Karabuğday

K

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Fırtınadan sonra bir karabuğday tarlasından geçenler bilir. Karabuğday tarlası sanki kavrulmuş gibidir…
       Yaşlı söğüdün tam önünde bir karabuğday tarlası varmış. Karabuğday pek kibirli imiş. Başı yükseklerden hiç inmezmiş.
       “Ben de sarı buğday başakları kadar güzelim; üstelik çok daha da güzelim. Benim çiçeklerim elma çiçeklerine benzer, herkes hayranlıkla seyreder. Benden güzeli var mı… Söyle söğüt ağacı?” diye sorarmış.
       Söğüt, ağır ağır başını sallar;
       “Var… var…” dermiş.
       Aradan zaman geçmiş, hava bozmuş, fırtınalar yağmurlar başlamış. Fırtınayı gören bütün çiçekler, bitkiler boyun bükerken karabuğday pek kibirli olduğundan asla boynunu eğmezmiş. Onu diğer bitkiler uyarmış, fakat karabuğday duymamazlıktan gelmiş.
       Fırtınalar geçip rüzgârlar dinince, doğa adeta bir sessizliğe bürünmüş. Her taraf sakinleşmiş, güzelleşmiş. Ama karabuğday yangından çıkmış gibi kavrulmuş kararmış, simsiyah olmuş; işe yaramaz, cansız bir ot haline bürünüvermiş. Olayı gören ve duyan diğer çiçekler, otlar ve yaşlı söğüt ağacı bu olaya çok üzülmüşler…

(Hans Christian Andersen-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi