Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Suruç, Saat 03.35)

D

“Bir dakika yeterlidir. Hattâ bazen fazla bile gelebilir!”

TÜRKİYE-Suruç, Saat 03.35

       Askeri araç, Mürşitpınar-Suruç yoluna çıkabilmek için bir süre engebeli arazide ilerlemek zorundaydı. As­lında, aşacağı mesafe sekiz on kilometreden fazla de­ğildi, ama toprak olan bu yol, bir sürü irili ufaklı çu­kurlarla dolu, bozuk bir yoldu. Oluşan sarsıntıdan, aracın içinde oturmak mümkün olmuyordu.
       Binbaşı, şansın bir kez daha kendisine gül­düğünün farkındaydı. Her şey planladığı gibi cereyan ediyordu ve şu anda eline geçen fırsatı kullanmanın tam zamanıydı.
       Spor yaptığı günlerden aklında kalan hareketleri hatırladı. Gençliğinde, yakın dövüş sanatında ölümcül vuruş tekniklerinin bütün inceliklerini öğrenmiş, zaman içerisinde onları pekiştirmişti. Eğer elini çabuk tutarsa, işler tam olarak yoluna girebilirdi. Bunun için de acele etmesi ve tek darbede işi bitirmesi gerekiyordu.
       Önce, sağ tarafında oturan astsubaya doğal bir ta­vırla sokulabilmek için, jeepin sola viraj almasından yararlandı. Ardından, ilk girdikleri çukurda, hep birlikte sıçradıkları esnada, dirseğini sert bir hareketle onun göğsü üzerine vurdu. Bu işi bilen bir kişinin olanca gü­cüyle indirdiği böyle bir darbe, rakibinin kalbini çatlatabilirdi.
       Astsubay, darbeyi aldıktan sonra, avurtları içine çökmüş, yüzü bembeyaz kesilmiş bir halde, olduğu yerde sallanmaya başladı. Binbaşı, onun ölüp öl­mediğinden emin değildi. Bayılmış da olabilirdi. Hiç sesi çıkmamış, çıksa da aracın motor gürültüsüne karışıp gitmişti.
       Yolun bozukluğu nedeniyle hâlâ sarsılmaya ve sıçramaya devam eden onbaşıyla araç sürücüsü, henüz işin farkına varmamışlardı. Binbaşı, bir taraftan ya­nındaki adamın yuvarlanmaması için kendi vücudunu ona destek yapıyor, diğer taraftan, sağ eliyle pa­laskasında asılı duran beylik tabancasını almaya ça­lışıyordu. Tabancayı kılıfından çıkardığı anda, onbaşının ense köküne doğru indirdi. Onbaşının bedeni yavaş yavaş öne doğru eğildi…
       Aracı kullanan er, bir şeyler döndüğünü işte o sı­rada fark etti. Frene basıp basmamak konusunda te­reddüt ediyordu. Binbaşı ona, jeepi durdurmasını söy­ledi.
       Başını çevirdiği anda, o da, tabancanın kabzasını iki gözünün ortasına yedi. Aldığı hızla ilerleyen ve di­reksiyon hâkimiyeti kalmayan jeep, şarampole düştü. Bir süre olduğu yerde patinaj yaptıktan sonra ken­diliğinden stop etti. Her şey bir dakika içinde olup bit­mişti!
       Binbaşı Abdullah Vahap artık özgürdü. Hareketsiz yatan kurbanlarına baktıktan sonra ceplerini aramaya koyuldu. Her iki askerde de, bir miktar bozuk paradan başka bir şey yoktu. Astsubay ise, onlara göre oldukça zengin sayılırdı. Bulduğu bütün parayı cebine indirdi.
       “Bunlara ihtiyacım olacak,” diye söylendi.
       Jeepin kontak anahtarını yuvasından çıkarıp mümkün olduğunca uzağa, tarlanın ortasına doğru fır­lattı. Onbaşının tüfeğini omzuna astı. Son olarak, hâlâ astsubayın dizlerinin üstünde duran, içinde kendisine ait sorgu dosyasının ve şahsi eşyalarının bulunduğu ince deri çantayı aldı. Elindeki tabancayı da içine yer­leştirerek hızlı adımlarla karanlığa doğru yürüyüp gitti.
       Beş altı yüz metre sonra, hem çantadan hem de sırtındaki tüfekten kurtuldu.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz