Ermeni Dosyası (9)

E

ERMENİ DOSYASI (Ermenilerin Komşu Ülkelerdeki Durumları)
Bu yazı dizisi, tarihte birlikte hayatını sürdürdüğü değişik milletlerin yanı sıra, kendi milletine bile büyük maddi ve manevi zararlar veren, Ermeni Parti ve Komitelerinin faaliyet dosyasıdır. Kısaca, ERMENİ DOSYASI’dır.

     Eskiden olduğu gibi, bu amaçlar doğrultusunda Sovyet Rusya’nın faaliyetleri durmuş değildir. Halen doğu bölgelerimizde bulunan Ermeni topluluklarının benliklerinin devam ettirilmesi ve Ermeni davasının canlı tutulması için propaganda çalışmalarını sürdürmektedir. Amaç, Türkiye’den koparılacak –ki bunlar Ardahan, Kars, Erzurum, Bitlis, Van, Muş gibi bölgeleri oluşturmaktadır– topraklarda kurulacak bir Ermeni devletini, Sovyet Ermenistanı ile birleştirmek ve Akdeniz’e biraz daha yaklaşmaktır. İran’ın kuzeyinde yaşayan Ermeniler de aynı politika içerisinde mütalaa edilmektedir. Bugün İran Azerbaycanı’ndaki Türkler arasında, onlarla kaynaşmış bir azınlık oluşturan Ermenilerin, adı geçen memleketten yurdumuza yöneltilebilecek herhangi bir faaliyeti bulunmamaktadır. Zaten tarih göstermiştir ki, Ermeni, Türk’ün kendisini kuvvetli hissettiği zamanlar ona karşı tırnağını bile göstermemiş, ne zaman zayıfladığını ve müsait ortamların oluştuğunu görmüşse, ona karşı bütün kinini kusmuş, onu arkadan vurmak için elinden ne gelmişse yapmıştır.
     Ankara Antlaşması’nı müteakip, Fransızlarla birlikte güneye göç eden Ermeniler ise, bugün Suriye, Lübnan gibi güney komşularımızda yerleşmiş ve buralardan amaçları doğrultusunda faaliyetlerini yürütür duruma gelmişlerdir. Keza Yunanistan ve Kıbrıs’taki Ermeni cemaati de, Türk-Kıbrıs anlaşmazlıklarını Yunanistan lehine istismar etmekte ve ele geçen her fırsatta bundan istifade yönünde faaliyet göstermektedir.
ORTADOĞU’DA İSRAİL MESELESİ
     Türkiye’nin jeo-politik açıdan içinde bulunduğu durum, Orta-Doğu’nun bir bütün olarak mütalaa edilmesine sebep olmaktadır. Bu bölgede Arap-İsrail sorunu olarak ortaya çıkan problemler bunca zamandır halledileceği yerde, giderek artan ve bölge barışını tehdit eder duruma gelmiştir. Filistin sorunu, Mısır-İsrail yakınlaşması, Libya-Suriye birleşmesi, Arap devletleri liderlik kavgası, Lübnan’daki iç sorunlar, petrol ülkelerinin bu konudaki problemleri, İran-Irak anlaşmazlığının sıcak savaşa dönüşmesi, emperyalist devletlerin bölgedeki çıkarları vs. gibi sorunların ortasında kalan Türkiye’nin kendi siyasi ve ekonomik menfaatlerine zarar gelmemesi açısından çok dikkatli davranmak zorunda olduğu aşikârdır. Ayrıca, Doğu bloğu devletlerine karşı bir savunma antlaşması şeklinde oluşturulan NATO’nun güneydoğu kanadını etkileyen Türk-Yunan ilişkilerinin bir sonuca bağlanamaması, iç ve dış mihrakların tahrik ve teşvikiyle Türk vatanını parçalamak konusunda sürdürülen yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin giderek artması da, bu gibi hususların önemine tesir edici faktörler olmaktadır.
     Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Eylül 1980 harekâtı ile yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin ortadan kaldırılacağı ve Türkiye’nin sürdürmekte olduğu demokratik düzene paralel olarak siyasi ve ekonomik açılardan bir istikrara kavuşacağı bellidir. Ayrıca meydana getirilmeye çalışılan bir “İslâm Dünyası Birliği” içerisinde de kendine lâyık yeri alacak olan Türkiye’nin, çok karışık hale gelmiş ve başka milletlerce çabucak değiştirilen dış politika konusunda da kararlı davranacağı ve ATATÜRK’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” politikasını düstur olarak kabule devam edeceği sabittir.
BİTİRİRKEN
     Sovyet Ermenistanı da dahil olmak üzere, muhtelif ülkelerde yaşayan Ermenilerin büyük çoğunluğunun “Yeni bir Ermenistan” gibi hayallere kapılmadıkları ve içerisinde bulundukları ülkelerin bünyelerinde “rahat yaşama” fikrine iltifat ettikleri bir gerçektir. Yukarıda da bahse konu edildiği gibi Ermeni parti ve komiteleri mensuplarının şahsi menfaat peşinde koştuklarını ve sadece küçük zümreleri harekete geçirebildiklerini de söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak, bu hususlardan Türkiye’ye yöneltilmiş Ermeni faaliyetlerinin zararsız olduğu sonucu çıkarılmamalıdır.
     Milletçe tarihimizi iyi bilmek, tarihten aldığımız dersleri iyi değerlendirmek gerekmektedir. Ermenilerin asılsız iddialarla ortaya attıkları konunun diğer milletlerde doğurduğu menfi tutumlardan etkilenmemek ve “acaba” gibi bir düşünceye saplanmamak lazımdır. İçimizdeki azınlık unsurlarının, her T.C. vatandaşından farklı bir muameleye tabi tutulmadığını görmenin yanı sıra, bunun istismar konusu yapılmaması için basına ve bu alanda faaliyet gösteren bütün şahıslara büyük görevler düşmektedir. Ermeni parti ve komitelerinin legal ve illegal faaliyetlerinin izlenilmesine ilgili makamlarca devam edilmelidir.
     Bu konudaki tedbirler paketi olarak; bünyelerinde Ermeni bulunan ülkelerdeki Türkiye temsilciliklerinin ilgili makamlar nezdinde uyarılarını belli sürelerle tekrarlamaları, yetkili makamların Ermeni meselesindeki hassasiyetlerini devam ettirmeleri, etkili karşı propaganda ile konu hakkındaki Türk tezini –ki Türkiye Cumhuriyetini ilzam etmeyecek polemiğe getirilmesine meydan verilmeyecek tarzda ilmî esaslara dayalı karşı propaganda yapılmasıdır. Dünya kamuoyuna intikal ettirmek yönündeki çalışmaların aralıksız sürdürülmesidir.
(Türkiye Gazetesi–10 Şubat 1986) 

24 Nisan Sözde Ermeni Soykırımı Anma Günü’nde Görüşmek Üzere… Birkaç Sözümüz Daha Olacak!..

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz