Dünyanın En Güzel Gülü

D

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Bir zamanlar yaşlı bir kraliçe varmış. Kraliçe güçlü, dediği dedik bir insanmış. Kimse bir dediğini iki etmezmiş.
       Kraliçe, dört mevsim boyunca dünya ülkelerinde yetişen güzel ve nadide güllerden yetiştirirmiş. Ama sarayda, acı ve keder kol geziyormuş o sıralarda. Çünkü, kraliçe çok ağır hastaymış. Doktorlar da, onun iyileşebilmesi için tek bir çarenin olduğunu söylüyorlarmış.
       “Tek bir umut var kraliçemizin kurtulması için,” demiş bir bilgin. “Eğer dünyanın en güzel, en soylu gülünü bulup getirebilirsek, kraliçemiz daha uzun yıllar yaşar!”
       Bilgin, yaşlı kraliçenin iyileşmesi için dünyanın dört bir yanında en güzel gülü aramaya koyulmuş, ama bu hiçbir işe yaramamış. Sonunda kraliçenin küçük oğlu annesine seslenerek;
       “Beni dinle,” demiş ve başlamış bir kitabı okumaya.
       Kitapta; cennetin görünmeyen bir köşesinde açan yapayalnız bir gülden söz ediliyormuş. Bu gül, ancak kendisini gönülden görmek isteyene görünürmüş. Beyaz bir gülmüş; ama güneşin batışında pembeleşen, o kızıl renk yansıdığı vakit büyüleyici bir başka renge bürünen bu gül gerçek sevginin ve güzelliğin simgesi imiş.
       Birdenbire tatlı bir pembelik yayılmış etrafa; kraliçenin yanakları pembe pembe olmuş, gözleri büyümüş, bir güneş gibi parlamış ve kitabın yaprakları arasından pembe bir gül, dünyanın en güzel gülü belirivermiş.
       “Onu görüyorum!” diye bağırmış kraliçe.
       Bu gülü kim görürse bir daha hiç mutsuz olmaz ve hayatı boyunca sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşarmış…

(Hans Christian Andersen Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi