Folklorumuzdan: Bilmeceler
Folklorumuzdan: Bilmeceler

Folklorumuzdan: Bilmeceler

     Bilerek karışık hale getirilmiş ya da çift anlamlı olarak sorulmuş, dikkatli ve çoğu zaman da zekice bir yanıt gerektiren soru; eskiden beri pek çok uygarlıkta folklorun bir parçası olan tahmin oyunu. Batılı bilginler genel olarak bilmecenin iki türünü tanırlar:
     Betimlemeli bilmece genellikle bir hayvanı, insanı, bitkiyi ya da bir nesneyi, bilerek karışık hale getirilmiş bir biçimde anlatır, böylece onu asıl yanıttan farklı bir şeymiş gibi sunmuş olur: “Bütün gün koşan ve gece yatağın altında yatan şey nedir?” bilmecesi ilk anda “köpek” yanıtını akla getirir, oysa asıl yanıt “ayakkabı”dır. Betimlemede çoğu zaman bir genel, bir de özel bölüm bulunur. Betimlemenin ilk parçasını oluşturan genel bölüm eğretileme olarak anlaşılacaktır. Örneğin;

Hoca çıkar handan
Sarığı kandan
Her sabah ezan verir
Bilmez kıble ne yandan

     Burada yanıt “Hoca ya da Müezzin” gibi algılanırsa da, doğrusu “Horoz” dur. Kurnazca ya da zekice soruların genel bir adı olmadığından, bunlar da bilmece sınıfında değerlendirilir. Örneğin; “En güçlü şey nedir?” sorusunun çözümü ise, demir güçlüdür, ama demirci daha güçlüdür; aşk da demirciye boyun eğdirir; dolayısıyla yanıt “Aşk” olmaktadır.
     Yaşam biçiminin hızla değişmesi, eğlence araçlarının çoğalması, bu zengin folklor ürünlerini tarihe mal etmiş gibi görünmektedir. Bununla birlikte son yıllarda bilmecelerden ilkokul çağı çocuklar için öğretim aracı olarak yararlanılmaya başlanmıştır. Biz bu bölümümüzde, kendi folklorumuzun yanı sıra, diğer milletlerin geleneklerinde de yaşatılan tüm bilmece türlerine yer vermeye çalışacağız.

Varma güzel yanına
İki elin bal olur
Tutar isen yavaş tut
İki elin kan olur (Karadut) 

Şekere benzer tadı yok
Gökte uçar kanadı yok (Kar)

Dağdan yüksek
Attan alçak (Yol)

Ağzı açık alâmet
İçi kızıl kıyamet
Yaş koydum kuru çıktı
Sallallahu Muhammed (Fırın)

* Güneş eritmez, yağmur söndürmez. (Çiğdem)
* Altı etten kemerlidir, üstü de altı gibi. O kemerin içinde öten kuş bülbül gibi. (Ağız)
* Uzun uzun urganlar, ucu benim elimde. Bülbüller feryat eder, ruhu benim elimde. (Bağlama)
* Çın çın ağaç başında, çın karakuş oturur. Kanadını çırptıkça, ala cevher dökülür. (Çakmak)
* Güneş görür kızarır, topraktayken sararır. Tencerede türlü aş, tadını ondan alır. (Domates)
* Dal üstünde al yanak, inanmazsan ye de bak. (Elma)
* Karşıdan baktım ev gibi, yanına vardım dev gibi. (Gemi)
* Kimin süsü, gözümün gözü. (Gözlük)
* Bilmece bildirmece, birbirine iliştirmece. (Düğme)
* Döner döner yerinde, altın kemer belinde; gece gündüz yol gider, yerindedir yerinde. (Güneş)
* Ayaklarım uzundur, başım da mini mini, bir dönüşte gösterdim, dünyanın biçimini. (Pergel)
* Karadır orman değil, deryadır dalga değil, yüreğinde bir yara var, doktor der verem değil. (Gönül)
* Eştim eştim kum çıktı, kumun altından su çıktı. (Mercimek)
* Hayvan soyundu, insan giyindi. (Kürk)
* Karşıdan baktım ak pak, yanına vardım zambak; başında altın tabak, gözlerinden akar çapak. (Mum)
* Dal ucundaki kınalı parmak. (Kiraz)
* Uçar uçar göklerde, yatar düştüğü yerde. (Kar)
* Bir küçücük kumbara, erzak taşır ambara. (Karınca)
* Her kim olursa olsun, emir verirsem yanıma koşar gelir. (Dürbün)
* Altı çardak, üstü bardak. (Pancar)
* Dört kardeş koşarlar, birbirini tutamazlar. (Tekerlek)
* Tarlada olur bunlar, koyuna benzer yünler, ekmesini bilirsen, kazanırsın binler. (Pamuk)
* Ektim nohut, yaprağı armut, kendi palamut. (Patates)
* Bir acayip nesne gördüm, hır hır eyler canı yok… Üç beş arşın kuyruğuyla kanı vardır, ruhu yok… Ah eder ta başından od çıkar… Kalpağı nur, göğsü billur, cismi cevher ar’ı yok. (Nargile)
* Ol nedir ki cismi var parmak gibi… Giydiği ak gonca zambak gibi… Giyince başına altın külahı… Durmaz akar gözyaşı ırmak gibi. (Mum)
* Ana bir kız doğurur… Ne ayağı var ne başı… Kız bir ana doğurur… Hem ayağı var hem başı. (Yumurta)
* Gittim bir eve ağlarlar… Sordum neye ağlarlar… İpsiz adam bağlarlar. (Nikâh)
* Bu efendinin annesi… Benim annemin kaynanası… Benim neyim olur? (Büyükannesi)

 

ÇİN BİLMECELERİ:

Ne gider, ne durur, ne de yer.
Fakat ben istersem,
Hem gider, hem durur, hem yer, hem de ısınır. (Kuluçkaya konmamış yumurta ve kuluçkaya konmuş yumurta)

Üstünde, fakat tam üstünde değil.
Altında, fakat tam altında değil.
Üstünde olamaz, fakat altında olması gerekir.
Altında olamaz, fakat tam üstünde olması gerekir. (Ufuk çizgisi)

Denizde seyahat ederler, fakat sahici gemiye binmezler.
Birbirini öperler, fakat bunu hissetmezler.
Birbirleriyle evlenirler, fakat beraber yaşamazlar.
Ölürler, fakat sahiden ölmezler. (Sinema artistleri) 

Yıkanma onu büsbütün kirli yapar.
O yıkanmadan çok daha temizdir. (Su)

O kullanıldığı zaman bir yere atılır.
Fakat kullanılmadığı zaman yerine konur. (Çapa)

Yaparsanız olur.
Yapmazsanız kendiliğinden olur. (Elleri kurulamak)

Ben yirmi bir parçayım. Benimle bir şey yapmak isteyen insanlar beni fena bir alet olarak kullanırlar. Fakat ben bir vasıta olduğum için bunda hiçbir suçum yoktur. (Zar)

Bu krallık içinde bütün sınıflara mensup insanlar yaşarlar. Burada hayvanlar ve binalar da bulunur. Onlar birbirleriyle boğuşurlar ve dövüşürler. Buna rağmen onların ne dil ne de silahı vardır. (Satranç)

* Üstü tül, altı gül? (Lamba) 

* Yedi delikli tokmak
   Gözleri çakmak çakmak
   Bunu bilmeyen ahmak (Kafa)

* Sarı sarı yazılmış,
   Sıra sıra dizilmiş,
   Tarıglardan atlamış,
   Tüfek gibi patlamış. (Mısır)

* Sakalı var, sözü geçmez,
   Pek uzağı gözü seçmez;
   Kara nohut eker gider,
   Taştan taşa seker gider;
   Akça suyun içerler,
   Şeytan deyip geçerler. (Keçi) 

* Sayılmaz koyunum içinde bir koçum var. (Ay)

* Saçaktan süngü sarkar. (Buz)

* Gökte gördüm bir köprü, rengi var yedi türlü. (Ebemkuşağı)

* Benim bir kardeşim var,
   Evden çıkınca peşimden ayrılmaz,
   Kaçarsam kovalar,
   Kovalarsam kaçar. (Gölge)

* Şekere benzer tadı yok,
   Gökte uçar kanadı yok. (Kar)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir