Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 05.15)
Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 05.15)

Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 05.15)

“Uzman, az konuda çok şey bilendir!” 

TÜRKİYE-Urfa, Saat 05.15

       “Çok uğraştım, ama bir türlü uyuyamadım,” diye tekrarladı Doğan. “Adamın ordu mensubu oluşuna aklım takıldı kaldı. Bu gibi iltica olaylarına çok ender rastlanır. Bu nedenle, keşke ilk sorgusunda ben de bulunsaydım, diye düşündüm. Umarım geç kalmamışımdır.”
       Mehmet;
       “ ‘Sabah ola, hayır ola!’ dediğinizde mesai saatini bekleyeceksiniz sanmıştım,” dedi. “Oysaki siz…”
       “Doğru… İlkin öyle düşünmüştüm. Ama birinci derecede hedef bir ülkenin silahlı kuvvetlerine mensup bir subayını, hem de yüksek rütbeli bir subayını, illegal geçiş yaparken her gün yüzlercesiyle karşılaştığımız, kimini sağ, kimini yaralı, kimini de ölü olarak ele ge­çirdiğimiz kaçakçı gruplarıyla ya da yasa dışı örgüt mi­litanlarıyla aynı kefeye koymak çok yanlış olur.
       Kaçakçılıkla uğraşan bir insan, ya kendi hesabına ya da bir başkasının hesabına mal getirir götürür. Bu iş, sanki babadan oğla intikal eden bir vasiyet gibi yıl­lardan beri böyle gelmiş böyle gider. Tabii, aralarında örgüt işlerine bulaşanlar da yok değil hani! Ya­kalanırlar, cezası neyse yatar çıkarlar… Sonra, yine aynı işe devam ederler. Hatay dâhil olmak üzere, Güneydoğu Anadolu illerinde yaşayan bir kısım insanımızın ka­deridir bu! Değiştirmek isteseler de değiştiremezler…
       Yasadışı örgüt mensupları ise ikili üçlü gruplar halinde hareket ederler. Suriye, Lübnan ve Filistin’deki, hattâ Yunanistan ve Güney Kıbrıs’taki kamplarda eği­timini tamamlayan, geçer bu tarafa… Arada bir, kurye olarak gelip gidene, malzeme ve haber getirip götürene de rastlanır.
       Her neyse… Bütün bu grupların amacı bellidir. Ancak, bunun gibi münferit geçişlerin amacı gizlidir. Hele bu geçiş bir ordu mensubu tarafından yapılmışsa…
       Akıllara yüzlerce olasılık bir gelir, bir gider. Ada­mın gerçek amacı ne olabilir, diye insan düşünür durur. Şahsın doğruyu söyleyip söylemediğinin tespiti, ilk ola­rak ele alınacak hususların başında yer alır.”
       “Peki, bunu sorgu sırasında anlamak mümkün ola­maz mı?”
       “Olur… Olur, ama hangi sorguda? Sorgunun hangi safhasında? Ön sorgusunu tamamladıktan sonra, şahsı çözebilmek için uygulanan, her biri ayrı ayrı özelliklere sahip onlarca çeşit sorgu, karşılığını arayacağın binlerce çeşit soru vardır. Sorguyu yapan kişi ya da kişiler, bu soruların yanıtlarını bulmak durumundadırlar. Hem de, kesine yakın bir doğrulukta…”
       “Ya şahıs, kendisine sorulan bütün soruları yanıtlar ve istenilen bilgileri hemen verirse?”
       “Bilgilerden neyi kastediyorsun?”
       “Ne bileyim… Yani, askeri sırlar… Planlar, şemalar, rakamlar, vesaire gibi.”
       “Bütün bu bilgilerin başlangıçta hiç önemi yoktur! Önemli olan, öncelikle şahsın doğruyu söyleyip söy­lemediğini anlamaktır. Bazılarını çözmek uzun sürer, bazılarını ise çözdüm sanırsın, yanılırsın. İs­tihbaratçılar, iyi yetiştirilmiş ajanlar ve bazı ordu men­supları, bu konuda eğitimlidir. Sorguları uzmanlık ister, uzun sürer ve çok dikkatli yapılmalıdır.
       Unutma… Kontr-Espiyonaj sorgusu, her zaman Espiyonaj sorgusundan önde gelir. Adamın doğru söy­lediğine önce sen inanacaksın ki, ihtiyacın olan doğru bilgiyi gönül rahatlığıyla alabilesin. Tabii bu arada; de­ğişik zamanlarda sayısız testler yapman, ara sıra sorgu hilelerine başvurman ve özellikle, ortaya yem olarak atılmış bulunan birtakım değersiz bilgilerin sahte ca­zibesine kapılmaman gerekir.”
       “Değersiz bilgilerin sahte cazibesi mi?”
       “Evet! Bunu daha çok, temel motifi para olan ve her iki tarafa da hizmet eden dubl ajanlar çok kullanır. Onların hangi servise çalıştığını belirlemek çok zordur. Getirişi götürüşünden fazla olan bir insanın, her zaman faydalı olduğunu söylemek de mümkün değildir. An­layacağın, karşılıklı oynanan bir satranç oyunu gibidir sorgu… Profesyonel oyuncular, yani istihbaratçılar ara­sında oynandığı takdirde, taraflara çok zevk verir.”
       Mehmet;
       “Affedersiniz Doğan Bey! Sözünüzü kestim ama bir çay alır mısınız?” diye sordu. “Yeni demlemiştim de…”
       Doğan;
       “Pek zamanım yok Mehmet! Bir an önce Suruç’ta olmak istiyorum. Ancak, senin hatırını da kıracak de­ğilim. Benimkisi açık olsun lütfen!” diye karşılık verdi.
       Mehmet, bu hoş ve yararlı sohbetin biraz daha uzayabileceği düşüncesiyle, sevinç içinde çayları doldurmaya giderken, telsiz odasından gelen sesi duy­duğunda, olduğu yerde dondu kaldı. Jandarma ko­nuşmaya başlamıştı:
       “Sınırdan illegal geçiş yaptıktan sonra iltica ta­lebinde bulunan Suriye uyruklu şahıs, mülki makama teslim edilmek üzere gönderildiği Suruç ilçesine sekiz kilometre mesafede, araçtaki askeri personele fiili sal­dırıda bulunduktan sonra kaçmıştır.
       Mevcut silahları gasp eden şahsın, kaçtığı istikamet bilinmemektedir. Saldırıda, güvenlik onbaşısı hafif, sü­rücü er ağır yaralanmış, araç komutanı astsubay baş­çavuş ise kaybedilmiştir.
       Birlik komutanlarının gereken…”
       Mehmet, işittikleri karşısında bir süre kendine ge­lemedi. Masum gerekçelerle yapılmış bir iltica olayı, şimdi çok daha farklı bir duruma bürünmüştü. Doğan Bey’i olaydan haberdar etmek için hızla geri dön­düğünde, onun çoktan ayaklanmış olduğunu gördü.
       Doğan;
       “Ben gidiyorum Mehmet! Sen, önce yüzbaşıyı uyandır ve bilgi ver. Sonra, Beş Numara’ya durumu kı­saca arz et… Sizi ararım!” dedi ve çıktı.
       Eğer Mehmet, onun gözlerinde oluşan vahşi pı­rıltıları görebilse ve yüreğinin derinliklerinde kabarmakta olan dalgaların sesini duyabilseydi, mer­divenden hızla inen kişinin, iki dakika önce konuştuğu Doğan Bey olmadığına yemin edebilirdi!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir