Bitmeyen Gece

B

       “Bazı özel geceler vardır; bitmek bilmez… Bitmesi istenilmez!.. Veya tam tersi, öyle geceler vardır ki bir dakika bile tahammül edilmez!.. İkisi arasındaki korkunç fark, o geceyi unutulmaz kılan olayları, nedenleri ya da beklentileri beraberinde sürükler getirir. Bazen, getirdiği gün götürür!.. Kafanız karıştı değil mi; benim de karıştı. Artık kitabın sonlarına geldiğimiz şu anlarda ne dediğimi ben de bilmiyorum. Eee… Kolay değil… Bu kitaba bir ömür sığdırdık!..”

       Her ne kadar benim ölçülerimde duyumsamasa da, Şazi’nin de heyecan içinde olduğunu gözlemlemek mümkün. Gidiyor geliyor, ikide bir “Bu akşam çok iyi uyumalısın sen,” diye sesleniyor.
       Akşam yemeğini, sırf bu yüzden erken yedirdi. Üstüne de koca bir bardak süt içirdi. Yetmedi, sakinleştirici bir hap yutturdu. Sonra da, be­nim kutup ayıları gibi altı ay uyuyacağımı düşünerek kendi odasına çe­kildi.
       Saat daha dokuz; önümde koskoca bir gece var. Nasıl geçirece­ğimi bilemiyorum. Başka zaman olsa, vurur kafayı yatarım. Yattığımda da uyurum. Kısa sürede uykumu alırım. Üstelik “çıt” deseler uyanı­rım… Bütün bunlar güzel de, ah bir uyuyabilsem…
       Şimdi aklıma “uyku”yu taktım ya, düşünür dururum.
       İnsanlar günde ortalama sekiz saat uyurlar da, neden tavşanlar aynı süre içinde on beş yirmi kez, hatta sincaplar bir saatte en az on kez uyurlar?
       Kutup ayıları, uzun kış ayları süresince yemeden içmeden nasıl yatarlar da, atlar, on beş yirmi sene boyunca uyumak için hiç yatmaz­lar?
       Derin uyku halindeki bir anne, iki haftalık bebeğinin mırıltısını du­yar da, yüzlerce kat yüksek gök gürültüsünün sesini neden duymaz?
       Uyumalarına engel olunan tutuklular, neden dokuzuncu günün sonunda, ebediyen uyuma evresine geçerler?
       Edison, günde dört saat uykuyla…
       Yok, yok… Böyle olmayacak! Hem bana ne onun bunun uyuma­sından, uyumamasından canım… Kalkıp televizyon seyretsem mi aca­ba? Olmaz, o da oturma odasında. Bir yakalanırsak, Şazi demediğini bırakmaz valla… Akıllı makıllı kadın, ama konuştuğunda da çok ağır konuşuyor. Altından kalkabilene aşk olsun!
       Bu gece, hanımın da son gecesi… Ne yapıyordur, kimbilir? Muh­temelen, o da benim gibi uykusuz bir gece geçirecek. Valizlerini bu­günden hazırlamıştır. Bakalım neler getirecek? Pastırma getirse bari…
       Böyle pastırma hayalleri kurarak da bir yere varamayacağım. Bir şeyler okursam, belki de uykum gelir. Okumak, uykusuzluğun bir nu­maralı ilacıdır.
       Şurada, ünlü Scotland Yard’ın hazırladığı raporlardan derlenmiş bir dosya olacaktı. En iyisi onu incelemek; hem faydalı, hem de matrak bilgilerle dolu. Herifler hiç üşenmemişler, ciddi ciddi bir sürü olayı kale­me almışlar. Hem de, mesleki, teknik, kriminal vs. bilgilerin ışığı altın­da…
       Örneğin; Tottenham-Leeds United maçı sırasında, Leeds taraftarı bir seyirci, kulağını kibrit çöpü ile karıştırırken, saha içerisinden hava­lanan top gelmiş adamın eline çarpmış. Adamın kulak zarı patlamış ve dolayısıyla sağır olmuş. Topa vuran Tottenham’lı bir futbolcuymuş. Adam, fırsat bu fırsat, şikâyetçi olmuş. Polis, maçtan sonra olaya mü­dahale etmiş. Not: Maçı, Tottenham 1-0 kazanmış, üstelik golü de bu futbolcu atmış.
       Norfolk yöresinden dul bir kadın, açık arazide otomobiliyle yol alırken, içeri giren bir bal arısının tacizine maruz kalmış. Kadın, etek­lerinin arasında dolaşan arıdan kurtulmak isterken şarampole yuvar­lanmış ve boynunu kırmış. Ölüm olayının soruşturmasını yürüten polis, raporunda, suçlunun olaydan sonra kaçtığını belirtmiş…
       Thames Nehri yakınlarındaki bir gemi yapım atölyesinde, ustura ile tıraş olan bir işçiye musallat olan sinek olay yaratmış. Bir türlü sine­ği uzaklaştıramayan işçinin sonunda tepesi atmış ve onun işini bitirme­ye karar vermiş. Sineğin konduğu yere çalmış usturayı, çalmış usturayı ve kendini on dört yerinden yaralayarak hastanelik etmiş. Sineği öldüremediği bir yana, az kalsın canından da oluyormuş…
       Hayatından bezmiş bir adam, intihara karar vererek, evinin bodru­munda gerekli tertibatı almış. Son mektubunu da yazarak oracığa bırak­mış. İpi tavana bağlamış ve bir elma sandığının üzerine çıkmış. Tam bu sırada sandık adamı taşımamış ve kırılmış. Yere düşüp kafasını betona çarpan adam, polis raporunda da aynen yazıldığı gibi, kazaen ölmüş…
       Ne biçim polisiye vakalar, değil mi? Sherlock Holmes’un üstlen­diği olaylarda buna benzer yüzlerce tuhaf durumdan söz edilmesi boşu­na değil. İngiliz polisinin çalışma tarzı böyle… Takdir etmek gerek!
       Kalkıp sıcak bir banyo yapsam, kesinlikle faydalı olacağına eminim. Eminim de, ortada yine Şazi engeli var! Havagazı saatinin tek yetkili işleticisi o! Yahu, ne kadın be, her şeye elini atmış, kuş uçurtmuyor!
       Saat on bir buçuk oldu. Gözümde tek damla uyku yok. Ne o, Şazi’nin alt kattaki odasından gürültüler geliyor. Şimdi de, merdivenden yavaş yavaş çıkan ağır bir gövdenin sesini duyuyorum. Kadıncağız, garanti, benim uyuyup uyumadığıma bakmaya geliyor. Onu hayal kı­rıklığına uğratamam. Yorganı şöyle kafama çekip yastıklara gömülürsem, benim uyuduğumu sanır, rahatlar.
       İşte, kapıyı açtı, içeri girdi. Başucumda öylece dikildi. Kontrol edi­yor… Şimdi gider.
       “Hadi, hadi… Kalkasın artık! Beni de uyku tutmadı. Çay koyana kadar gelesin. Ne yapalım, bu gecemiz de uykusuz geçiversin!”
       Sonunda yapacağını yaptı; beni uyutmayı başaramayınca, bu kez uyutmamayı deniyor. Ne kadın, değil mi?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz