Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Diyarbakır, Saat 20.30)

D

“Görevin öğretilmesinden çok sevdirilmesi gerekir!”

TÜRKİYE-Diyarbakır, Saat 20.30

       Beş Numara, Yüzbaşı Özkan tarafından gönderilen tamamlayıcı bilgiyi havi telsiz mesajını özel konutuna geçtikten sonra aldı.
       Yüzbaşı Özkan, mesajında;
       “… Operasyon sorumlusunun bizzat yaptığı sorgu sırasında, ‘Keko’ namıyla tanınan Selahattin Bekirbeyoğlu’nun, önce her şeyi inkâra yeltendiğini, ancak ileri sürülen maddi delil ve iddialar karşısında suçu ka­bule hazırlandığını, ıssız arazide yapılan sorgulama so­nucunda öldürülmekten korktuğu cihetle, yapacağı iti­raflar karşısında hayatının ve özgürlüğünün bağışlanması için pazarlığa giriştiğini, teklifinin kabul edilmesi üzerine de önemli itiraflarda bulunduğunu…” anlatıyordu.
       Öncelikle, Binbaşı Abdullah Vahap’ın katili oydu ve bu cinayeti Suriye istihbaratının isteği üzerine ger­çekleştirmişti. Suç aletini, Seyfullah Kandemir adlı şahsa vermiş ve cinayet olayıyla herhangi bir ilgisi bu­lunmayan adı geçenin silahla birlikte yakalanması ha­linde, cinayetin üzerine yıkılabileceğini düşünmüştü.
       Beş Numara, mesaj metnini okumaya devam et­tikçe, Keko’nun geçmişini de öğreniyordu.
       Keko;
       “… Gerçek ismini bilmediği Hasan Nafi ile nasıl ta­nıştığını, bol para karşılığı nasıl angaje edildiğini, nasıl eğitildiğini, Antakya’da bulunduğu sıralar yanına gelen ‘Ahmet Cemil’ adındaki şahısla birlikte muhtelif ey­lemlere ne şekilde katıldığını, Suriye istihbaratıyla nasıl iletişim kurduğunu, yine onların isteği üzerine Urfa’ya nasıl yerleştiğini ve aynı çalışmalara burada nasıl devam ettiğini…” anlatmıştı.
       Keko, konuşmasının sonunda ayrıca;
       “… Türkiye’de artık barınamayacağını bildiğini, ancak Suriye’den başka gidecek bir ülke bulamayacağını da…” söylemişti.
       Operasyon sorumlusunun onu hangi nedenlerle serbest bıraktığı apaçık ortadaydı. Doğan, onu karşı ta­rafta bir yem olarak kullanmayı düşünüyor ve onun yardımıyla bir yerlere ulaşabilmeyi ümit ediyordu.
       Keko’nun tek başına Bozova-Hisarlar Köyü arazisi üzerinde sağ olarak terk edilişinden yaklaşık kırk dakika sonra, operasyon sorumlusu güvenli bir şekilde Suriye topraklarına geçmiş, geçişiyle birlikte irtibat da ke­silmişti.
       Beş Numara, mesaj kâğıdını çalışma masasının çekmecesine kilitledikten sonra salona geçti. Eşi, endişe ve sorgu dolu gözlerle ona bakıyordu.
       “Deli çocuk,” diyerek konuya girdi. “Bizim Doğan’dan söz ediyorum. Aldığı riskler yetmezmiş gibi, içinde bulunduğu tehlikenin boyutlarını daha da büyütüyor.”
       “Neden engel olmuyorsun?” diye sordu eşi. “Her şey senin kararına bağlı değil mi? Gitmesine izin vermezdin, olur biterdi. Sonra da, arkasından böyle yakınmazdın!”
       Beş Numara;
       “Özel birtakım işler, ancak özel insanlar tarafından başarılır hanım!” diye karşılık verdi. “Sen onları alır bir masaya bağlarsan, hayatta en büyük kötülüğü yapmış olursun. Onların sorumluluk duyguları yüksek, ye­tenekleri en üst düzeydedir. Yer ve zaman kavramını tamamen kaybetmişlerdir. İşlerini seve seve yaparlar ve hayata pamuk ipliğiyle bağlı olduklarının bilincindedirler.”
       “Bu durumda, eşleriyle birlikte yaşlanma şansını da kaybediyorlar demektir, öyle değil mi?”
       Beş Numara, gözlüğünün üstünden karısına doğru baktı. Tam kırk bir yıldır birlikte olduğu kadından buna benzer sözleri çok duymuştu. Söylediklerinin doğru ol­duğunu bilir ama yine de etkilenmemeye gayret ederdi. Meslek yaşantısında ve görev bilincinde duygusal dav­ranmaya yer yoktu. Katı kurallar, sert disiplin, dışarıdan bakıldığında bu kara gözlüklü, kara elbiseli adamların dünyasını çepeçevre demir bir duvarla örmüş, ka­patmıştı.
       Eşinin yanına oturdu, elini tuttu.
       “Bir akşam çayına hayır demezsin, değil mi?” diye sordu.
       Bu, onun, duygusallığa attığı ender adımlardan bi­riydi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz