Genel Kültür Notları (14)

G

BİLGİSAYAR
     İlk bilgisayarın, bundan yaklaşık 5 bin yıl önce Asya’da ortaya çıkan, bugün de hâlâ ilkokul sıralarında da olsa kullanılan abaküs olduğu düşünülebilir.
     Bilgisayar tarihinin gerçek başlangıcı, İngiliz matematik profesörü Charles Babbage (1791-1871) ile başlar. 1812’de Babbage, lokomotif gibi büyük ve buhar gücüyle çalışan makinenin bir programa sahip olması gerektiğini ve hesaplamaları yaptıktan sonra sonuçları otomatik olarak yazabileceğini söyledi. 10 yıl bu makine için çalışan Babbage, Analitik Makine (Analytical Machine) ismini kullandı. Bugünün standartlarına göre çok ilkel olan Babbage’in buhar güçlü bilgisayarı, sonuçta asla yapılamadı.
     İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla da 1941’de Alman mühendis Konrad Zuse, uçak ve roketler için Z3 olarak adlandırılan bir bilgisayar geliştirdi. 1944’de de İngilizler, Almanların mesajlarını çözebilmek için Colossus adlı gizli kodları kırmayı başaran bilgisayarı dizayn ettiler. Amerikan hükümeti ve Pennslyvania Üniversitesi ortaklığı ile de ortaya çıkan ENIAC adlı bilgisayar ise 18.000 vakum tüpü, 70.000 direnç ve 5 milyon lehim noktalarına sahipti. 1981’de evde, işyerinde ve okullarda kullanım için kişisel bilgisayar (Personal Computer-PC) ortaya çıktı. Giderek boyutları küçülmeye devam ederek laptop (bir çantaya sığabilecek büyüklükte) bilgisayarlar, palmtop (gömlek cebine girebilecek büyüklükte) bilgisayar dizayn edildi ve halen de geliştirilmeye devam ediliyor.

HESAP MAKİNESİ
     İlk zamanlar dört işlemi yapabilen, daha sonraları geliştirilerek her türlü sayısal işlemi yapar duruma getirilen, elektronik veya mekanik araçlar olan hesap makinelerinin de atası bilgisayar gibi abaküslerdir. 1623 yılında Wilhelm Schickard ilk kez dört işlemi bir arada yapabilen hesap makinesini Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’nde geliştirdi.
     1845 yılında ise Fransız filozof Blaise Pascal, vergi tahsildarı olan babasına yardımcı olmak için yeni bir hesap makinesi tasarladı. 1799 yılına kadar kullanılan bu mekanik aygıt, kadranlarla girilen sayıları toplayıp çıkarıyordu. Gottfried Wilhelm Leibniz, 1671 yılında dört işlemi yapabilen mekanik bir aygıt geliştirdi, ancak bu aygıtlar, çok yaygın olarak kullanılamadı.
     Daha sonra üretilen ve geliştirilen hesap makineleri, ara sonuçları toplayan, eski sonuçların saklanıp gerektiğinde kullanılabilmesini sağlayan, trigonometrik, istatistiksel ve ileri matematik fonksiyonları içeren ve programlanabilme özellikleri ile daha çok bilgisayarlara benzeyen çok karmaşık elektronik cihazlar haline geldi.

ASANSÖR
     İnsan taşıyan ilk asansör, 1743 yılında Fransız Kralı 15. Louis için, Versailles (Versay) Sarayı’na yerleştirilmiştir. Kral, canı istediğinde kolayca ve çabuk bir biçimde bir üst kata çıkabilmek için binanın dışında olan asansöre, dairesinin balkonundan biniyordu. “Uçan iskemle” diye adlandırılan bu ilk asansör, bazı ağırlık dengeleriyle hareket ediyor ve insan gücüyle çalışıyordu.
     Bu asansörün ardından da İngiltere’de 1830’da, direkt hidrolik tahrikli yük asansörleri, 1835’te de buhar makinesi ile çalışan bir transmisyon milinden kayışla hareket alan “teagle” denilen asansörler yapıldı.
     Elisha Graves Otis, 1853 yılında, düşmeye karşı emniyet düzeneği olan ilk asansörü New York’taki Crystal Palace Sergisi’nde kurarak, seyirciler önünde bizzat halatı kesmek suretiyle güvenliğini ispatladı.
     Modern anlamda ilk asansör ise, 23 Mart 1857 yılında New York’ta 5 katlı bir binaya yine Otis tarafından yerleştirildi. Asansör takılan ilk otel ise 23 Ağustos 1859’da Bostonlu O. Tuft tarafından New York’ta Fifth Avenue Hotel oldu.
     Bu yılların ardından yüksek hızlı asansörlerin bulunması, ABD’de şehircilik ve mimarinin yeni boyutlar kazanmasına neden oldu. O güne değin, yatay olarak büyüyen kentler, dikey olarak büyümeye başladılar. Başta New York olmak üzere birçok kentte, çok katlı binalar hızla çoğaldı. Teknik olarak çok uzun yıllar önce düşünülen gökdelenler, yüksek hızlı asansörün bulunuşuyla hayata geçirildi. 1880 yılında Manheim Endüstri Sergisi’nde Siemens ve Halske şirketi, 22 metre yüksekliğindeki bir binaya ilk elektrikli asansörü yerleştirdi. Bir ay boyunca hiç arıza yapmadan çalışan bu asansör, bu süre içinde 8 bin kişiye hizmet verdi. Günümüzde 300-400 metre yüksekliği aşan binalar ve kuleler yapıldığından, asansörlerin hızları da saniyede 7 metreyi geçmiş durumdadır.
     İstanbul-Beyoğlu’nda ilk elektrik kullanan bina olmakla birlikte, 1892 yılında Türkiye’nin en eski elektrikli asansörü de Pera Palas Oteli’ne yerleştirilmiştir.

YÜRÜYEN MERDİVEN
     Malzemeleri eğik düzlemde taşıma düşüncesi eski zamanlarda ortaya çıkmış ve uygulanmış olmasına karşın, malzemelerin hareket eden düzlemsel yüzeylerde taşınması fikri, yakın geçmişte ortaya atıldı. Önce yürüyen halı olarak düşünülen yürüyen merdiven, halının döner basamaklar haline getirilmesi, gelişmesi ve günlük hayatımızda bugünkü yerini almasında, ilk patent Nathan Ames tarafından “Revolving Stairs” adı ile 1859 yılında Amerika’da alındı. Ancak bu patent adı altında hiçbir üretim yapılmadı.
     1893’te Amerikalı Jesse W. Reno ile George H. Wheeler’in ortak çalışmasıyla yeniden yapılan yürüyen merdivenin adını da 1899’da Charles D. Seeberger koydu. İlk yürüyen merdiven 1900 Paris Sergisi’nde teşhir edildi.
     Ankara’da ilk yürüyen merdiven ise, 2003 yılında çıkan yangın sonucu kullanılamaz hale gelen ve 1956’da yapılan yürüyen merdiven sebebiyle “modern” ismini alan Ulus’taki Modern Çarşı’da yapıldı.

FOTOKOPİ MAKİNESİ
     Gelmiş geçmiş en önemli buluşlardan biri kabul edilen fotokopiyi icat eden Chester Carlson’un, 22 Ekim 1938 tarihindeki önemli buluşu Xerografik görüntü, bugün iş yaşamımızda kullandığımız gelişmiş yazıcı, faks, tarayıcı ve dijital baskı sistemleri gibi ürünlerin de ortaya çıkmasını sağlamıştır. Carlson, Xerografik keşfi için patent başvurusunda bulundu ve IBM, General Electric, Kodak, RCA gibi firmaları yatırım yapmaya ikna edemedi.
     Yıllar süren bu süreç sonunda Haloid adında fotoğraf malzemeleri satan bir firma, Carlson’un buluşunun önemini kavrayarak, bu buluşa yatırım kararı aldı. Carlson’un keşfinin, kolay ve hızlıca siyah-beyaz fotokopi çeken bir ürün haline gelme süreci ise yıllar aldı. 1949 yılında kamuoyuna tanıtılan ilk ürün denemesinden sonra, 1961 yılında piyasaya sürülen Xerox 914, basitçe ve çabukça siyah-beyaz kopyalama yapan ilk otomatik fotokopi makinası oldu.

MATBAA
     Dünyada ilk baskı aracının, Gutenberg tarafından Almanya’nın Strasburg kentinde 1440 yılında kullanıldığı kabul edilir. Günümüze kalan bilgilere göre Gutenberg, 1448’de “Kırkiki Satırlı” adı da verilen Kutsal Kitap’ın basımını tamamladı. Ancak ortağı, aralarındaki parasal anlaşmazlık nedeniyle mahkemeye başvurunca, bu ilk basılmış kitabı elinden aldılar. Gutenberg’in bu olağanüstü buluşu, II. Beyazıt (1481-1512) döneminde Osmanlı ülkesine girdi. İlk Osmanlı basımevini, Musevi asıllı Osmanlı yurttaşları David ve Samuel Nahmes kardeşler 1494’te kurdular. Osmanlı ülkesinde kurulan bu ilk basımevinde baskısı yapılan ilk kitap da “Musa’nın Beş Kitabı”dır.
     Geçen 233 yıl içinde hiç Türkçe metninin basılmadığı Osmanlı’da, Macar asıllı Müslüman-Osmanlı yurttaşı İbrahim Müteferrika ve Mehmet Çelebi’nin oğlu Sait Efendi’ye, 1726 yılında Türkçe baskı yapacak bir basımevi kurma izni verildi. Bu izin, elyazmacıların ve bu işten çıkarı olanların protestolarına yol açtıysa da, dönemin sultanı III. Ahmet ile “Lale Devri”nin ünlü yenilikçi vezir-i âzâmı İbrahim Paşa, bu kesimlerin yoğun direnişlerine karşı koydular ve basımevinin kurulmasını desteklediler. Böylece Osmanlı ülkesinde, Müslüman-Osmanlı yurttaşlarının sahibi olduğu ilk basımevi, dinî yayınlar basmama koşuluyla 16 Aralık 1727 günü çalışmaya başladı. Bundan iki ay sonra da Vankulu Lûgatı adıyla ilk kitap basıldı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz