Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 08.00)

D

“Hayatını tehlikeye atan bir insan,
bunu nasıl ve niçin yaptığını bilmek durumundadır!”

TÜRKİYE-Urfa, Saat 08.00

       Oysaki kıraç araziye alışkın olan ayakları, Binbaşı Abdullah Vahap’ı bir saate kalmadan Gaziantep-Urfa yoluna çıkarmıştı. Zaten aşmak durumunda olduğu mesafe, yalnızca on iki kilometre kadardı ki, koşmaya kalksa, aynı yolu yarım saatte alması bile mümkündü.
       Onbirnisan yakınlarındaki bir petrol istasyonunda, sabah çayını yudumlamak için mola veren ve gecenin serinliği kaybolmadan yol almak isteyen Mardin plakalı bir nakliye kamyonu da, ufak bir bedel mukabilinde onu almış ve Urfa şehir merkezinden geçerken indirmişti.
       Asker olsun, polis olsun, bütün emniyet güçlerinin kısa sürede arama çalışmalarına başlayacağını biliyor, bu nedenle hızlı hareket ediyordu. Sabahın erken sa­atlerinde, kent sokaklarında başıboş dolaşması onun için çok tehlikeliydi. En kısa sürede kendisine kalacak bir yer, bir otel bulmak zorundaydı. Ancak o zaman tedirginliğini üzerinden atabilir, planının bundan son­raki safhalarını uygulamaya koymak için düşüncelerini biraz olsun toplayabilirdi.
       Atatürk Caddesi boyunca ilerledi. Vilayet Ko­nağının ve Belediye binasının önünden geçti. Köprübaşı Meydanı’na geldiğinde, gözüne ilk çarpan İpek Palas Oteli’ne girdi.
       Resepsiyon görevlisi, geceyi uykusuz geçirmenin verdiği uyuşukluk içinde, fazla soru sormadan anahtarı teslim etti. Halepli tüccar Abdullah Vahap’ın verdiği bil­giler, onu tatmin etmiş olacaktı. Binbaşı, ikinci kattaki odasına biraz olsun rahatlamış bir durumda çıktı.
       Yarım saat kadar dinlendikten ve yapacaklarını planladıktan sonra aşağıya indi. Otelin hemen kar­şısındaki berberde tıraş oldu. O güzelim bıyıklarını feda etmek zorunda kalışına çok üzüldü. Üzerindeki kıyafeti de değiştirmesi gerekiyordu. Kapaklı Pasajı’ndan aldığı bir gömlek, bir pantolon ve bir güneş gözlüğü, onu bambaşka bir insan yapıverdi.
       Sarayönü Caddesi gittikçe kalabalıklaşıyor, çalışan insanlar, mesai başlangıcına yetişmek gayreti içerisinde değişik yönlere koşturup duruyorlardı. Esnaf ise, dükkânlarını açma telaşındaydı.
       Acıktığını hissetti. Neredeyse, yirmi dört saattir ağzına bir lokma ekmek koymamıştı. Seyyar bir satıcıya, yarım ekmek arası ciğer yaptırdı. Ciğer iyi pişmemişti. Yiyemedi. Kalan artığı, sanki onu tanıyormuş gibi sürekli gözünün içine bakan bir köpeğe “sus payı” olarak verdi.
       Yerel gazetelerde, kendisiyle ilgili bir haber ya­yımlanmamıştı.
       “Daha çok erken… Haber alamamışlardır ya da as­keri makamlar yayın yasağı koymuşlardır,” diye dü­şündü.
       Tedirginliği yavaş yavaş artıyordu. İnsanların yüzlerindeki umarsız tavır, onların, olan bitenlerden ha­bersiz oldukları anlamına gelmezdi. Bu gibi yerlerde haberler yıldırım hızıyla yayılır, çok geçmeden herkes, her şeyi en ufak ayrıntısına kadar öğrenirdi.
       Dışarıda daha fazla kalamayacağını anladığından, acele adımlarla oteline döndü. Odasına çıktı. Bir sigara yaktı. Kısa soluklarla içip bitirdi.
       “Bunun geri dönüşü yok… Hadi bakalım, baş­ladığımız şu işi bitirelim,” diyerek telefona uzandı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz