Kökler Altındaki Uygarlık-ANGKOR TAPINAKLARI

K

     İkinci Dünya Savaşı bittiğinde birer Fransız sömürgesi olan ve Hindistan ile Çin arasında kaldığı için Hindiçini olarak anılan bölgede yer alan Kamboçya, Vietnam ve Laos’un asıl savaşı bundan sonra başlıyordu. Kalkınma savaşının en gerisinde görünen Kamboçya 181 bin km2 yüzölçümü ve 15 milyon civarındaki nüfusu ile küçük ve fakir bir ülke.
     Geleneksel olarak devam eden pirinç tarımının yanı sıra uzak geçmişindeki Angkor uygarlığının görkemli eseri Angkor Tapınaklarının yarattığı turizm potansiyeli ülkenin en önemli gelir kaynağı. Kamboçya’nın yakın geçmişindeki Pol Pot yönetiminin vahşeti özellikle başkent Phnom Penh’de diğer bir turizm öğesi olarak sergileniyor olsa da, Angkor Tapınakları’nın yanı başındaki Siem Reap kentinin gördüğü ilgi çok daha fazla. Siem Reap’ın kelime anlamı, “Siamlılardan kurtarılan yer”. Turizmin etkisiyle hızla gelişen bu küçük kent Angkor Tapınakları’na sadece 8 kilometre uzaklıkta ve burada yer alan her bütçeden çok sayıda otele hızla yenileri ekleniyor. Yeni havaalanı hizmete girmiş bile…
     Angkor Tapınaklarını yazı ile anlatmak zor. Angkor görülmeden ölünmez diyenler haklı. Biraz fikir vermek üzere şunlar söylenebilir: Bölgede çok sayıda tapınak yer alıyor, hepsini görmek için en az üç gün gerekiyor. Bir günlük gezilerde en önemli üçü geziliyor, rehber desteği alınırsa ve erken başlanırsa ilave birkaç tapınak daha gezilebiliyor. Genellikle Angkor Tapınağı öğleden sonraya bırakılıyor ve gezmeye Angkor Thom’dan başlanıyor. Kelime anlamı “Kutsal Kent”. Başkent olan Angkor Thom’un en önemli bölümü Bayon Tapınağı. Burada dev yüz figürleri dikkat çekiyor. Restorasyon çalışmaları devam eden Baphuon, Phimeanakas, Filler Terası ve Zafer Kapısı buradaki diğer görülecek yerler arasında. Daha sonra dar basamaklarına çıkmakta zorlandığımız Ta Keo ve ağaç köklerinin istilası altındaki Ta Prhom ve bir yemek arasından önce, dans eden Hint figürü Apsara ile tanınan Banteay Kdei gezilebilir.
     Ve Angkor Vat, en iyi korunan, en çok gezilen ve tapınakların olduğu bölgenin tamamına da adını veren Angkor Vat… Kare şeklinde bir su kanalının içinde yer alıyor. Daha güzel görüntü alınabildiği için herkes öğleden sonra geldiğinden çok kalabalık oluyor. Angkor Vat hakkındaki yazılarda karşımıza çıkan etkileyici görüntüler çoğunlukla buradan, ya girişteki su kanalının arkasından ya da içerde tapınakların üzerinden alınıyor. Son durak ise Phnom Bakheng’e hava güzelse günbatımını izlemek için çıkılıyor.
     Tapınakların yapımı 9. Ve 14. yy. arasında 500 yıl kadar sürdüğü için bir üslûp birliği söz konusu değil. Ayrıca her tapınak başka bir özelliği ile ön plana çıkıyor. Birisi dev heykelleri ile ön plana çıkarken bir diğeri ağaç kökleri altındaki görüntüleri ile belleklere kazınıyor. Hemen hemen tamamı çeşitli kabartmalarla süslenmiş bu tapınaklar ve heykeller topluluğunu gezerken yer yer turuncu giysiler, çiçekler ve tütsülerle yaşatılan Buda heykelleri önünde meditasyon yapan Budistler çok ilginç görüntüler oluşturuyor. Tapınakları gezerken üzerlerine çıkarak çevredeki güzel manzarayı görmemek olmaz, ancak bu hiç kolay değil; yüksek ve dar basamakları çıkmak zor, inmek çok daha zor ama bu çabaya değer.
15.
yy.da bölge halkı Khamerler, komşu Tayland saldırılarından kaçınca bölge terk edilir ve orman içinde unutulan bu dev mimarlık eserleri, üzerlerinde büyüyen ağaçların kökleri altında kalır. Dünyada belki de başka yerde görülemeyecek bu tablonun keşfedilmesi için yaklaşık 500 yıl daha gerekecekti. Angkor Tapınakları, 1660’da Fransızlar tarafından keşfedildiğinden beri her yıl çok sayıda turist ağırlıyor. Birçok parçası başta Louvre olmak üzere dünya müzelerine götürülmüş ama kalanlar da tüm görkemiyle gelenleri etkiliyor. Buraya vakit geçirmeden gelmek için bir neden daha var. Unesco’nun İnsanlık Mirası listesindeki bu binaların yüzeyleri bozulmaya veya kayalar ufalanmaya başlamış. Nedeni bilinemediği için bir önlem de alınamıyor. Belki de bir süre sonra Dünyanın 7 Harikası’nın 6’sı gibi bu uygarlık eseri de zamanla kaybolup gidecek. (Bu arada; Angkor Tapınakları, Dünyanın Yeni 7 Harikası arasında seçilemedi ama hemen herkes bu konuda haksızlığa uğradığı konusunda hemfikir kaldı.)
     Daha çok Hintlilere benzeyen Kamboç halkı esmer tenleriyle bölgenin diğer yerlilerinden oldukça farklı bir görüntü veriyor. Rehberimiz Madonna, bir yandan Angkor Tapınakları’nı gezdirirken öte yanda akşam için geleneksel Kamboç müziği eşliğinde bir yemek programı veya Tayland masajından daha iyi olduğunu iddia ettiği Kamboç masajı önererek dünyanın başka bölgelerindeki meslektaşlarından geri kalmıyor. Yemekler biraz yabancı olsa da yenilebiliyor ama geleneksel Kamboç dansı izlenmeye değiyor.
     Siem Reap’a veya Phnom Penh’e Bangkok üzerinden çok sayıda uçak seferi bulunuyor. Kamboçya vizesi havaalanında kolay bir şekilde alınabiliyor.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz