Mary’nin Kalbi

M

       Mary’nin o kadar sessiz, sakin bir dünyası vardı ki, çok az evinden dışarı çıkıyordu. Çocukları yoktu. Eşi, ailesi yoktu. Evinin karşısında yaşamamama karşın ben bile on yıl içinde yalnızca bir ya da iki kez Mary’nin evine konuğunun geldiğini görebilmiştim.
       Komşu çocuklarının çoğu Mary’nin kocaman kahverengi gözleri, dimdik duran, kısa kesilmiş saçları ile oyuncak trollere benzediğini söyleyerek onunla dalga geçerlerdi. Birçok yetişkin meraklı komşu da onun “yaşamı boyunca hep yalnız olduğunu” söyleyerek, onunla ilgili dedikodular yaparlardı.
       Mary, hakkında konuşulduğunu bilmesine karşın, bu dedikodulardan hiç etkilenmemiş gibi görünüyordu. O yaşamı boyunca “büyük kız” olmuştu ve insanların kendisiyle eğlendiğini gördüğü zaman gözyaşlarını hep içine akıtmıştı. Kalbinin ne denli kırıldığını asla kimselere göstermedi. Mevsimler gelip geçti kasabamızda. Komşu evleri de mevsimlerle birlikte ısındı, soğudu. Her mevsim Mary kapısını süsledi ya da kocaman bir çelenk koydu. Sevgililer Günü, Noel gibi özel günler ve tatillerde herkesten önce posta kutusunu çiçekler, şekerlemeler ve çocuklar için oyuncaklar ile dolduruyordu. Bazen penceresinden sessizce dışarı bakarak, armağanlarını, şekerlemelerini alan çocukları ya da kartlarını okuyan komşuları izlediğini görebilirdiniz. Ama hiç kimse ona bir şey söylemedi. Söylemeye utanıyorum ama ben bile teşekkür etmedim, kahveye ya da çay içmeye çağırmadım onu. Ve hiç kimse ona en küçük bir armağan bile vermedi.
       Kimileri onun tüm yaşamı boyunca bu evde yaşadığını söylediler. Çocukluğu burada geçmişti. Hiç evlenmemişti.
       Bir Noel günü Mary kapıya çelenk koymadı. Ve çocuklar için armağanlar, büyükler için kartlar da yoktu posta kutusunda.
       Komşuların çoğu Mary’nin sonunda karşılıksız armağanlar dağıtmaktan yorulduğunu ve vazgeçtiğini düşündüler.
       Hiç kimse onun farkına varmadı, ta ki… Bir gün, bir adamın Mary’nin evinin önüne “Satılık” tabelası koyduğunu görünceye dek. Sonra koca bir kamyona birer birer kutuların taşındığını gördüler. Sonunda, komşulardan biri dayanamayarak;
       “Affedersiniz bayım, fakat… Mary nereye gidiyor?” diye sordu.
       “Üzgünüm bayan,” diye yanıtladı adam. “Bilmiyorum. Ben yalnızca bu kutuları kamyona taşımakla görevlendirildim.”
       “Ama nereye götüreceğini bilmiyor musun?” diye sordu komşu kadın.
       Adam;
       “Üzgünüm bayan… Ama bize bu işi veren beye sorabilirsiniz,” dedikten sonra karşıdan gelip evin önüne park eden siyah limuzini göstererek;
       “İşte geliyor,” dedi.
       Araba park ettikten sonra kapısı açıldı ve çok şık giyimli bir bayan ve çok şık giyimli, iş adamı görünümlü bir bey eve doğru yürümeye başladılar.
       “Affedersiniz,” dedi komşu kadın. “Lütfen Mary’nin nereye gittiğini söyler misiniz bize?”
       Komşu kadının gözlerinin içine bakarak;
       “Gitmek mi?” diye sordu adam.
       “Evet, eşyaların kamyona taşındığını görüyorum. Mary nereye gidiyor?”
       Kadın ve adam birbirlerine baktılar. Sonra kadın başını salladı ve adam;
       “Üzgünüm, Mary taşınmıyor. Noel akşamı öldü. Birkaç gün önce hastanedeydi ama kalbi… Anlıyorsunuz ya…”
       Komşu kadın;
       “Bilmiyordum,” diye kekeledi. Biraz duraksadı ve sonra;
       “Doğrusu hiç birimiz bilmedik bunu. Evet, evi çok sessizdi ama… Bilmiyorduk…” diye devam etti.
       Adam;
       “Evet, anlıyorum” dedi.
       “O halde evi başkasına mı kiralayacaksınız?” diye sordu komşu kadın. Yeni komşularının nasıl birileri olacağını merak ederek;
       “Yani, öyle yaparsınız sanırım, siz onun ev sahibisiniz değil mi?” dedi.
       Adam yüzünde hafif bir gülümsemeyle;
       “Hayır, ben Mary’nin ağabeyiyim bayan. Bu onun kendi eviydi, ailemizi yitirdiğimizden yani yaklaşık 40 yıldan buyana onundu bu ev. Kendisi kazandı bu evi,” dedi.
       Komşu, Mary’nin bir ağabeyi olduğuna inanamazmışçasına adama bakarken, bunca yıldır Mary’i hiç ziyarete gelmeyiş nedenini de bulmaya çalışıyordu. Mary’nin çevresindekilere verdiği armağanları, kartları düşününce kendisini suçlu hissetti biraz. “Keşke ona teşekkür etseydim, keşke onu yakından tanımak için zaman ayırsaydım” diye düşündü.
       “Ama neden ağabeyi onu hiç ziyaret etmemişti?”
       Tam adama yapmadığı ziyaretlerinin nedenini soracağı sırada eşyaları taşıyan adam elinde bir kutu ile gelerek;
       “Bunu ne yapayım, bayım?” diye sordu.
       “Diğer eşyalarla birlikte kamyona koy,” dedi adam.
       İşçi;
       “Ama üzerinde sizin adınız ve size ait olduğu yazılı,” diyerek kutuyu adama uzattı.
       Adam kutuyu işçinin elinden alıp limuzinin üstüne koydu, sonra kenarlarındaki bantları kaldırarak kapağını açtı. Komşu kadın adamın kutuya bakarken omuzlarının sarsıldığını görünce yanına yaklaştı ve ellerini adamın omzuna koyarak;
       “Başınız sağ olsun bayım, çok üzgünüm,” dedi.
       Ağabey gözlerinden yanaklarına doğru süzülen yaşlarla;
       “Başımız sağ olsun demek istiyorsunuz yani,” dedi.
       Komşu kadın;
       “Ah, evet, tabii… Ama sizin kardeşinizdi ve ben…” diyerek kekeledi kafası karışmış bir halde.
       Adam açtığı kutunun içinden bir oyuncak dönme dolap çıkardı. Müzik çalan, ışıklandırılmış, göz alıcı renklerle boyanmış bir dönme dolaptı bu; anahtarı çevirince müzik çalmaya başladı.
       Oyuncağın yanına bir not iliştirilmişti.
       “Bu nedir biliyor musunuz?” diye sordu adam.
       “Hayır, sanırım bilmiyorum bayım,” diye yanıtladı komşu kadın.
       “Bu Mary’nin yaşamı boyunca sahip olduğu tek oyuncaktı. Bildiğiniz gibi Mary şişman ve çirkindi. Onun dış görünümü yaşamı boyunca utancı olmuştu. Yıllarca bunu değiştirmeye çalıştı, çok mutsuz oldu. Fakat sonra kendisini olduğu gibi kabul etmeye karar verdi. Yaklaşık 30 yıl önce bu tamamen el yapımı, küçük oyuncakları yapmaya başladı. Bu oyuncakları çocukluğunun mutlu yıllarını anımsattığı için sevdiğini söylerdi. O yıllar, hâlâ birkaç arkadaşının, bir ailesinin ve benim yanında olduğumuz, onunla oynadığımız yıllardı. Yaptığı oyuncakları benim çocuklarıma gönderiyordu. Birkaç yıl sonra birlikte konuşarak oyuncaklarının patentini almaya karar verdik.
       Patenti aldıktan sonra seri halinde üretime başladık. Mary fabrikasını yalnızca dört kez ziyaret etti ve sonra mektuplar aracılığı ile bildirdiği kararları uyguladık.
       Zaman zaman ona yanımıza gelmesini, bizimle yaşamasını ya da daha büyük bir eve taşınmasını söyledim. Hatta kendisine cerrahi müdahale yapılabileceğini, kilolarına da çözüm bulunabileceğini söyledim. Ama kabul etmedi.
       Buradaki komşularını çok sevdiğini söyledi. Çocukların neşeyle oyun oynamalarını, ailelerin mutlu yaşamalarını sevdi. Her yıl fabrikadan birkaç büyük kutu oyuncak ve şekerlemeler göndermemizi istedi. Onları ne yaptığını asla bana söylemedi ama her yıl şaşmaz bir saat gibi aynı şeyleri göndermemizi istedi.
       Mary dünyanın her yerinde istediği yaşamı sürdürebilirdi. Fabrikaları oldukça iyi iş yapıyordu. Ama o burada kendisi olarak yaşamayı seçti. Mutluydu burada.”
       Komşu kadın hâlâ adamın söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Mary’nin ağabeyi oyuncağın yanına tutturulmuş zarfı açarak içinden çıkardığı kâğıdı komşu kadına uzattı.
       Duyduklarının etkisiyle yüzünden silemediği bir şaşkınlık ifadesiyle;
       “Nedir bu?” diye sordu kadın.
       “Yalnızca bir not,” dedi adam.
       Komşu kadın kâğıdı cebine koyarken;
       “Teşekkür ederim, şimdi gidip diğer komşuları görmeliyim, herkes neler olup bittiğini merak ediyordu. İzninizle,” dedi.
       Adam yüzünde bir tebessümle;
       “Rica ederim,” dedi. “Tekrar görüşeceğimizden eminim.”
       Komşu kadın karşı caddeye geçip kendisini merakla bekleyen diğer mahalle sakinlerine heyecanla adamın söylediklerini anlattı.
       “Peki, o not nerede?” diye sordular.
       Kadın cebinden çıkardığı kâğıdı okudukça yüreği hüzünle, mutlulukla, sevgiyle doldu. Gözlerinden süzülen yaşlarla, diğer komşulara okudu Mary’nin yazdıklarını.
       “Sevgili dostlarım,
       Yıllarca bu yaşam dolu sokağın köşesindeki küçük evde yaşadım. Penceremden babaların sabah işe gidişlerini, annelerin çocuklarını sevgiyle kucaklayarak okula gönderişlerini izledim.
       Buradaki her doğum gününü sizlerle birlikte kutladım yüreğimde, her düğüne katıldım, her kayıpta ağladım sizlerle birlikte. Sizleri izlerken, kaybettiğim ailemin sıcaklığını buldum. Kardeşim bile çok yoğun bir iş adamı olduğu için bana sık sık uğrayamazken, sizin mutluluğunuz, hüznünüz, acılarınız, gülüşleriniz benim yaşantımı öylesine doldurdu ki, hiçbir şeyin eksikliğini duymadım bu küçük evde.
       Bana o kadar çok şey verdiniz ki, şimdi ben de size bir şeyler vermek istiyorum. Bu mektubu okuduktan sonra lütfen onu Allen Hamersmyer’e götürün, kendisi benim avukatım olur. Ona sizin için ne yapması gerektiğini söylemiştim. Bu küçük ev ve karşı köşedeki boş arazinin tümünü kabul etmenizi istiyorum. Ama bunu gerçekleştirmeniz için sizden bazı isteklerim var:

  1. Evim asla satılmayacak ya da gelir sağlamak amacıyla kiraya verilmeyecek. Kapıları sürekli açık olacak; okuldan geldiği zaman evlerinde kimseyi bulamayan çocuklar buraya gelecekler. Burası bir buluşma, tanışma ve iletişim merkezi olacak herkes için.

       Ve yeni gelen komşulara “Hoş geldiniz” denilecek bir yer olmalı aynı zamanda.

  1. Karşı caddedeki arsaya bir park yapılmasını istiyorum. Küçük çocuklar için salıncaklar, kaydıraklar, yüzme havuzu ile “büyük çocuklar” için yürüyüş yolları yapılmalı. Burada yaşayan her aile, çocuklarıyla birlikte her yıl mağazalarımızdan birisine giderek oyuncakları yüzde 80 indirimli olarak alabilecektir, bu konuda ağabeyime gerekli talimat verilmiştir. Ve içinizden birinizin işe gereksinmesi olursa kâğıdın üzerinde adı yazılı olan ağabeyimi araması yeterlidir.

       Yaşantımı mutluluk içinde geçirmemi sağladığınız için hepinize çok teşekkür ederim.
       Sevgiler,
       Mary”

       Okumayı bitirdiği zaman komşuların hepsinin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Hepsi köşedeki evde Mary’nin yaşadığını biliyorlardı ama hiçbirisi Mary’nin ne denli sevgi ve incelik dolu bir kalbi olduğunu asla görememişlerdi.
       Şimdi o küçük ev yeni komşulara “Hoş geldin” partileri düzenlenerek, herkesin birbiriyle tanışmasını sağlayan sıcak bir buluşma yeri oldu. Ve tüm aileler bu buluşmalarda birbirlerinin bir şeye gereksinmesi olup olmadığını araştırıyorlar, birisi hastalanırsa, diğerleri ona yardıma gidiyor, birisi ölürse, diğerleri aileye güç vermek için yanında oluyor. Çocuklar hafta boyunca okul çıkışında ve hafta sonları oraya geliyorlar. Kitap okuyor, konuşuyor, oyunlar oynuyorlar.
       Karşı caddede kurulan parka gelince, salıncaklar, kaydıraklar, yüzme havuzu ve kocaman bir dönme dolap ile çocukların mutluluk kaynağı oldu. Komşular bu eğlence ve dostluk merkezine güzel bir da isim buldular:
       “Mary’nin Kalbi”

(Yazan: Kat & Chris-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz