Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Urfa, Saat 13.15)

D

“Şans senden yanaysa, umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur!” 

TÜRKİYE-Urfa, Saat 13.15 

       Yüzbaşı Özkan, kendisini Devlet Hastanesi’nin ön kapısında bırakan şoföre;
       “Ben artık yürüyerek gelirim. Sen git… Her zamanki yere park et. Emniyet Müdürü ile birlikte saat 14.00’te Vali Beyi ziyaret edeceğiz. Görüşmemiz herhalde yarım saat kadar sürer. Ben seni bulurum,” dedikten sonra, yavaş yavaş merdivenlerden tırmanmaya başladı.
       Hastanede her sabah yaşanılan kargaşa ortamı kaybolmuş, yerine birkaç ufak grubun merak ve elem dolu bekleyişi hâkim olmuştu. Bu manzara her yerde aynıydı. Bekleyişlerin, sevinçten ziyade acı bir haberle sonuçlanma olasılığı her zaman yüksekti. İnsanların gözlerindeki ümit parıltıları, azgın dalgaların ortasında batmakta olan bir geminin borda fenerleri gibi, kısa bir süre sonra sönüp gidecekti.
       Yüzbaşı Özkan koridoru geçti, tekrar iki kat aşa­ğıya indi. Morgun bulunduğu bodrum katına geldiğinde, bir hastabakıcıyla birlikte çay içerek çene çalan morg görevlisi onu karşıladı. Yüzbaşı kendini tanıttı. Hep bir­likte içeri girdiler. Odaya, yoğun bir koku ve soğuk dal­gası hâkimdi.
       Yüzbaşı Özkan’ın buraya gelişinin önemli ve özel bir nedeni yoktu. Sadece, birkaç saat öncesine kadar ya­şamakta olan, çelişkili ve anlaşılmaz davranışlarıyla or­talığı karıştırarak tüm güvenlik güçlerini ayağa kaldıran bir insanı görmek istemişti, o kadar.
       Abdullah Vahap’ın cesedinin üzerinde, bazı yer­lerinde göze çarpan kir ve lekeler nedeniyle uzun sü­redir yıkanmadığını anımsatan beyaz bir örtü seriliydi. Yerden bir metre kadar yukarıda, keskin köşeleri ta­mamen aşınmış beton bir zemin üzerinde boylu bo­yunca yatıyordu.
       Yüzbaşı, birkaç saniye süren duraklamadan sonra, bir ucundan örtüyü yavaşça kaldırdı. Binbaşının yüzü, bakana ürküntü veren soğuk ölüm maskesine rağmen, şahsına özel o güzelliği hâlâ muhafaza ediyordu. Yüz hatları net bir şekilde kalmış, ölüm onları henüz de­ğiştirmeye fırsat bulamamıştı. Sanki bulunduğu or­tamdan memnun olmuşçasına gülümsüyor gibiydi. Onu dikkatle inceleyen bir fizyonomist, bu adamın mutlu bir şekilde öldüğüne yemin edebilirdi.
       Yüzbaşı Özkan;
       “Tabii… Geride bıraktıklarını düşünecek olursak, bu dünyadan memnun ayrıldığını söyleyebiliriz,” diye düşündü.
       Hastane idaresinin, otopsi konusunda şu ana kadar herhangi bir girişimde bulunmadığı anlaşılıyordu. Zaten, hastanede tek bir genel cerrah görev yapıyordu ve öğleden evvelki mesaisini doğal olarak kendi has­talarına ayırmakta son derece haklıydı.
       Yüzbaşı, örtüyü ayakucuna kadar sıyırarak, öl­dürülmeden önce herhangi bir darp veya işkenceye tabi tutulup tutulmadığını anlamak için cesedi şöyle bir in­celemek istedi. Şüphe uyandırabilecek bir belirti bulamadı. Katil veya katiller, büyük bir soğukkanlılıkla içeriye girmiş ve üç kurşunla işini bitirmişlerdi. Kur­şunların göğse girdikleri yerde, sanki yanarak büzülmüş havasını veren üç ufak delik yer alıyordu. Keskin ilaç kokusunun beynini etkilemeye başladığını hissettiği anda, teşekkür ederek önce morgdan, ardından has­taneden ayrıldı.
       Dışarıda onu korkunç bir sıcak dalgası karşıladı. Her tarafından birdenbire ter boşandığını duyumsadı. Mendilini çıkararak yüzünü ve boynunu silmek gereğini duydu.
       “Herhalde morgun soğuk havasının etkisinden ola­cak,” diye söylendi. “Urfa sokakları bana hiç bu kadar sıcak gelmemişti. Öff be… Sanki güneşten kavruluyor gibiyim.”
       Müzeye doğru uzanan caddeyi hızlı adımlarla aşa­rak Topçu Meydanı’na geldi. Saatine baktı. Birkaç dakika sonra, Vilayet binasının bahçesine girecek ve tam ran­devu saatinde, Emniyet Müdürü ile birlikte Vali Beyin kapısının önünde olacaktı.
       Sıcak, gerçekten çok müthişti. Kollarındaki tüy­lerin hareket ettiğini, ateşe tutulmuş bir saç teli misali kıvrıldığını, büküldüğünü görür gibi oldu. Adımlarını hızlandırdı.
       Yine de bu kısa yürüyüş ona iyi gelmiş ve hiç ol­mazsa, son derece hızla gelişen olaylar karşısında bey­ninin sürekli ürettiği düşüncelerini biraz olsun sıraya koyma fırsatını bulmuştu.
       “Doğan, Beş Numara’yla yaptığı görüşmeyi mü­teakip, onay alarak ‘Caber Operasyonu’nu başlattı ve Suriye’ye doğru hareket etti. Adnan, her zamanki gibi sınıra kadar ona refakat edecek. İlk bakışta her şey gayet normal ve olağan görünüyor. Ancak, bu operasyonda en önemli faktörlerin başında ‘zaman’ geliyor. İyi kul­lanıldığı takdirde, olumlu sonuç elde etmemek için or­tada hiçbir neden yok. Hem, ne kadar tehlikeli olursa olsun, Doğan Bey bu işin altından kalkabilecek ka­pasitede biri. Tuttuğunu koparır ve aldığı işi de sonuna kadar götürür. Eminim bu işi de…”
       Birden;
       “Yüzbaşı… Ben de size geliyordum. Çabuk olun!” diye seslenen şoförün ikazıyla irkildi. Baktı… Makam aracı yanı başında duruyordu.
       “Ne var, ne oluyor?” diye merakla sordu.
       “Az önce il jandarmadan yuvayı aramışlar. Silahı ile birlikte şüpheli bir şahsın yakalandığını bil­dirmişler. Sizin, yuvaya hemen dönmeniz gerektiğini söylediler.”
       Yüzbaşı Özkan, saatine baktı. Saat tam ikiye on iki vardı. Bu durumda, Vali Beyin ziyareti artık söz konusu olamazdı. Daha sonra telefon eder ve görüşmeyi başka bir zamana erteleyebilirdi. Vali Beyin, durumu anlayışla karşılayacağından, hatta ileride sözünü bile et­meyeceğinden emindi.
       “Bu yeni gelişme, belki operasyonun gidişatını etkileyecektir… Gidelim bakalım,” düşüncesiyle aracına bindi. Araç derhal hareket etti.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz