Doğan Bey-Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 09.15)
Doğan Bey-Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 09.15)

Doğan Bey-Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 09.15)

“Vicdan, adaletin en iyi vekilidir!” 

TÜRKİYE-Urfa, Saat 09.15 

       Binbaşı Abdullah Vahap, telefonu kapattıktan sonra, heyecanını bastırmak için yatağına uzandı. Yatak, yumuşak ve sıcaktı. Bir süre sonra rahatladığını his­setti.
       “Sonunda, o en önemli konuşmayı da atlattım…” diye düşündü.
       Söylediklerini nasıl da dinlemişler, gerçek kim­liğini açıkladığında ise nasıl da telaşlanıp ilgi gös­termişlerdi.
       Kendi kendine;
       “Zaten, böyle olması da gerekiyordu! Telaş göstermeseler, şaşardım,” diye mırıldandı.
       Başlangıçtan bu yana her işi düzgün gitmiş, pla­nının son safhası da gayet güzel tamamlanmıştı.
       Fazla zamanının kalmadığını biliyordu. İçinde bu­lunduğu durumun kötülüğüne rağmen, şu ana kadar yaptıklarından hiç de pişman değildi. Hattâ üzerine düşeni yerine getirmişti. Bundan sonrası onu ilgilendirmezdi.
       Şimdi, yapılacak son bir işi kalmıştı. Tekrar te­lefona uzandı. Otelin resepsiyon görevlisine; “Halep’le görüşmek istediğini” söyledi. “Görüşeceğim kişinin adı Muhittin Canbaz. İpek tüccarıdır kendisi. Türkiye ile alışveriş yapar. Telefon numarası 00963.21.128426” dedi.
       Az sonra beklediği yanıt geldi; Muhittin Canbaz’ın telefonu cevap vermiyordu.
       “Artık, perdenin kapanma saati geldi,” diye söy­lendi.
       Beyni ve vücudu uyuşmuş gibiydi. Direnmesinin hiç anlamı yoktu. Oda servisinden, iyi demlenmiş bir bardak çay getirmelerini istedi. Çay gelene kadar, kon­solun üzerindeki küçük aynada, Binbaşı Abdullah Vahap’ı hayranlıkla seyretti.
       Çayı getirip bıraktıklarında kapıyı kilitlemedi. Oturdu… Sanki yıllardır çay içmemiş gibi keyifle iki yudum aldı. Sıcak çay içini ısıtmıştı. Bir sigara yaktı. Dumanını, perde korneji ile duvar arasına ağ kurmuş minik bir örümceğe doğru üfledi.
       Örümcek, ani bir hareketle ortadan kayboldu. Ne­reye gittiğini görememişti. Bir süre boş gözlerle onu aradı, bulamadı. Sigarasının son dumanını da gö­rünmeyen avcıya doğru gönderdi.
       Kapı sessizce açıldığında, o hâlâ salınımları devam eden örümcek ağına bakıyordu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir