Kaymak, Lokum, Sucuk Diyarı-AFYONKARAHİSAR

K

     İç Anadolu’da kendi adını taşıyan ilin merkezidir Afyonkarahisar. Hem tren yolu hem de kara yolu olarak önemli bir kavşaktır. Ankara, İzmir, İstanbul, Konya ve Antalya yönünden gelen yolcular, buradan gidecekleri yerlere dağılırlar. Eskiden de yol kavşağı olduğu halde, küçük bir kentti Afyonkarahisar. Sanayinin olmayışı, Kurtuluş Savaşı’nda düşmanca uzun süre işgal altında tutuluşu, kendi içine kapanık bir kent yapmıştı Afyon’u.
     İlk modern görünüşlü yapılarından olan istasyon binasından kente doğru, eskiden parke taşlı, iki yanı ağaçlıklı bir yol uzanırdı. İstasyon, gelip geçen trenlerle kentten daha canlı ve hareketliydi. Son yıllarda yeni kurulan fabrikalar, çeşitli iş yerleri, köylerden süregelen göç, daha bakımlı, daha canlı bir görünüm kazandırdı Afyon’a.
     Kentin çeşitli yerlerinde, yüksek, sivri kayalıklı tepeler görülür. Sanki birer gözetleme kulesidir bunlar. Kentin her yerine egemendirler. Çıplak ve yalındırlar ama göze hoş görünür bu tepeler. Dik ve kara renkli kayalardan oluşan bu tepeler, yaz aylarında, güneşin yansıyan ışıklarıyla, kentin içine sıcak alevden dalgalar gönderirler.
     Bu tepelerin en yükseğinde Afyon Kalesi oturmuştur. Kentten yüksekliği 200 metredir. Kaleye doğru tırmanırken, Etilerden ve Frigyalılardan başlayarak Bizanslılara, Selçuklulara ve Osmanlılara ait tarih dönemleri çıkar insanın karşısına. Kale yolu dik ve dar bir yoldur; kayalar oyularak açılmıştır. Doğal merdiven basamaklarını andırır. Birinci kapıdan girilince, İstanbul surlarına benzer surlar görülür. Bu surların arasında kocaman bir zindan vardır. Tepeye yakın bir yerde kalenin ikinci kapısı ve yine surlar çıkar karşımıza. En üstte de Kız Kalesi. Çevrede su depoları ve karanlık, derin kuyular görünür. Eski çağlarda, bu kuyulara, ölüm cezasına çarptırılanlar atılırmış.
     Selçuk sultanlarından Alâeddin Keykubat, göreceli bir yer olduğu için, hazinelerini kalede saklarmış. İşte bu dönemde, Selçuklular, kara taşlardan yapılan kaleye, Karahisar adını vermişler. Burçlarından bakıldığında bütün kent ayaklar altındadır.
     Kaleye çıkışınız Hıdrellez gününe rastlarsa, çok ilginç tablolarla karşılaşırsınız. Afyon’un türlü geleneklerinden biri de şu: Evlenme çağına gelen genç kızlar, Hıdrellez sabahı, çok erkenden, topluca kaleye tırmanırlar. Kalede bulunan “kız geldi” adındaki gedikten başlarını uzatıp gökyüzüne şöyle seslenirler:
     Ahdım ahdım… Altın bahtım… Evlenmek vaktim!
     Tarihlerin yazdığına göre, sivri ve dik kayalar üzerinde kurulan ve yüksekliği, surları nedeniyle önemli bir savunma yeri olan Karahisar’ın Bizanslılar tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Ama Selçuk Sultanı Alâeddin Keykubat kaleyi onarmış, surlarının içinde, cami, cephanelik ve çok büyük bir su sarnıcı yaptırmıştır.
     Afyon kentinde, soğuk ve şiddetli bir kara iklimi egemendir. 20-25 yıl öncesinde, çoğu eskimiş faytonlar dolaşırdı sokaklarda. Dış mahallelerde, sabah-akşam, sürü sürü mandalar görülürdü. Ünlü Afyon kaymağının yapıldığı sütleri veren işte bu mandalardır.
     Söz Afyon’un ünlü şeylerinden açılmışken, tarih içinde ve günümüzde, Afyon’un mermer ve taş ocaklarından söz edelim. Ankara’da yapılan yeni TBMM binasının taşları ile İstanbul’da Taksim gezisinde İsmet İnönü’nün heykelini koymak için yapılan kaidenin taşları Afyon malıdır. Afyon’un, renk renk mermerleri yanında, afyon bitkisinin (haşhaş) çiçekleri de, tarlalara ayrı bir güzellik verir. Yaz sonrasında, çiçekler bitkilerinden dökülür, ağacında kalan kapsül çizilir, akan sakız birkaç gün sonra toplanır. İşte afyon denilen şey budur. İlin önemli gelir ve yaşam kaynağıdır afyon bitkisi.
     Tarihine gelince: hemen öteki bütün Anadolu kentleri gibi, Afyon ilk çağların yerleşim yerlerindendir. Bölgeye, ilk yerleşenler ve egemen olanlar Etilerdir. Günümüzden üç bin yıl öncesine ait Eti kalıntıları bulunur. Kente, Etilerden sonra Frigyalılar egemen olmuşlardır. Bu dönemden kalma en önemli anıt, kent yakınlarındaki Aslankaya ya da Aslantaş denilen aslanlı anıttır. Kaidesinin her iki yanında iki aslan kabartmasının yanı sıra, Tanrıça Kybele’nin de kabartması bulunur. Frigyalılardan sonra çevreye Lidyalılar yerleşmiştir. Sonra Persler ve sırasıyla. Büyük İskender’in orduları ve Romalılar. M.S. 440 yılında Arap ordularıyla Bizans orduları burada savaşmıştır. Ünlü destan kahramanı Battal Gazi’nin bu civarda savaşırken şehit düştüğü söylenir.
     Kentin ilk adı; Akoenos. Sonra Karahisar ve bir süre kenti yönetiminde tutan Sahip Ataoğulları nedeniyle Afyonkarahisar Sahip adlarını taşımıştır.
     Kentin Osmanlılara geçmesi Yıldırım Beyazıt dönemindedir. Ama Yıldırım, Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilip tutsak düşünce, Timur orduları kente hâkim olmuştur. Timur’un Anadolu’dan çekilip Orta-Asya’ya gitmesi üzerine, kente, yeniden Germiyanoğulları egemen olmuştur. Yerine geçecek bir erkek evladı olmayan Germiyan Beyi Yakup Bey, kentin Osmanlılar’a verilmesini vasiyet etmiş ve 1428 yılında ölümüyle de Afyon, Osmanoğulları’nı geçmiştir.
     Afyon’da ilk Türk yapıtı, Selçuk beylerinden Ali Bey’in 1272’de yaptırdığı Ulu Cami’dir. Osmanlı döneminde ise ilk yapıt, Osmanlı vezirlerinden Gedik Ahmet Paşa’nın yaptırdığı İmaret Camisi’dir.
     Afyon, Kurtuluş Savaşı’nda, Yunanlıların işgali altındaydı. Bu dönemde kente, adeta, baştanbaşa yakılıp yıkıldı. Kent, Büyük Taarruz’dan, yani 30 Ağustos 1922’den sonra kurtarıldı; yeni baştan onarılıp kuruldu. İlk anıt, kentin ortasında yükselen ve düşmanı ayaklar altına alan bir Türk’ü simgeleyen Zafer Anıtı’dır.
     Afyon, kaplıcaları ve maden suyuyla da ünlüdür. Gazlıgöl adı verilen kaplıcanın şöyle bir de öyküsü vardır:
     Kral Midas’ın kızı güzeldir ama vücudunda onulmaz yaralar vardır. Ülkenin doktorlarının sürdüğü merhemler bu yara bereleri iyi edemez. Zavallı kız, yaralarının acısına dayanamayıp deli olur, yollara düşer. Kral Midas’ın adamları, kendilerini göstermeden kızı izlerler. Kızcağız gide gide bir küçük göle varır. Susuzluğunu gidermek için gölün sıcak suyunu içer. Sonra ayaklarını suya sokar. Yaralarının hızla iyileştiğini ve acılarının dindiğini hisseder. Bunun üzerine kendini suya atar. Yaraları tamamen iyi olur ve dertten kurtulur. Kral Midas da oraya, herkesin girip çıkması ve bu şifalı sudan yararlanması için bir havuz yaptırır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz