Aborjinler Ülkesi-AVUSTRALYA

A

     Orada çok uzakta bir yer var. Orası, yavrularını keselerinde taşıyan kanguruların, sürekli uyuyan koalaların, devekuşundan sonra yaşayan en büyük kuş olan emuların, bumerangların ve onların usta kullanıcıları, trajik öykülü Aborjinlerin ülkesi Avustralya…
     Dünyanın bir ucunda, dünyanın en küçük kıtası veya en büyük adası üzerinde tek başına kurulmuş bu ülkeye, yaklaşık 24 saatlik bir uçuştan sonra ulaşılabiliyor. Burada batı dünyasında görmeye çalıştığımız gökdelenler, modern çarşılarla karşılaşmak bazılarına ilginç gelebilir. Avustralya’da, onların yerel dillerini çözme, bu dildeki yeni kelimeleri öğrenme, anlaşabilmek için beden dilini bile kullanma zevkinden mahrum kalmanın da sıkıcılığını yaşıyorsunuz.
     Çünkü konuştukları dil, günümüzün uluslararası geçerlilikteki yabancı dili olan İngilizce. Avustralya’nın en önemli iki şehri Sydney ve Melbourne’dur. Aralarındaki rekabeti ortadan kaldırmak için olsa gerek, ülkenin başkenti Canberra’dır.
     SYDNEY
     Avustralya’nın en büyük şehri, ana limanı, kültür ve sanayi şehri Sydney denince ilk akla gelen, akla gelmeyecek aksiliklerle tamamlanan, kimilerine göre zarif bir yelkenli, kimilerine göre ise futbol maçına giden rahibeler grubuna benzetilen, tüm Sydney ve Avustralya resimlerinin olmazsa olmazı, Sydney Opera Binası. Kentin bağrına toplam uzunluğu kilometreleri bulan girinti ve çıkıntılarla sokulan suların sayesinde, sabah işe gitmeden yüzme, iş dönüşü sörf yapma ve böylece keyifli ve motive çalışma olanağı olan insanların şehridir Sydney. Plajlarından en ünlüsü Bondi Plajı’dır. Şehrin içindeki en eski yerlerden biriyse, hoş yapıları, kafeleri ve alışveriş yerleriyle The Rocks’dır.
     Sydney’in yanı başındaki The Blue Mountains, dağ havası almak isteyenler ve trekking sevenler için ideal bir yer. Burada amatör dağcılar da unutulmamış. Aşağıya inmek için merdivenler var. Tam 900 basamak. Manzaraların güzelliğine dalınca pek fark edemiyor insan, ancak ertesi sabah başlayan ve tam üç gün boyunca devam eden bacak ağrıları insana 900 basamağın ne demek olduğunu hatırlatıveriyor. Yukarı çıkışta ise dünyanın en dik trenlerinden birine biniyorsun.
     5 milyon civarında nüfusu olan şehirde, azınlıkların yüzdelerini (ağırlıklı olarak Uzakdoğulu, İtalyanlar, Yunanlılar ve Türkler) üst üste toplayınca çoğunluk haline geliyor ve bu karışımın hoş görüntüsü direkt olarak şehre yansıyor. Değişik kültürlerin, değişik zamanlardaki özel günlerini festival şeklinde kutlamaları, rengârenk yüzler, birbirinden farklı tatlarla buluşturan sayısız lokantalar…
     MELBOURNE
     Şehir kuruluşunda, civardaki nehir dikkate alınmış. Güzelliğini borçlu olduğu mavi Yarra Nehri ve onun yanı başında kocaman, rengârenk çiçek ve ağaçlı yeşil Kraliyet Botanik Bahçesi. Gökdelenler ise sadece şehir merkezinde. Az dışında ise uçsuz bucaksız plajlar ve düzenli sokaklara sıralanmış tek katlı evler. Kıtalarının kâşifi Kaptan Cook’a sevgilerini göstermek için İngiltere’deki evinin birebir kopyasını (tahta beşiğini bile unutmamışlar) Fitzroy Parkı’na kurmuşlar.
     TAZMANYA
     İlk kez 1642’de bu adayı ziyaret eden Hollandalı denizci Abel Tasman, ona Van Diemen’in Toprakları demiş. 1856’da da bu ilk ziyaretçisine ithafen adı Tazmanya olarak değiştirilmiş. Avustralya’nın ana adası gibi, burası da aslında azılı mahkûmlar için cezaevi olarak kurulmuş. Tazmanya, Avustralya kıta adasından 200 kilometre uzakta ve ondan Bass geçidiyle ayrılıyor. 500 bini aşan nüfusuyla ada toplam 70.000 km2. Dünya mirası olan bu bölgenin yarısına yakını koruma altında. Ve Tazmanyalılar bölgeleri için ne kadar övünseler azdır. Havaları, dünya temiz hava literatüründe birinci. Suları ise her sene ilk üçe giriyor. Bitki örtüleri ve doğal güzellikleri Yeni Zelanda ve Patagonya’ya rakip. Otu bol, aromalı ve yeşil, gökyüzü gündüzleri masmavi ve lacivert, geceleri ise yıldızlarla dolu. Yalnız güneyinde Antarktika’ya kadar, batısında da Afrika’ya kadar hiçbir kara parçası yok. İşte bu yüzden iklimi çok ani değişebiliyor. Bazen güneyden dondurucu soğuk geliyor, bazen de okyanusun öteki tarafından sıcak Afrika esintisi.
     Avustralya’nın en eski köprüsü olan Richmond Köprüsü, insanın en vahşi yaratık olduğunun kanıtlarından biri Richmond Hapishanesi, en eski Katolik kilisesi olan St. John’s Kilisesi ve kanguruların, koalaların, canavarların bir arada bulunduğu Bonorong Vahşi Doğa Parkı, Tazmanya’da görülebileceklerden bazıları. Adanın sakinlerinden koalanın ismiyse Aborjin dilinden geliyor; ‘İçmiyor’ demek. Bu ismin verilmesinin nedeniyse, hayvancağız uyuşturucu etkisi yapan okaliptüs yapraklarını yemekten dolayı tüm gün uyuşuk uyuşuk uyuyor ve doğru dürüst su bile içemiyor. Koalanın isim babaları ve dünyanın en eski topraklarında, kıtanın 40 bin yıllık yerlileri Aborjinler artık ortalıkta görünmüyorlar. Sayıları ise bir hayli azalmış durumda.
     Anlayacağınız Avustralya, uzak ama görülmeye değer yerlerden biri…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz