Ah Şu Askerlik!..

A

       “Askerlik deyince akan sular durur… Durması da gerekir. Çünkü Türk erkeğinin hayatında askerliğin cok önemli yeri vardır. Anılarla doludur ve o anılar ömür boyu anlatılmakla bitmez; askerlikte edinilen dostluklar yaşam boyu sürüp gider. Askerlik yapanları şimdi nasıl efkârlandırdım değil mi? İnanın, yetmiş bir yaşına merdiven dayamış bir insan olarak ben bile efkârlandım!..”

       İngilizlerin salon koltukları, aynen yatakları gibi pek bir güzel olur. İnsan, yumuşacık bol kumaşların içine, yorgan ya da örtülerin altına kendisini bir attı mı, bir daha kalkmak istemez. Yayıldıkça yayılır!
       Ben de, bir süredir içine gömüldüğüm koltukta, neredeyse kaybola­cağım. Şazi gelip de televizyonu açmasa hiç kıpırdayacağım yok!
       Şu anda televizyonda, canlı olarak yayınlanan bir seremoni var. Bir nevi tören… Askeri geçit töreni… Pırıl pırıl avadanlık ve rengârenk giysiler içinde, Britanya Kraliyet Kuvvetleri’nin tamamı, birbiri arkasın­dan boy gösteriyor.
       Ben, öyle törenleri çok gördüm. Hemen hemen her gittiğim ülkede gördüm. Devletler daima, sahip oldukları askeri gücü, insan ya da araç-gereç açısından gözler önüne sererken, bir nevi gövde gösterisi yapar ve gerek iç ve gerekse dış güçlere, gayet kolay anlaşılır birtakım mesajlar verir.
       Neyse… Deniz, hava, kara birlikleri peş peşe geçiyorlar. Tabii aralarında muhtelif sınıflara ayrılmış olarak. Ardından özel birlikler, hava indirmeler, deniz piyadeleri, komandolar vs. geliyor. Gözlerim otomatikman askerî istihbarat servislerinin teşkil ettiği grupları(*) da arıyor ama haklı olarak onlar yoklar!
       Daha sonra sırayı, Kraliyet Muhafız Birlikleri alıyor… Saray muha­fızları, atlı-atsız kıtalar, özel muhafız bölükleri… Hepsi, ama hepsi sı­rayla ve büyük bir intizamla geçiyorlar. İnsan, bu görkemli tablodan ve gösteriş dalgasından bir tuhaf oluyor.
       Şazi ise, mutfaktan sesleniyor; “Çay içersin?” Getirdiği çayı yu­dumlamaya başlarken, eski askerlik günlerim düşüyor aklıma. Za­manında biz, belki böyle görkemli bir tablo sergilemiyorduk, ama sı­cacık, temiz ve unutulmayacak anılarla doldurmuştuk koca bölüğü!
       “Öğrenci Bölüğü… Hizaya geel!” Geldik… Kim geliyor? Binbaşı Dereli!
       Bizim komutanlarımızın, öyle şatafatlı, öyle rengârenk süslü elbi­seleri yoktu, ama çelik gibi bedenleri, aslan gibi yürekleri vardı… Bir de peygamber sabırları!
       Nasıl olmasındı? Yurdun her bir köşesinden toplanmış, huyuyla suyuyla, farklı inanış ve davranışlarıyla, tuhaf âdetleriyle değişik tab­lolar sergileyen yüzlerce kişiyle, onların her birinin yarattığı binlerce problemle uğraşmak, onları adam etmek, öyle kolay bir iş değildi.
       Örneğin; tuvalet taşına ters oturup, ortaya okkalı bir hatıra bıra­kan, herkes gibi ranzada yatacağı yerde, gece kalkıp yatağını yere se­ren, durduğu yerde direklere tırmanan ya da elektrik prizine çivi sokan koca bir adamı, nasihatle adam etmek(!) kolay olmasa gerekti.
       Şimdi bu koca bebek, ömründe hiç tuvalete oturmamışsa, sürekli ortalıkta boş bulduğu yerlere etmişse ya da karyolada, sedirde hiç yat­mamış, hep yer yatağının üzerine uzanmışsa… Eee… Bir de köylük yerde ağaç bolsa, bir de, ister kuş yumurtası çalmak için, ister armut toplamak için, isterse düğün derneklerde kız dikizlemek için ağaca tırmanmak gereğini duymuş, alışkanlığını edinmişse… Suç kimin? Bun­ları teker teker terbiye edecek, iyi alışkanlıklar ve normal davranışlar edinmelerine yardımcı olacaksın. Tabii böyle durduk yerde direklere tırmanan adama deli derler. O iş farklı… Tedavisi de, öyle nasihat fa­lan etmekle olmuyor. Bambaşka usulleri gerektiriyor.
       Askerlik başka bir âlem canım; insan yaşadıklarını birer birer an­latacak olsa birkaç cilt kitap daha yazması icap edecek. Yine de baş­lıyor… Ve bir gün o da sona eriyor.
       Sonra teskerenin alınacağı günlerde yayımlanan bir albüm… Fo­toğrafların altında kişilerle ilgili ufak notlar:
       “Askerliğe teskere bırakmak fikriyle başlayan, ama nedense haf­tasında bu fikrinden cayan arkadaşımız, önce derslerde not tutması, sonra tuttuğu bu notları temize çekmesi ve ardından, temize çektiği notların da özetini çıkarmasıyla tanınmış, böylelikle çevresinde oturan arkadaşlarını not tutmak zahmetinden kurtarmıştır. Okuldaki günlerin­de, giydiği siyah çoraplarını geceleri ayağından çıkarmamasına ve her anlatılan fıkrayı özenle bir kâğıda not etmesine bir türlü anlam vere­medik…”
       Gördünüz mü alçakların benim için yazdıklarını… Hem, not tut­makla falan kötü mü etmişim. Dönem sonunda, şeref kütüğüne birin­cilik çivisini kim çaktı. Ha… Kim çaktı… Ben! Siz arka sıralarda, “Ye­rinde saayy!..” komutuyla taban teperken, ben elimde keser… Şey, yani küçük bir çekiç, kütüğe çivi çakmaya uğraşıyordum… Yaa!
       Bir de çoraplarımla yatıyormuşum… Yatarım tabii! İki haftada dört çift çorap çaldırsaydınız, siz de yatardınız. Benimkisi alınmış bir tedbir o kadar!
       Şazi, gidip gelip çayımı tazeliyor. Arada bir de göz kırpıp;
       “Sen sevinçlisin!” diyor. “Senin karı yarın gelecek!”
       İlahi Şaziment Hanım, dilini eşek arısı soksun emi!
       Bu gece son gece, ne zamandır sürdürdüğüm yalnız yaşantımı bitirecek, sonuna noktayı koyacak bir gece. Çekilen acılar, geçmeyen saatler, hiç bitmeyen geceler. Hepsi, bu geceden sonra son bulacak… Yeni, yepyeni bir yaşam başlayacak, iyi mi, yoksa kötü mü olur bile­mem, ama hiç olmazsa bu yaşamda insan, tek başına olmayacak!

(*) Military Intelligence (MI); Kara ordusu istihbarat servisidir. MI 1’den MI 12’ye kadar değişik bö­lümleri içermektedir. Navy Intelligence (Nl) deniz kuvvetlerinin, Airforce Intelligence (Al) hava kuvvetlerinin istihbarat servisleridir. Dört ana kısımdan oluşan Savunma istihbarat Servisi (DIS) ise, tüm askeri yapının istihbaratını üretip değerlendiren ayrı bir servistir. Çoğunluğun (M16-Em on altı) şeklinde yanlış olarak telaffuz ettiği (MI 6-Em ay altı) ise, esasında Özel istihbarat Servisi (SlS)’dir. Askeri yapıda olup, özellikle terör için eğitilmiş timlerden oluşur.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz