Mehmet Akif Ersoy (Çanakkale Şehitlerine)

M

     Şairlerimiz, Türk İstiklâl Savaşı’nın kazanılmasında canlarını severek verenlere olan şükran borcumuzu, birbirinden güzel destansı şiirlerle dile getirmişlerdir. Mehmet Akif Ersoy’un, 1919’da yazdığı “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiiri de, bu destansı yapıtların en güzellerinden biridir.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin,
Yerin altına cehennem gibi binlerce lağam;
Atılan her lağamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir, savrulur enkaz-ı beşer…
Kafa, göz; gövde, bacak, kol, çene, parmak; el, ayak;
Boşanır sırtlara, vadilere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık gülle, yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat imân?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis’i ilâhi o metin istihkâk.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’i beşer;
Bu göğüslerse Hüdanın ebedi serhaddi;
“O benim sun-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli… Diyordum ya… Nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namısını, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi bir baksana, dağlar, taşlar,
O rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar.
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yârap, ne güneşler batıyor!
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Hare-li mere ettiğin edvara da yetmez o kitap…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu başındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecramıyla;
Ecr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecriyle âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili Sultanı Selâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhat.
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihad…
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana âğuşunu açmış duruyor Peygamber.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz