Anadolu’nun Göbeğindeki Tuz Krallığı

A

     Karayoluyla Ankara’dan güneye doğru uzandığınızda, birkaç saat içinde az rastlanır bir görüntüyle karşılaşırsınız. Bulunduğunuz yer, Türkiye’nin en önemli ovalarından biridir ve ülkenin tahıl deposu olarak bilinir. Konya Ovası’nın ortasında ince, uzun bir göl uzanır ama bu göl beyazdır ve etrafında hemen hiç yeşillik yoktur. Çünkü burası Tuz Gölü’dür. Biraz yürüseniz ilerdeki adacığa ulaşacağınızı sanırsınız, oysa sadece bir seraptır gördüğünüz. Bu görüntü 60 kilometreden fazla sürer. Uzun, ince ve çorak bir yol Bozdağlara, oradan da Toros Dağları’na doğru uzayıp gider.
     15 bin km2’lik bir alana yayılmış olan Tuz Gölü, Türkiye’nin ikinci büyük gölü ama derinliği çoğu yerde yarım metreyi bile bulmuyor ve kış aylarındaki yağışlarla birlikte bir kuş cenneti haline geliyor. Kapladığı çok geniş su alanı, su kuşları için önemli bir kışlama alanı oluşturuyor. Ayrıca çevresinde Tuz Gölü ile ekolojik olarak ilişkili Kulu Gölü, Samsam Gölü, Tersakan Gölü, Eşmekaya Gölü ve Hirfanlı Barajı gibi değişik karakterlerde irili ufaklı pek çok sulak alan var. Bu alanlar birbirine çok yakın ve farklı ortamlarda. Bu nedenle değişik türde ve çok zengin bir yabani yaşamın barınmasına, beslenme ve üremesine olanak sağlayan eşine az rastlanır değerde. Göl ve çevresinde tuzlu ortamlara uyum sağlamış olan kılıçgaga, angıt gibi kuşların yanı sıra, yağmurcun, turna, yaban kazı ve yaban ördeği gibi kuş toplulukları da var. Göl çevresi ıssız ve bu nedenle kuşlar, çevresindeki su birikintilerinde, meralarda ve ekili alanlarda rahatça beslenip, kışın en soğuk günlerinde bile donmayan sularında yüzebiliyorlar. Flamingoların da Türkiye’deki en önemli barınakları ve kuluçka alanı Tuz Gölü. Gölün ortasındaki adalarda binlerce flamingodan oluşan kuluçka kolonilerine rastlamak mümkün.
     Yaz aylarındaki göldeki su buharlaşınca, tuz kristalleri ile kaplanan göl yüzeyi uçsuz bucaksız bir platonun zeminini oluşturuyor. Gölün üzerinde yürüyebilir, arabanızla dolaşabilir ya da motorkros yapabilirsiniz. Gölün çevresini oluşturan 270 km’lik doğal pist, off-road meraklıları için mükemmel bir parkur. Yine yazın dağ bisikletiyle birkaç günlük bir gezi programlanabilir. Eğer bir çılgınlık yapıp yürümek isterseniz, gölün bir ucundan diğer ucuna yaklaşık 2 ya da 3 günde ulaşırsınız ve yürüyüş uzaklığı ortalama 65 km. Yürürken Hasan Dağı’nın büyüleyen atmosferi, sessizlik ve sonsuz bir beyazlık hissi size eşlik eder. Güneş batmaya başladığında, bu kristalize beyazlığa düşen ve çevreye saçılan ışık huzmelerinin tadına doyulmaz. Biraz da bu nedenle Tuz Gölü tam bir fotoğraf cennetidir.
     Geçmişte arkadaşlık, sadakat, sağlık ve konukseverliğin sembolü olan tuz, mal değişimlerinde de önemli rol oynuyordu. Tarihte tuz yatakları savaşlarına bile rastlanır. Kabilelerin zenginlikleri de sahip oldukları tuz yataklarıyla ölçülüyordu. Tuz Gölü’nün içindeki Büyük Ada’da görülen geniş yapı ve kilise kalıntıları, burada hem yolu hem de gölü koruyan muhafızların yaşadığını gösteriyor. Kat kat kayalardan oluşmuş Büyük Ada, gölün güneybatısında ve gölün her tarafından araçla ya da yürüyerek ulaşılabiliyor. Adanın yüksek yerlerinde yapı kalıntıları var, güneye hâkim bir tepesinde de küçük bir kilise kalıntısı. Doğu kıyısında bulunan tatlı su kuyusundan, vaktiyle burada yaşayanların bu kuyuyu içme suyu olarak kullandıkları tahmin ediliyor. Ayrıca Romalılar, gölün iki tarafındaki yerleşim bölgelerinin iletişimini sağlamak için gölün içine bir ticaret yolu da yapmışlar. Bu yola ait izlerle gölün içinde yükselen mermer sütunlar hâlâ görülebiliyor.
     Ekonomik koşulların üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirdiği günümüzde, Şereflikoçhisar’daki testi atölyesi hiç değişmeden kendini korumayı başarmış. “Testiciler” de denilen “Kargın” ailesinin babadan oğula geçen yöntemle yaptıkları tuz testisi hâlâ üretiliyor. Şereflikoçhisar’ın kendine özgü toprağı ve tuzla yoğrulan testi çamuru usta ellerde farklı şekillere kavuşuyor. Toprağa tuz karıştırılmasının nedeni biraz farklı; tuz, toprağın içinde hava gözenekleri oluşturuyor ve testideki suyun buharlaşmasını, dolayısıyla da kalan suyun soğumasını sağlıyor.
     Tuz Gölü’nde dolaşırken uğradığımız bir köydeki devekuşu çiftliği hayli ilgimizi çekti. Anavatanından soğuk-kurak iklimli Orta Anadolu’ya getirilen devekuşları için güzel bir çiftlik kurulmuş ve üretime geçtiğimiz yıllarda başlanmış bile. Köyün bir Özbek köyü olması, geleneklerini ve dillerini unutmayışları da ayrı bir güzellik. Köyün çekik gözlü sakinleri, bir gurbetçi girişimci tarafından kurulan devekuşu çiftliğinin gelişmesini merakla izliyorlar. Unutmadan bir bilgi daha ekleyelim: Çevre Bakanlığı’nın girişimleri ile Tuz Gölü, 2 Kasım 2000 tarihinden beri Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiş.

     Aklınızda bulunsun:
* Cumartesi günleri Şereflikoçhisar’da kurulan Pazar tam bir şenlik. Burada sebzeden meyveye, testiden pekmeze kadar binlerce çeşit ürün bir arada.
* Meralardaki değişik otlar ve kekikle beslenen hayvanların sütleri çok lezzetli. Burada tadacağınız manda yoğurdunun tadına ise doyulmuyor.
* Göl yüzeyi üzerinde yürüyüş yapacaksanız güneşten koruyucu malzemelerinizi yanınıza alınız.
* Testi almak isterseniz, Testiciler Sokak’taki Alaattin Kargın’ın dükkânına uğrayabilirsiniz.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz