Fransa’nın Gizemli Binaları-ŞATOLAR

F

     Fransa’nın Loire bölgesindeki görkemli Rönesans şatolarının sayısı o kadar fazla ki tam rakamı saptamak mümkün değil. Bu şatolar Fransız tarihi hakkında, içindeki çeşitli sanat eserleri, iyi korunmuş mobilyaları, gündelik yaşamda kullanılan diğer eşyalarıyla da 16 ila 19’uncu yüzyıllar arası Fransız aristokrasisinin yaşam tarzı hakkında önemli ipuçları veriyor.

     Gezimize karayoluyla Paris’ten başlamak en doğrusu. İlk durağımız Tours’a 25 km. kadar uzaklıktaki ünlü Azar-le –Rideau Şatosu. 1518-1529 yılları arasında inşa edilen bu görkemli şato, mobilyaları ve diğer eşyalarıyla bir Rönesans müzesi görünümünde. İkinci olarak Cher Nehri’nin üzerine kurulmuş Chenonceau Şatosu’nu ziyaret ediyoruz. 1515-1522 yılları arasında inşa edilen bu şato ise, gotik ve Rönesans mimari unsurlarını taşıyor. Ana binadan bir asma köprüyle ayrılan kule, 15’inci yüzyıldan kalma daha eski bir yapının parçası. Şatodaki yaşama alanları, görkemli yatak ve oturma odaları çok iyi korunmuş. Ayrıca bodrum katındaki mutfak ve kiler bölümleri ve buralardaki eşyalar da Fransız mutfağının geçmişi hakkında ipuçları veriyor.

     Son olarak bütün Fransa’nın en güzel bahçelerine sahip Villandry Şatosu’na geçiyoruz. 14’üncü yüzyıla ait bir kuleyle birleştirilerek 1532’de inşa edilen şato, bahçeleriyle ünlü. Bahçelerdeki geometrik desenli çiçek kümelerinin yüreği, sevgi ve aşkı simgelediği ifade ediliyor. Şatoya en yakın olan Mutfak Bahçesi’nde 80 bin çeşit bitkinin olduğu söyleniyor. Onun biraz ötesinde, Süsleme Bahçesi yer alıyor ve üç ayrı bölümü var. Çiçeklerin yürek biçiminde kümelendiği Aşk Bahçesi, çiçek kümelerinin ve porsuk ağaçlarının sembolik figürler oluşturduğu Müzik Bahçesi ve son olarak Baharat Bahçesi. En üst sette bahçelerin sulanması için gerekli suyun da toplandığı göletin bulunduğu yerde ise Su Bahçesi yer alıyor.

     Puy de Fou için “Fransa’nın en iyi saklanan sırrı” da deniyor. Ülkemizde de fazla bilinmeyen Vendee şehrindeki bu büyük ünlü parkta, Fransız Ortaçağ yaşamı canlandırılmış. Ayrıca, Fransız Devrimi’nden sonra ülkenin bir bölümünde 1793-1796 yılları arasında yaşanan karşıdevrimci ayaklanmaların canlandırıldığı bir bölüm de var.

     Fransızlar tarafından dünyanın 8. harikası olarak kabul edilen Le Mont Saint Michel, Normandiya kıyılarında yer alan bir manastır; tarihçesi M.S. 708 yılına kadar uzanıyor. Bu tarihte kayalık, Hıristiyanlar için kutsal bir ibadet yeri ilan edilmiş, 10’uncu yüzyılda da manastırın inşasına başlanmış ve tam 6 yüzyıl sürmüş. Fransız Devrimi esnasında bir dönem hapishane olarak da kullanılan manastır daha sonra Fransız Hükümeti’nce ulusal anıt olarak ilan edilmiş. Merdivenlerden yavaş yavaş üst katlara tırmanırken mimari üslûbun romaneskten gotiğe doğru değişimini izlemek mümkün.

     Terasa çıktığımızda, aşağıda suların yükseldiğini ve yanlış yere park etmiş araçların sular altında kaldığını görüyoruz. Terastan Normandiya ve Brötanya sahillerinin manzarası gözler önüne seriliyor. Manastır, düzgün ve simetrik yüksek kemerleri, sütunları ve kubbeleriyle mimari açıdan kusursuz.

     Böyle bir gezinin bir benzerini yaşamak için öncelikle Paris’i hareket noktası olarak seçmeniz gerekiyor. Daha sonra araba kiralayarak devam etmek en uygun yol. Loire bölgesi şatolarını paket program olarak gezdiren seyahat acentaları da var. Örneğin; Castles of the World’dan yararlanabilirsiniz (www.castles.org)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz