Güneyin İncisi-ANTALYA
Güneyin İncisi-ANTALYA

Güneyin İncisi-ANTALYA

     Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sayılı turizm merkezlerinden birine dönüşen Antalya, bu ününü hakkıyla yerine getiriyor. Çok yoğun turizm trafiğinin büyük bölümünü karşılayan Antalya’nın çekirdeği Kaleiçi, her mevsim turistlerin yoğun ilgisini çekiyor. Modern kentin hemen yanında, ama ondan tamamen ayrılmış olan Kaleiçi’nde yürüyüş yapmak, adeta tarihte yapılan bir yolculuk gibi. Bambaşka bir mimari, ayrı bir dünya. Surlarla çevrili bir iskele içindeki eski tarihi evler, daracık sokaklar, aralarında kalmış kimi camiye dönüşmüş kiliseler, çeşmeler. Hepsinin ayrı öyküsü olan sokaklar, meydanlar. Yüksek duvarlı bahçelerinde portakallar, duvar üzerinden boynunu uzatıp geçenlere gülümseyen palmiyeler, hurmalar, begonviller. Kısacası Antalya cennetten bir bahçe sunuyor bize.
     Bergama Kralı II. Attalos, Doğu Akdeniz’in en büyük kapısı Side’yi almak için M.Ö. 168-165 yıllarında bölgeyi ele geçirmiş. Side’ye alternatif olması için de şimdiki Kaleiçi’ni belirleyip kenti buraya kurmuş. Bergamalılar Attalos’un adını yeni kente Attalia olarak verirler. Zamanla buraya Adalya, son 80-100 yıldır da Antalya denilir. Bergama’dan sonra Roma, Bizans, Haçlılar, Selçuklular, Kıbrıslılar ve Osmanlı derken Antalya günümüze kadar gelir.
     Baharın ılık ılık geldiği bugünlerde Kaleiçi’nin Tophane’den izlemelisiniz. Türkiye’nin en güzel manzaralı çay bahçesinden hem Beydağları’nı hem de turkuaz renkli Akdeniz sularını Kaleiçi’nin panoramik görüntüsüyle seyredebilirsiniz. Tam karşınızda “Mermerli” denilen çay bahçelerini, küçük İskele Camisi’ni ve kuğu gibi salınan yatları, guletleri göreceksiniz. Sol tarafta ise Antalya’nın sembolü 13’üncü yüzyıl bir Selçuklu eseri olan Yivli Minare’yi görebilirsiniz. Tophane’nin yanındaki “Kırk Merdivenler”den aşağıya, iskeleye indiğinizde Kaleiçi’nin kalbinin burada attığını fark edeceksiniz. Tarihi yapılarla iç içe geçmiş, zarif cumbalı Akdeniz mimarisi evlerin alt katları alışveriş yerlerine dönüşmüş. Kuyumcuların, dericilerin, yazlık giysicilerin, restoranların, el sanatları satıcılarının şaşırtıcı müzik sesleri arasından limana varabilirsiniz. Liman, 80’lerde yapılan restorasyonla uluslararası Ağa Han Ödülü’ne layık görülmüştü.
     Aya Yorgi Kilisesi’nin restore edilmesiyle oluşan Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi’ni görmelisiniz. Yerdeki taş döşemelerden gözlerinizi alamayacaksınız. Biraz ileride ise Roma İmparatoru Hadrian’ın M.S. 130’da Antalya’ya geldiğinde yapılan görkemli bir anıt kapı bulunuyor. Burası Kaleiçi’nin doğu sınırıdır. Tekrar geriye dönüp Mermerli bölgesine uzanabilirsiniz.
     Bahçelerde palmiyeler, begonviller, mor akasyalar, dut ağaçları. Sıcacık bir sevecenliğin egemen olduğu, Roma’nın, Bizans’ın, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın izlerinin iç içe geçtiği sokaklarda yürüyüp Antalya’nın kent içindeki tek plajına geçebilirsiniz. Tarihi kale duvarının yanında, küçük bir kumsal ve içilecek kadar tertemiz deniz sizi bekliyor olacak.
     Gün gelir de yolunuz Antalya’ya düşerse, Antalya’nın doğduğu Kaleiçi’nde küçük bir tur atın; mutlu olacaksınız. Yörenin kendine özgü “Antalya usulü piyazı” ile “Şiş kebabı”nı tatmadan Antalya’dan ayrılmayın.
     Bunları mutlaka yapın:
* Kaleiçi’nde Mermerli Cafe’den denizi seyredin, Suna-İnan Kıraç Müzesi’ni gezin.
* Karaoğlanoğlu Parkı’nı, sokakları dolaşın. Tophane’den körfezi izleyin, gece eğlencelerine katılın.
* Günübirlik Kemer ve Faselis’e yapılan tekne gezilerine katılın.
* Düden ile Kurşunlu Şelâlelerini gezin.
* Portakal kabuğu ve bergamot reçellerinden satın alın.
* Kiliselere, camilere girerken ve resim çekerken izin alın, kıyafetinize dikkat edin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir