Doğan Bey – Caber Operasyonu (SURİYE-Şam, Saat 04.30)

D

“Sırlar, saklanmaları için başkalarına verdiğimiz emanetlerdir!”

SURİYE-Şam, Saat 04.30

       Hava Savunma Komutanlığı karargâhında, gecenin ilerleyen saatlerinden bu yana yoğun bir trafik ya­şanıyordu. Telefonlar susmak bilmiyor, değişik is­tasyonlara art arda telsiz mesajları çekiliyordu. Tüm bi­rimler, sanki kırmızı alarm işareti almış gibi görevlerinin başında bulunuyordu.
       Aynı hareketlilik; Genelkurmay Başkanlığı’nda, kuvvet komutanlıklarında ve Askeri Muhaberat’ın mer­kezinde de vardı. Anlık toplantılar yapılıyor, ilgililer ta­rafından hazırlanan durum değerlendirmeleri, bir üst makama sunuluyordu.
       Saat 20.30 sıralarında, Rakka’daki üs ko­mutanlığından intikal eden bir haber, ne yazık ki doğru çıkmıştı. Gerek askeri personelin, gerekse istihbarat gö­revlilerinin yaptığı araştırmalar olumsuz sonuç vermiş, Binbaşı Abdullah Vahap’ın ortadan kayboluşu haberi doğrulanmıştı.
       Saat 22.00 civarında, Halep’ten aynı doğrultuda haberler alınmıştı. Daha sonra yoğunlaştırılan arama çalışmaları da bir netice vermemişti. Aramalar, kırsal kesime ve sınır bölgelerine kaydırılarak, Azaz, Carablus, Ayn al’Arab ve Tell Abyad garnizonları durumdan ha­berdar edilmiş, sınır köylerinin taranması istenmişti.
       Saat 01.45’te, Binbaşı Abdullah Vahap’ın terk ettiği otomobil, Şalib köyünün altı kilometre kuzeybatısında bulunmuş, binbaşının, iltica etmek amacıyla Türkiye sı­nırını geçtiği anlaşılmıştı.
       Abdullah Vahap, üst rütbeli bir asker olarak Suriye Silahlı Kuvvetleri nezdinde ne kadar önemli bir kişiyse, Askerî Muhaberat açısından da aynı öneme sahipti. Hattâ çok daha fazla değerliydi. Ortadan kayboluşu, her şeyi birden sona erdirebilirdi. Gizli servis yetkilileri büyük telaş yaşıyorlardı.
       Önce, Rakka’daki askeri lojman odasında ve ha­vaalanındaki resmi bürosunda gerekli araştırmalar ya­pılmış, sonra Halep’teki evi inceden inceye aranmıştı. Hiçbir ipucu yoktu. Binbaşı, önceden planladığı şekilde, her şeyi olduğu gibi bırakıp gitmişti.
       Neden böyle bir davranışa girdiğini kesin olarak belirlemek olanaksızdı. Aralarında, teorik anlamda bir ayrıcalığın olduğu söylenemezdi. Onun şiddet yanlısı bir kişi olmadığı, gerek siyasi ve gerekse etnik ça­tışmaların yaşandığı ve bu nedenle gizli kapaklı bir sürü faaliyetin yürütüldüğü bir ortamda, zaman içerisinde çevresiyle görüş ayrılığına düştüğü, herkes tarafından biliniyordu. Ama bütün bunlar kaçınılmaz işlerdendi…
       Kaçış yeri tespit edilmişti. Zaman kaybedilmeden geri getirilmeli ve her ne olursa olsun konuşması ön­lenmeliydi. El Muhaberat, sınır bölgesindeki ele­manlarını uyardı ve karşı taraftaki adamlarından haber beklediğini bildirdi.
       Saat 03.15 civarında gelen Mürşitpınar kaynaklı bir haber; sınırı geçerken yakalanan bir şahsın, seyyar jandarmaya ait bir jeep içinde, Göktepe-Karaca istikametinden gelip Alanyurt istikametine doğru götürüldüğünün gö­rüldüğünü bildiriyordu.
       Demek Binbaşı Abdullah Vahap, sınırı geçer geç­mez yakalanmıştı. Derhal bir heyet oluşturulmalı ve Türk yetkililerinden resmen iadesi talep edilmeliydi. Halep Garnizon Komutanlığı’ndan üst rütbeli bir kişinin başkanlığında hareket edecek ekip, Ayn al’Arab’a gi­decek ve Suruç Kaymakamlığı’ndan görüşme talebinde bulunacaktı.
       Ekipte, Askeri Muhaberat’ın bir yetkilisinin de yer alması kararlaştırıldı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz