Psikolojik Anne-Baba
Psikolojik Anne-Baba

Psikolojik Anne-Baba

Helen Deutsch, 1944-1945 yıllarında kadın psikolojisi konusunda yazdığı bir eserinde, biyolojik anne ile psikolojik anne arasında bir ayrım yapmıştı. Diyordu ki, “Biyolojik anne, çocuğu dünyaya getiren kişidir. Psikolojik anne ise, doğurmadığı halde bilinçli ve içten bir sevgiyle çocuğu kavrayan, gözeten ve özgür bir kişilik olarak gelişmesine yardımcı olan kişidir. Bir bakıma, gerçek anne özelliklerini taşımaktadır…” Bu deyimi, babaları da dikkate alarak, “psikolojik anne-baba” diye genişletmek mümkündür.
Bu kavram, yalnızca aile çevresi içinde kalmayıp topluma taşan bir kavramdır. Öğretmen, dadı, müdür, eğitici, anneanne yahut bir komşu teyze bile, bu özelliğe gönülden sahip olabilir. Dolayısıy-la, çocuğa da içtenlikle hitap edebilecek durumdadır. Hatta bir apartmandaki çocukların huzurunu, rahatlığını düşünen, onları sevgi ile gözetip kollayan bir kapıcı bile aynı yakınlığı sağlayabilir. Bü-yük bir istek ve özlemle bilinçli sevgiyi birleştirip, dünyaya getirmedikleri çocuğu sahiplenen anne ve babalar da aynı yaklaşımı gerçekleştirebilirler. Yeter ki, çocuğa öncelik tanıyan, onu kendilerin-den çok düşünüp seven kişiler olsunlar; içten ve gönülden vermesini bilsinler…
Babalık veya annelik niteliklerine sahip kişi, bu nitelikleri, büyük olasılıkla kendi çocukluk dö-neminde kazanmıştır. Çocukluğun ilk yılları, insanın sevgi ve şefkatin ne olduğunu kendi hayat de-neyimleriyle öğrendiği yıllardır. Eğer çevre etkileri çocuğu sıkıştırmaz ve zorlamazsa, yetişkinlik çağında bu nitelikler daha da gelişecektir. İnsan, aldığı ve sahip olduğu sevgi, ilgi ve şefkatin bilincine varırsa, ileride onu cömertçe başkalarına da dağıtabilir.
Psikolojik anne ya da baba, şefkat göstermenin yanı sıra, çocuğa bir insan olarak saygı duymayı, onu değerlendirmeyi ve onunla arkadaşlık etmeyi bilen ve bundan zevk alan kişidir. Küçüğün yaptığı çocukluğu onun çocukluğuna verebilen ve hoşgörüyle karşılayabilen kişidir. Yerinde ve zamanında sabırlı davranan, gerektiğinde de çocuğu tatlı tatlı uyaran ve yönlendiren insandır.
Çocukla yarışmayan, çocuğun karşısında değil yanında olan anne-baba, çocuk tarafından daha içtenlikle benimsenir. Anne-babalar, sırası geldiğinde, “Neyi yanlış yaptık acaba? Neden çocuğumuzu anlayamadık?” diye birbirlerine sormalıdırlar. Kendi yanlışlarından sıyrılmaya ve doğruyu bulmaya, öğrenmeye hazır olmalıdırlar. Ve kuşkusuz, her şeyden önce, sevgiye inanan, hasis ve bencil dav-ranmadan sevgisini verebilen, dağıtabilen insanlardan olmalı, bu bilinçle hareket etmeyi bilmelidirler.
Lütfen çocuklarımızı sevelim, onların sevgisiz büyümelerine izin vermeyelim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir