Ayı İle Çalıkuşu

A

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Güzel bir yaz sabahı, Ayı ile Kurt ormanda geziniyorlarmış. Ayı tatlı bir kuş sesi duymuş ve Kurt’a demiş ki:
       “Kurt kardeş, bu tatlı tatlı öten kuşun adı nedir?”
       Kurt bilgisiz ve aptalın tekiymiş. Kelimeleri hep birbirleri ile karıştırıyormuş. Ayı’ya şöyle cevap vermiş:
       “Sorduğun kuş, Kuşlar Kralıdır. Önünde saygı ile eğilmeliyiz.”
       Ayının sorduğu kuş gerçekte, küçük ama tatlı bir Çalıkuşu imiş… Söyledik ya, bizim Kurt aptalın tekiymiş. Ona göre, kral ile çalıkuşu arasında fark yokmuş.
       “Mademki öyle,” demiş Ayı, “Onun sarayını görmeyi çok isterdim. Bak sarayı da işte şurada dalda.”
       Ayı böyle söylemiş ve kuşun yuvasına şöyle bir göz atmış. Yuvada, yumurtadan yeni çıkmış beş minik yavru gagalarını açmış cıvıldaşıyormuş.
       “Ne acıklı saray! Ne de çirkin yavrular! Kurt, zavallı dostum, sen aklını kaçırdın galiba! Gördüğün bu yuva kuşlar kralının değil, zavallı Çalıkuşu’nun yuvası. Bu yuvayı, yavruları ile birlikte bir tekmede yere indirirdim. Ama doğrusu, yavrular o kadar çirkin şeyler ki değmez, gidelim.”
       Ayının bu sözlerini işiten Çalıkuşu’nun yavruları öfkelerinden kıpkırmızı kızarmışlar. Etraflarında bulunanlara öfkelerini belirtmek için, başlarını sağa sola çevirip durmuşlar. O kadar gürültü patırtı yapmışlar ki, çok yakında bulunan anne ve babaları bu gürültüyü duyunca yuvaya dönmüşler.
       Yavrularının acıktığını sanıp, onlara yeşil ve yağlı bir tırtıl uzatmışlar. Yavruların hepsi birden;
       “Biz yiyecek bir şey istemiyoruz. Öcümüz alınıncaya kadar da ağzımıza bir lokma koymayız. Ayı bize hakaret etti. Cezasını çekmeli ya da gelip yuvamızın önünde bizden özür dilemeli.” demişler.
       Çalıkuşu gururlu ve hakarete karşı da o derece duyarlı biriymiş. Yavrularını yatıştırmış ve onlara;
       “Sakin olun yavrularım, bu işi düzelteceğim,” demiş.
       Sonra uçup gitmiş ve Ayı’nın ininin önüne gelmiş. Kanatlarını çırpmış. Kocaoğlanın dikkatini çekmek için ötmüş ve ona demiş ki:
       “Yavrularıma neden hakaret ettin? Bunun hesabını vereceksin. Biraz sonra dostlarım yardımıma gelecek. Sen de kendi dostlarını çağır ve savaşa hazır ol.”
       Böylece savaş ilan edilmiş. Ayı gidip Kurt’u bulmuş. Ormanın ve ovanın bütün dört ayaklı hayvanlarına tehlikeyi haber vermesini söylemiş. Kurt geyiğe, karacaya, tilkiye, sansara, gelinciğe, öküze, ineğe ve diğerlerine tek tek haber vermiş. Hepsinden daha iyi koşan tavşan haberleşme işini üstüne almış.
       Diğer taraftan, Çalıkuşu da bütün kanatlı hayvanları çağırmış. İrili ufaklı bütün kuşları haberdar etmenin ardından, balarılarını, sivrisinekleri ve eşek arılarını da davet etmiş. Onların hepsi Çalıkuşu’na saygı duyuyorlarmış. Üstelik dört ayaklı hayvanlarla aralarında eskiden beri bir savaş zaten sürüp gidiyormuş. Bunun için hepsi gelip savaşa katılmış.
       Savaşa başlarken Çalıkuşu, başkomutanlarının kim olacağını öğrenmek amacıyla, birkaç kızböceğini düşman kampına göndermiş. Bu böcekler, yakalanmayacak kadar yüksekten, her şeyi görecek ve her şeyi işitecek kadar alçaktan uçup düşman üzerine varmışlar.
       Dört ayaklı hayvanlar ordusu büyük bir gürültü ile ilerliyormuş. Yürüyüşlerinden sanki yer gök inliyormuş. Bir noktaya gelip durmuşlar. Ayı da aralarında imiş… Onun çevresinde, bütün dostları yarım çember halinde sıralanmışlar.
       Boynuzlu hayvanlar, pençeli hayvanlar, hepsi silahları hazır bekleşiyorlarmış.
       Ayı, dostlarına korkusuzca savaşmaları için cesaret verici bir konuşma yaptı. Sonra tilkiye dönerek;
       “Sevgili Tilki, cesaret ve kurnazlıkta eşsiz dostum benim. Herkes sana güveniyor. Ordumuzun başına geç ve onu zafere ulaştır.”
       “Pekâlâ,” demiş Tilki. “Bir hücum planı hazırlayacağım ve ilk önce gidip düşmanın niyetini öğreneceğim. Bulunduğunuz yerde bir süre bekleyin. Hareket zamanı gelince, planı size bildireceğim. Aramızda anlaşmak için sessiz bir işaret kararlaştıralım. Ama düşman bunu hiç bilmesin. Bir teklifi olan var mı?”
       İşaret konusunda kimse bir teklif getirmeyince Tilki;
       “Benim uzun ve gür kuyruğuma bakın. Kızıl olduğu için iyi görülür. Kuyruğumu bir mum gibi havaya diktiğim zaman, bilin ki durum iyiye gidiyor. Birden ona kadar sayacağım. On dediğim zaman, hep birlikte düşmana saldıracak ve onu darmadağın edeceksiniz. Şayet kuyruğumu yere sarkıtırsam, herkes başının çaresine baksın, kaçabildiği kadar kaçsın. Çünkü bu işaret, hepimiz tehlikedeyiz demektir,” demiş.
       Kızböcekleri bu sözleri işitmişler ve yapraktan yaprağa konarak gelip bütün duyduklarını bir bir Çalıkuşu’na anlatmışlar.
       O zaman Çalıkuşu;
       “Bu bizim için mükemmel bir bilgi,” demiş ve ordusuna dönerek;
       “Savaş alanında bulunan dostlarım ve siz, bal arıları, eşek arıları, sivrisinekler, iğnelerinizi ve dişlerinizi iyi hazırlayın, bileyin. Sonra gidip düşmanın akıl hocası olan Tilki’nin yakınında, çiçekler ve otlar içine saklanın. İşaret vermek için kuyruğunu kaldırınca, ansızın saldırıp kuyruğunun altına yerleşin. Onun en nazik yeri kuyruğunun altıdır. İğnelerinizi ta kanı çıkıncaya kadar batırın. Görevinizi yaptıktan sonra, nöbeti öteki kuvvetlerimize bırakın, diye konuşmuş.
       O anda, ormanda sanki bir ölüm sessizliği varmış. Ağaçlardaki bütün kuşlar büyük bir sessizlik içinde, ağaçsız alanda dikkatle ilerleyen tilkiyi gözleri ile takip ediyorlarmış. Tilkinin elli adım kadar gerisinde ise, ordusu işaretini bekliyormuş.
       Tilki o anın uygun olduğunu düşünerek, kuyruğunu kaldırır kaldırmaz, bir küme sivrisinek kuyruğunun altına yapışmış ve sırayla sokmaya başladılar. Tilki acıdan titremiş. Ama yine de dişlerini sıkarak kuyruğunu havada tutmuş.
       Bir küme balarısı, sivrisineklerin yerine nöbete girmişler. Onların iğneleri tilkinin canını iyice yakmış.
       “Ay! Ay!” diye inlemiş tilki. Korkunç acı çekiyormuş. Kuyruğunu bir süre yere sarkıtmış, sonra tekrar kaldırmış. Ormandaki hayvanların koşuşmaları toprağı tir tir titretiyormuş. İyice yaklaşmışlar. O sırada, korkunç eşekarıları saldırıya geçmişler; kuvvetli ve sağlam iğneleriyle Tilki’nin öyle canını yakmışlar ki, sonunda hayvan kuyruğunu yere sarkıtmak zorunda kalmış. Ardından inleyerek kaçmış, canını zor kurtarmış.
       Bunu gören dört ayaklı hayvan ordusu bozguna uğrayıp geri dönmüş. Büyük bir kargaşalık içinde kaçarlarken birbirlerini ezmişler. Kuşlar kanatlarını çırparak, gagaları ve pençeleri ile düşmana saldırmışlar.
       Ne savaş olmuş dostlarım, ne savaş! Görmeliydiniz! Çalıkuşu’nun ve ordusunun zaferini alkışlamalıydınız!
       Bütün komşu ülkelerde hâlâ bu savaştan söz edilir…
       Sonunda herkes sevinmiş, ama yavru çalıkuşları sevinmemişler. Babalarına şöyle demişler:
       “Ayı gelip yuvamızın önünde bizden özür dilemedikçe ağzımıza bir lokma koymayız!”
       Daha sözlerini yeni bitirmişler ki, Ayı’nın utana sıkıla, kanlar içinde, yuvanın altına geldiğini görmüşler.
       Ayı büyük bir şaşkınlıkla içinde, yavru çalıkuşlarından af dilemiş. O zaman bütün yavrular sevinmişler. Yemişler, içmişler ve tatlı tatlı cıvıldaşıp öteki kuşlarla birlikte sabaha dek eğlenmişler… 

(Grimm Kardeşler Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi