Yel Değirmenleriyle Ünlü YENİ FOÇA

Y

     İzmir Çanakkale karayoluna İzmir yönünden devam edersek, Foça kavşağını geçtikten epey sonra Yeni Foça kavşağına geliriz. Çanakkale yönünden geliyorsak, Aliağa’dan 7-8 km sonra sağda Yeni Foça levhasını görürüz. Bu, Yeni Foça’nın en kolay tarif edilebilen yoludur. Aliağa sanayi bölgesinden ve demir-çelik fabrikalarının tozu dumanı ve döküntüleri arasından geçtiği için de cennet öncesi cehennemi gösteren bir yoldur. Orayı aşıp da Yeni Foça’ya varınca, cennetin anlamı daha somut olarak karşınıza dikiliverir. Foça yolundan, Bağarası’ndan ayrılan eski yoldan ya da Kozbeyli’den kestirmeden geçivermek ise yolu bilenlerin tercihidir. Onlar cennete, cennet yollarından gitmeyi öğrenenlerdir çünkü.
     Yeni Foça’ya Bağarası üzerinden gidecek olursanız, Şaphane Dağı’na yakın bir noktada, bir yarmadan geçip çıkıverdiğinizde Yeni Foça’yı yarı kuşbakışı görürsünüz. Eşsiz güzellikte bir manzaradır bu. Yeni Foça Koyu, Çandarlı Körfezi, ötede Karadağ, önünüze seriliverir. Bu yoldan şehir merkezine doğru indiğinizde, bir tepede, Yeni Foça’nın sembolü yel değirmenlerini görürsünüz. Çağdışı kılınmış, yıkıntı halindeki temiz enerji örnekleri, bizim halimizi yukarıdan seyretmeye devam etmektedir.
     Yeni Foça, Türk ya da Rum yapısı eski taş evleri en iyi korunmuş yerlerden biridir. Ege kıyılarındaki birçok kasaba ya da köy gibi iki toplumun ortak izlerini taşır. Bugüne kalabilmiş bakımlı ya da bakımsız taş evlerin bolluğu ve her birinin ötekine baskın çıkan güzelliği sizi büyüler. Elektrik hatlarının yeraltına alınmasıyla dönem filmlerinin çekilebileceği doğal bir platoya dönüşmüştür. 19’uncu yüzyıldan kalma Rum evleri, en çok da Papaz Mahallesi’ni süsler. Mahallenin bir sokağı, güne serilmiş dostluğuyla sıcacık gülümser size.
     Kıyıdan içerilere doğru birbirine bağlanmış daracık sokaklar, Ege’deki birçok yerleşim birimindeki anlayışı sergiler gibidir. Bugün eski kaleden birkaç duvar parçasından başka bir şey kalmamıştır. O da, arayıp sorularak bulunacak bir yerdedir. Aynı yerde beldenin iki hamamından birinin bugün de kullanılan bölümleri yer almaktadır. Ancak iki sokak ötedeki diğer hamamla birlikte bunlar, tarihe küfredercesine her kullanışın esiri durumundadır.
     Yeni Foça’nın küçük çarşısının alçakgönüllü havası, butik otelleri, şehrin içindeki plajı, Burunucu ve sonra da Foça’ya doğru devam ettiğinizde sahil yolunda her birinin inci güzelliğini göreceğiniz saklı koyları… Asmadere, Sazlıca, Çanak ve ötekiler. Mavinin en temizini bayrak olarak değil de, deniz olarak almış bu yerlerde sulara karışmak, çıldırtıcı bir tutkudur, dürtüdür. Yaz olsun da denize girmemenin mümkünatı yoktur.
     Yeni Foça, korunaklı limanıyla denizcilere ve sularla barışık balıkçılara ev sahipliği yapar. Beldenin yakışığı-bakışığı rıhtımda, ışıltılı suların büyüsü dört mevsim sürer. Şimdi, yaz kalabalıklarının gerilerde kaldığı bugünlerde plajlar ıssız olsa da, balıkçılar güzel iş çıkarırlar. Lokantalarda eskisi kadar olmasa da balık pişiricilerinin dumanları tüter durur.
     Yeni Foça’nın ara sokaklarına dalıverdiğinizde, o güzelim taş yapıların metruk olanlarının yıkıntılarında ya da ormana dönmüş avlularında incirin, narın, cevizin, asmanın bir yalnızlığı nasıl bölüşüp bütünleştiklerini ve yaşama sevinciyle orada, tenhada ışıldadıklarını görürsünüz.
     Yeni Foça ve çevresinde harap da olsalar, bugün birer biblo gibi duran “kule”ler ilginç yapılardır. Özellikle, kır yaşamında yazın barınılan, kimi zaman kışın da kullanılan kulelerin pek çoğunda güvenlik nedeniyle ilk katta pencere yoktur. Bunların bazılarında yukarıdan kaynar su, yanık yağ dökmeye yarayan üst mazgallar bulunmaktadır. Hemen hepsi toprak damlı bu kulelerin kapı ve pencerelerinin söveleri kesme taştır. Bugün birçoğu terk edilmiş olan kuleler, sit alanı uygulamaları nedeniyle dokunulamaz haldedir ve ölmeye bırakılmış heyulalar gibi kendi başlarına öylece dikilir dururlar.
     Yeni Foça, yalnızca yaz kalabalığında değil, bahar hüznüyle içe döndüğünde ya da kış karanlığına gömüldüğünde de kaçılıp kafa dinlenebilecek ender yerlerden biridir. Sıcak bir dost eli gibi köşesinde sizi beklediğini bilmeniz yeter.
     Yeni Foça’nın Roma’dan Bizans’a devir olunan geçmişinde Cenevizlilerin derin izi vardır. Bizanslıların Cenevizlilere tanıdığı olanaklar ve ayrıcalıklarla, o dönemde önemli bir gelişme gösteren kent, Şaphane Dağı’ndaki şap madeni sayesinde zenginleşir. Kent çevresine kale inşa edilir. Bizans’ın çözülmesiyle Saruhanoğulları Beyliği yörede etkinleşir. Cenevizli şap madeni işleticilerinden vergileri o almaya başlar. Yeni Foça 1455’te Osmanlıların elin9e geçer. Fatih Valide Camii o dönemin önemli eseridir. 16’ncı yüzyıl sonrasında Osmanlı, Müslüman halkı Yeni Foça çevresine yerleştirmeye başlar.
     Yeni Foça, Foça’nın kaza merkezi olur. Şap madeni gelir getirmeyi sürdürür. Salnamelere göre, 20. yy. başında 1151 hane, 177 dükkân, 2 hamam, 1 otel, 8 kilise, 1 cami, 2 mektep vardı. Mekteplerden biri, 1897’de Rum ustalarca yapılmıştı. Metruk vaziyette duran okul, restore edilip yenilendi ve belediye binası olarak kullanılmaya başlandı. İlk belediye teşkilâtının 1879 yılında kurulduğu Yeni Foça, malûm yasaya göre belediyeden yoksun kaldı. Yerleşim alanı hayli geniş ve nüfus açısından yeterlilik sorunu olmayan belde, bu uygulamayla Foça’nın bir mahallesi konumuna geldi. Tarihe bir ders de bu işte; ne yaparsınız!
     Haa… Bir de şu konu var: Foçalılara “Nerelisin?” sorusundan sonra ilk yöneltilen  “Hangisinden? Eskiden mi, yeniden mi?” sorusudur. Foçalı, Foçalı olmanın cezasını ezelden ebede bu sorularla çeker durur. Evet, Foça iki tanedir. İkisine birden Foçateyn (iki Foça) denir. Geçmişte Foçalılara yöneltilen soru farklıymış. Hangi Foça’dansın? Taş çıkandan mı, tuz çıkandan mı? Tuz çıkanı Eski Foça. Çünkü o zamanlar İzmir’in ünlü Çamaltı tuzlası oraya bağlıymış. Çıkan tuz da Foça’da depolanıp gemilerle dışarıya gönderilirmiş. Taş çıkanı ise Yeni Foça. Pek çok taş ocağından yassı, kayraksı yapılı, inşaata elverişli, beyaz yapı taşları çıkar. Beldenin kuzeybatısındaki dağdan ise kızıla çalan rengiyle değirmen taşı çıkar. Her iki taş da çıktığında nemli olduğu için yumuşak, işlemeye elverişlidir. Ege’nin kavurucu güneşinde sertleşip çelik gibi olur.
     Eski Foça, halkın ağzındaki addır, ilçenin resmi adı Foça’dır. Yeni Foça ise, adıyla sanıyla böyle bilinen bir beldedir.
     Allah Foça’lara ad bolluğu vermiş. Bir başkası: Karaca ve Yenicefoça. “Yenice”den hangi Foça’nın kastedildiği anlaşılıyor ama ben Karaca unvanının nereden geldiği konusunda bir bilgi edinemedim bugüne kadar. Belki de, bir zamanlar adı dünyayı tutan ve şimdilerde yeniden canlandırılmaya çalışılan “Foça Karası” adlı üzümündendir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz