Fado Kenti-LİZBON

F

     Lizbon kentinin değişik noktaları, size İstanbul’u hatırlatacaktır. Farklı kokular, değişik çeşniler; fakat özde, iki Akdeniz kentinin çarpıcı benzerliği. Küçük bir turla bu izlenimi edinebilirsiniz.
     1. Dünya Savaşı öncesinden kalma 40 tramvaydan birine atlayıp tepelere çıkın. Sonra aktarmalı olarak, sivri burunlu bir “yokuş tramvayı”na binin. Kale’yi çevreleyen mahallelere geldiğinizde, kendinizi eski Tarlabaşı’nda hissedeceksiniz.
     Merdivenli dar sokaklardan kıyıdaki kent merkezine, Tajo Irmağı’nın halicine doğru yürüyerek inin. Lizbon’un sardunya ve sardalye kokuları belki çok tipik ama görüntüde; Cihangir, Sıraselviler, Galata ya da Tarlabaşı sokakları karşınıza çıkacak.
     Geceleri, İstanbul dışında olduğunuzu net bir biçimde anlayacaksınız! Lizbon’da geceleri fado var! Fado, yalnızca Lizbon’da yaşayabileceğiniz bir müzik, bir ses… Tavsiyelere uyarsanız, fado trafiğinin iki yönünü de izleyebilirsiniz.
     Bir gece “turistik” takılacaksınız: Alfama ya da Bairro Alto’daki kabarelerden birine gidin ve “süslü fado”yu, iki gitaristin ısınma turlarından sonra kararan ışıklar arasında sahneye fırlayan ışıltılı küçük kadınların ağzından dinleyin. İhtiras, hüzün ve sitem dolu tonlamalara kaptırın kendinizi.
     Bir başka gece, arkadaşlarımdan birinin bana tavsiye ettiği farklı bir yere, Lapa civarında “otantik fado” dinlemeye, örneğin Sr. Vinho’ya (Rua do Meio, A Lapa No:18) gidin. Buraya mutlaka yemekten sonra, 23.00 civarında uğrayın. Sadece fado dinleyip ve şarabın en güzelini içeceğinizi sakın unutmayın.
     Çevrenizde hem aydın insanlar, sanatçılar, hem de geleneklerine bağlı taşralılar göreceksiniz. İki farklı kesimin de huşu içinde, aynı frekansta buluşabileceklerini izleyeceksiniz. İki gitaristiyle loş bir köşede (sahnede değil) fadosunu yavaştan yükselten kadın, yıllardır bu işi yapan eğitimli bir müzisyen, ama kendi toprağının sesini de yakalamayı bilmiş.
     Onun sesinde tutku, hüsran ve nostalji var; ancak arabesk tonlamaların çok ötesinde, ulusal bir tını, bir gürlük içeriyor.
     Söylemeden geçmeyelim: Hemen her lokantanın, “müessese yapımı” kendi şarabı var; üstelik bunlar “saygıdeğer” bir kalitede. Yapacağınız, garsona, “tinto” kırmızı ya da “branco” beyaz yetmiyorsa, “rose” hatta “verde” isteyebilirsiniz! Kuzeydoğu’dan gelen “vinho verde” yeşil şarap, ülkenin en ilgi çekici içkisi. Buzla içilen yeşil, aslında çok genç bir beyaz şarap… Damak tadınıza uygun olarak şu şarapları da sipariş verebilirsiniz: Bucelas (hafif içimli taze beyaz şarap), Colares (hafif içimli geleneksel kırmızı şarap), Setubal (Aperatif de içilen tatlı beyaz şarap), Vinho espumante (Portekiz şampanyası)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz