Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Suruç, Saat 06.40)

D

“Her son bir başlangıçtır!”

TÜRKİYE-Suruç, Saat 06.40

       Doğan, Göktepe karakoluna geldiğinde, bölük ko­mutanına önce başsağlığı dileklerini iletti ve yaralı er­lerin durumlarını sordu. Erlerin her ikisi de Urfa Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Onbaşının sağlık durumu iyi sayılırdı. Diğerinin burun kemiklerinde kırıklar vardı. Gözlerinin ikisi de, aldığı sert darbe neticesi meydana gelen iç kanama nedeniyle kapanmıştı. Astsubayın ilk bakışta anlaşılamayan ölüm nedeni, yapılacak otopsi neticesi belli olacaktı.
       Daha sonra, üsteğmenden, Binbaşı Abdullah Vahap’la ilgili tüm ayrıntıları kendisine aktarmasını is­tedi. Sınırı nereden, ne zaman ve hangi şartlarda geç­tiğini, nasıl yakalandığını, nezaret altına alındığı sı­radaki fiziki görünümünü, elbise ve ayakkabılarının durumunu, beraberinde getirdiği şahsi eşyasının ne­lerden ibaret olduğunu vs. öğrendi ve binbaşının genel bir tarifini yaptırdı.
       Üsteğmen, onu, ilk yakalanış anından itibaren kendisiyle temas eden erlerle görüştürdü. Sorgusu sı­rasında yaptığı konuşmalardan söz etti. Tutanakları gösterdi.
       Konuşmasının sonunda, hakkında vardığı kanıya değinerek;
       “Özellikle bir husus dikkatimi çekti Doğan Bey!” dedi. “Siz de okudunuz ya… Bana ilk verdiği bilgiler, ilk bakışta önemli gözükse de, aslında sıradan gazete ha­berleriydi. Suriye’deki toplumsal yaşantının çok zor şartlarda sürdürülmeye çalışıldığından, İngilizlerin, kendi çıkarları için kuruluşunu desteklediği Müslüman Kardeşler Örgütü’ne karşı hükümetin izlediği acımasız tutumdan ve bu tutumdan kaynaklanan olaylarda her gün yüzlerce kişinin öldürüldüğünden falan söz etti. Sanki öylesine konuşuyor gibiydi. Ancak; bir batağa, bir pisliğe bulaşmış ve başına gelen olaylardan bunalmış bir insanın, eline fırsat geçtiği anda kurtulmak için onu kullanması gerektiğini söylerken aynı tavır içerisinde değildi. Sanki ‘Benim elime böyle bir fırsat geçti, şimdi onu kullanıyorum’ der gibiydi.”
       “İlginç,” diyerek sözünü kesti Doğan. “Bunu açıkça da söyleyebilir, ima yoluna hiç sapmazdı. Acaba üstü kapalı bir mesaj mı vermek istiyordu? Bu mesajı, ‘Elime geçen bu fırsat, benim gibi sizi de ilgilendirir… Ben de­ğerlendirdim, siz de değerlendirin,’ şeklinde an­lamamız mümkün olabilir mi, ne dersiniz?”
       “Bilmem ki,” diye yanıtladı üsteğmen. “Gerçi, bu açıdan hiç düşünmemiştim, ama söylediklerine bir kez daha baktığımızda, bu anlamı çıkarmak da mümkün. Baksanıza, bir ara ‘Binlerce masum insanın kurtarılabileceğinden,’ falan söz ediyor!”
       “Onun, bu sözleri boşu boşuna söylediğini hiç sanmıyorum. Kaçış olayıyla bir ilintisi olduğu kesin. Beni asıl düşündüren, bunu açıkça ifade etmemesinin nedeni… Anlattığı bir sürü gerekçenin arasında bir yer­lere bunu da sıkıştırmış olması, ancak birkaç cümleyle geçiştirmesi… Buna neden gerek duydu acaba?”
       “Vallahi, ne diyeceğimi bilemiyorum. Uzman siz­siniz Doğan Bey! Ne kadar meraklı olursa olsun, bir asker, mesleki konuların haricinde, gizli servisin bir­birinden karışık işlerine burnunu sokmak istemez. Onun için, sizin şu ünlü ‘5N–3K’ metodunuz önemli değil, netice önemlidir. Derlenecek bilgilerin; Nerede? Nasıl? Nereden? Nereye? Ne Zaman? ve Kim? Kime? Kimden? sorularına yanıt verecek açıklıkta olması iyi bir şeydir, ama işin teferruatıdır…
       Bu gece, illegal olarak sınırı geçen Suriyeli bir bin­başı yakalanmıştır. Adam, önce iltica talebini dile ge­tirmiş, ardından, saldırıda bulunduktan sonra kaçmıştır. Yakalandığında, işlediği suçun ve olası cinayetin hesabı sorulacaktır. İşte, bizi ilgilendiren bu kısımdır… Gerisi, nedenleri ve niçinleriyle birlikte, bizi değil sizi il­gilendirir.”
       Doğan, hafifçe gülümseyerek,
       “Aranızda geçen konuşmayı bir kez daha tek­rarlayalım mı üsteğmenim?” diye sordu. “Belki gö­zümüzden kaçmış bir hususa rastlarız.”
       Üsteğmen, binbaşıyla yaptığı konuşmayı başından sonuna kadar yeniden anlattı. Konuşmaların geri kalan bölümünde, pek öyle olağanüstü bir durum yoktu.
       Doğan, zaman kaybetmeden tabur komutanlığına geçti. Ancak, yüzbaşıyı yerinde bulamadı. Binbaşı Ab­dullah Vahap’ın kaçışıyla ilgili olarak alınacak önlemler konusunda düzenlenen acil bir toplantıya katılmak üzere karargâhtan ayrılmıştı.
       Son olarak, saldırının gerçekleştirildiği yere gitti. Jeep, olduğu yerde duruyordu. Sağa sola bakındı. Or­talıkta, iz sürecek herhangi bir belirti göremedi. Jan­darma da, sıkıyönetim askeri savcısının gelişine kadar aracın yanına kimsenin yanaşmasına izin vermiyordu.
       Oradan Suruç’a geçti. Saldırıyı, kendine geldikten sonra, kimi yürüyerek, kimi koşarak ilçeye kadar gelen onbaşının haber verdiğini öğrendi. İlgili birlikler derhal haberdar edilmiş, değişik yönlere araçlar çıkarılmış, yollar tutulmuş, kontrol ve arama çalışmalarına baş­lanılmış, ancak şu ana kadar olumlu bir haber alı­namamıştı.
       Binbaşı, sanki yer yarılmış da yerin içine girmiş gibi, ortadan yok olmuştu…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz