet Resmi Haber Ajansı’nın sözde gazeteci muha­birleri, kesine yakın bir doğrulukla KGB ajanlarıydı. Onlarla az mı uğraşmış, az mı takip altında tutmuştuk.
       Ajan Dzhirkvelov’un sözlerinin bundan sonrası daha da ilginçti:
       “TASS muhabiri sıfatıyla sahte bir isim altında Ankara’ya gönderil­dim ve çalışmalara başladım. Görevim; Türkiye’nin savunma sistemle­ri başta olmak üzere her konuda bilgi toplamak, özellikle de Türkiye’deki Moskova yanlısı kişilerle irtibat kurarak onlardan azami derecede istifade etmekti.
       Bu arada, Türk Milli İstihbaratı’ndan yüksek dereceli bir görevlinin(?), fazlasıyla komünizm ve Sovyet aleyhtarı bir tavır takındığını ve bunu, bulunduğu her ortamda yüksek sesle dile getirerek propaganda faaliyetlerinde kullandığını tespit ettik. Çıkarlarımıza zarar veren bu gibi davranışları önlememiz ve haber kaynaklarımızın olumsuz yönde etkilenmemesini sağlamamız gerekiyordu.
       Önce kendisine kanca takmaya çalıştık, ama bu görevli yapılan bütün çalışmalara ve gösterilen tüm çabalara rağmen sesini kesmiyor, yani bizim deyimimizle nötralize olmuyordu.
       Yapacak hiçbir şey yoktu, durumu Moskova’ya bildirdik. Genel karargâh da, bu MİT görevlisinin derhal öldürülmesini istedi. Kendisini kollamaya ve takip etmeye başladık. Öldürmek için uygun bir yer ve fırsat yakalamaya çalışıyorduk. O ise çok dikkatli davranıyor ve bize bu fırsatı vermiyordu. Uzun süre de vermedi.
       Zaman geçtikçe operasyon soğumaya başladı. Bir süre sonra, Mos­kova’dan gelen bir başka emirle bu teşebbüsten vazgeçmemiz iste­nildi.”
       KGB ajanının söyleyecekleri bu kadarla sınırlı değildi ki, sözlerine ara vermeksizin devam etti:
       “Moskova’da görevli olduğum sıralarda, Türk Büyükelçiliğindeki bazı gizli belgelerin fotoğraflarının çekilmesi emrini almıştık. Bir gece sabaha karşı, uzman ajanlardan oluşan bir ekiple birlikte elçiliğe girdik. Türk elçiliğinin her tarafını çok iyi bildiğimizden ve birçok yerinde dinle­me cihazları bulundurduğumuzdan, aradığımız gizli belgelerin nereler­de olduğunu öğrenmek zaten zor olmamıştı. Arkadaşlar kasada ve bir­kaç masada bulunan tüm gizli evrakların ve bizim için gerekli belge­lerin fotoğraflarını çekti. Sonra her şeyi yerli yerinde bırakarak geri döndü. Pek tabii ki, Türk elçilik mensuplarının bu işten haberi bile ol­madı.”
       Yoo! İşte burada yanılıyorsun Bay KGB! Elçilikte yaptığınız ille­gal aramadan haberimiz oldu. Bilesiniz ki, almış olduğunuzu sandı­ğınız gizli belgelerin büyük bir kısmı, böyle bir girişimde bulunmanız ihtimaline karşı hazırlanmış sahte veya gereksiz bilgilerle doluydu. Üstelik karşı çalışma yapılarak bütün elçilik santim santim arandı. Hiç üşenmeden yerleştirdiğiniz tüm dinleme ve kayıt cihazlarınız tek tek bulundu. Doğal olarak biraz yaygara koparıldı, ama sizin de elçilik ve konsolosluklardaki teknik dinlemelerinize nokta konulmuş oldu.
       Demek bütün bunlar senin marifetlerinmiş ha! Ama benim sini­rim sana değil. Şu bizim ufak tefek Vasya’ya! Hay boynun altında kal­sın. O kocaman karın üzerine yuvarlansın emi! Senin, bu herifin arkadaşı olduğunu bilsem, ilk geldiğin gece, hiç çekinmeden gırtlağını sıkar, ertesi sabah gelen küçük güvercinine de, “Seninki sizlere ömür,” deyip, minik kuşunun nasıl kanat açıp uçacağını görerek zevklenirdim.
       Aslında bu bir savaş… Hiç bitmeyecek bir savaş! Gönül isterdi ki, böyle bir savaşı sadece bir avuç insan(*) değil, altmış beş milyon kişi birden yürütebilsin!
       Dost diye yüzünüze gülen, samimi arkadaş diye kapınızı çalan, yabancı değil canım diyerek sofranıza oturan; size, ailenize iltifatlar yağdıran, hediyeler veren kişilere dikkat! Hangi ülke vatandaşı olursa olsun, aman dikkat!

(*) Bugüne kadar, gerek karşıt ülkeler arasında sürdürülen gizli faaliyetler esnasında, gerekse yine bu ülkelerin birer maşa gibi kullandığı yerli hainlerle görülen hesaplaşmalarda, T.C. Millî İstihbarat Teşkilâtı mensuplarından tam 46 şehit verilmiştir. Onların cenazeleri sessiz sedasız kaldırılmış, daha doğrusu tek tek gönüllerimize defnedilmiştir. Hepsinin anısı, arkadaşlarının yüreklerinde sımsıcak durmaktadır. Emin olsunlar ve huzurlu yatsınlar…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz