Aslan İle Dindar Çakal

A

     Hükümdar Debşelim, Filozof Beydebâ’ya dedi ki:
     “Bu hikâyeyi de dinledim. Şimdi suçsuz yere cezalandırdığı, sebepsiz yere huzurundan uzaklaştırdığı adamın gönlünü almak isteyen hükümdarın hikâyesini anlat.”
     Filozof Beydebâ aldı sözü:
     “Hükümdar, suçlu yahut suçsuz, mazlum yahut müstahak; kime ceza vermişse gerektiğinde mutlaka çağırabilmeli onu! Evvelce cezalandırdığı bir adama yeri geldiğinde müracaat edemiyorsa o hükümdarın işi zor demektir. Siyaset işini çıkmaza sokar bu tavrıyla…
     Kaliteli hükümdar, ceza vukuatı geçirmiş tecrübeli adamların durumunu araştırır ve onlardan istifade etmeyi bilir. Dirayetli ve mutemet hükümdar onlara niye başvurmasın ki?
     Devlet dediğin sistem sağlam fikirli, kaliteli adamlarla idare edilir. Vezirler ve müsteşarlarla kurulacak ilişki sevgi ve iyi niyet temelleri üzerine inşa edilir; lâkin sevgi ve iyi niyeti ancak görüş sahibi, asil ruhlu kaliteli insanlar hak eder! Hükümdarın işleri çoktur; bir sürü yardımcıya, tahsildara, memura ihtiyacı vardır. Oysa bu tür görevleri yüklenecek adaylar arasında samimiyet, iffet ve hak yemekten sakınma ölçülerini taşıyanlar öyle azdır ki! Bu mevzuda en iyi misal aslan ile çakalın hikâyesidir.”
     Hükümdar merakla sordu:
     “Anlat bakalım, neymiş bu hikâye?”
     Filozof anlatmaya başladı:
     “Bir mağarada yaşayan çakal gayet zâhidane bir hayat sürermiş. Dişi çakallar, kurtlar ve tilkilerle beraber gezmesine rağmen, onların yaptıklarını yapmaz, kan dökmez, et yemez, hiç kimseye saldırmaz ve asla zulme yanaşmazmış.
     Çevresindeki yırtıcılar ona muhalefet ederek demişler ki:
     ‘Senin takip ettiğin bu usulden, yaşadığın züht halinden memnun değiliz. Kaldı ki zabitlik sana zerrece fayda vermedi! Senin tabiatına yaraşan bizimle beraber koşmak, içimizden biri gibi davranmaktır; başka biri olmaya gücün yetmez senin… Söylesene kan içmek ve et yemekten alıkoyan nedir seni?’
     Çakal cevap verdi:
     ‘Ben kendim günah işlemedikçe sizinle beraber olmak günaha sokmaz beni! Zira günah mekâna ve arkadaşa bağlı değildir: keyfiyet ve yapılan işle bağlantılıdır. İyi yerde oturanın işi iyi, kötü yerde bulunanın işi de kötü olsaydı zahidi inziva köşesinde, mihrabında öldüren adam günahkâr olmaz, onu ancak savaş meydanında öldüren günahkâr olurdu. Ben ancak maddî varlığımla sizin yanınızdayım. Kalbim ve amellerim size arkadaşlık etmiyor. Zira amellerin neticelerini düşünen biriyim ben, bu yüzden zahitçe yaşıyorum ya!’
     Bu açıklamayı yapan çakal zahitliğinden taviz vermedi. İbadet, dünyaya değer vermezlik ve efendilikle ün saldı. Onun şöhreti bölge hükümdarı olan aslana erişti. Arslan bu çakalın hak yemekten sakınırlık, ruh asaleti ve güvenirlik gibi yüksek vasıflara sahip olduğunu duyunca derhal bir adam saldı, gelsin, çıksın diye huzuruna. Çakal geldiğinde uzun ve tatlı bir sohbet oldu aralarında. Çakalı seven arslan bir kaç gün sonra ona sarayında ikamet etme teklifinde bulundu. Arslan diyordu ki:
     ‘Senin de bildiğin gibi memurlarım çoktur benim, epey yardımcım vardır ama yine de adama ihtiyacım oluyor. Senin dürüst ve hak yemez biri olduğuna dair haber ulaştı bana. Bu yüzden seni beğendim. Seni mühim bir vazifeye tayin edeceğim: yüksek bir mevki sahibi olacak, asil adamları arasında yerini alacaksın…’
     Çakal dedi ki:
     ‘Hükümdarların mühim vazifeler ve memuriyetler için özel yardımcılar seçmesi gayet tabidir. Ancak hiç kimseyi zorlamamalıdırlar bu tür tayinler için. Zira zorla vazifeye getirilen adam kendini işine veremez. Ben hükümdarımızın lütfettiği vazifeyi deruhte etmenin ağırlığı altında ezilmek istemiyorum. Kaldı ki bu tür işlerde hiç tecrübem yoktur, sultanla ve saltanat işleriyle münasebetim olmadı şimdiye değin. Siz güçlü kuvvetli yırtıcı hayvanların sultanısınız; nezdinizde asalet, kudret ve ihtiras vasıflarına sahip nice vahşî hayvan vardır. Onlar sultanımızı iyi bilirler ve bahsettiğiniz türden vazifeler alma ihtirasıyla yanarlar. İşte bunları görevlendirirseniz size yetecekler ve sahip oldukları makamlardan ötürü de saadete gark olacaklardır.’
     Hükümdar derhal itiraz etti:
     ‘Bırak bu lafları! Sana mutlaka vazife vereceğim, mesuliyetten kaçamazsın!’
     Çakal cevap verdi:
     ‘Sultana iki tip hizmet eder: ben ne o ne de bu tipten olabilirim! Ya ikiyüzlü yağcı, aşağılık bir herif ki emellerine ulaşır ve yağcılık yaparak suçlarını örter yahut kimsenin haset etmeyeceği bir ahmak ki “baş üstüne!” der sultanın her emrine…
     Gelelim dosdoğru, namuslu bir şeklide hükümdara hizmet etmek isteyen; ikiyüzlülük yapmayan adama. Eğer bu hal üzere devam ederse hayatını kurtarması zordur. Hükümdarın azılı düşmanı da cephe alır ona, can dostu da! Hükümdarın yakın dostları bu yeni görevliyi kıskanır, onun yerine geçmek ister. Sultanını düşmanı ise böyle kaliteli ve iyi ahlaklı bir görevlinin sultana yardım edeceğini ve saltanatının devamına vesile olacağını bildiği için dişlerini gıcırdatır…
     Eh dostuyla düşmanıyla bu iki zümre, iyi ahlaklı görevliye cephe alınca elbet kendini boğazına kadar belâya gömülmüş bulur o!’
     Hükümdar arslan yine itiraz etti:
     ‘Seninle beraber vazife yapanların haksızlığı ve kıskançlığı mevzuunu dert etme! Sen benim yanımdasın: Senin yapacaklarına ben kefil olur, onları engellerim! Ayrıca samimiyetinden ve hizmetinden ötürü mükâfatlandırdım seni, gayretinin karşılığı olarak makamını yükseltirim…’
     Çakal aldı sözü:
     ‘Eğer zât-ı âlileri bana hakikaten iyilik yapmak istiyorsa halk arasında huzurlu, gayet sakin, kederden uzak hayatımı yaşayayım diye serbest bıraksın beni; su ve ottan müteşekkil gıdama razı olurum! Zira iyi bilirim ki sıradan birinin ömrü boyunca göremeyeceği eza ve endişe sultanın civarında görev alan adama bir anda gelir! Huzur dolu az rızık, kısa hayat elbet daha iyidir korku ve ıstırapla dolu bol rızık, uzun hayattan!’
     Hükümdar arslan:
     ‘Tamam, ne demek istediğini anladım! Ama senin suratında ve kelimelerinde gördüğüm kuşku ve korkuya son ver! Bu siyaset işimde mutlaka senden faydalanmalıyım, başka yolu yok bunun!’
     Çakal cevap verdi:
     ‘Eğer hükümdar hazretleri ille de beni yanına almak istiyorsa şu konuda kesin söz istiyorum: benim üstümde görev yapan biri, mevkiinin gitmesinden endişe ederek hükümdarı bana kışkırtsa yahut benden aşağıda olan biri makamımı elimden almak için iftiralar atarsa hükümdarım asla acele etmemeli, kendisine arz olunan iddiaları araştırmalıdır. İşte zât-ı alilerinden talep ettiğim ahit budur, sonra dilediğini yapsın… Eğer ona kalbim mutmain olarak itimat edersem, paçaları sıvar tüm gücümle ona yardım ederim; bana verdiği görevi samimiyet ve gayretim sayesinde en güzel şekilde deruhte ederim. O benim aleyhimde bir intiba edinmesin diye kılı kırk yarar, çok çalışırım!’
     Hükümdar sözün burasında hemen atıldı:
     ‘Tamamdır! Senin için bu buyruğum ahittir! Daha da ilerisi var…’
     Böylece hükümdar, çakalı hazinelerin baş görevlisi yaptı. Diğer dost ve yakınlarından çok ona ilgi gösterdi, onun maaşını artırdı. Lâkin aslanın çevresindekiler çakalın yükselişini hazmedemediler; bu işe canları sıkıldı, sinirli sinirli konuştular onun hakkında. Nihayet birleştiler tuzak kurmak için, aslanı çakala karşı kışkırtmak hususunda anlaştılar.
     Bir gün arslan çakala beğendiği cinsten et vermiş: o parçayı mutlaka muhafaza etmesini, sonradan huzuruna çıkarılmak üzere ambarın en mutena ve korunaklı kısmına kaldırılmasını emretmişti…
     Bu haberi alan komplocular derhal harekete geçtiler, eti oradan aldılar, çakalın odasına taşıyıp bir kenara sakladılar. Anlaşmalarına göre huzurda et mevzu edilirse çakalı yalanlayacaklardı! Ertesi gün arslan eti isteyince çakal ambara indi ve eti yerinde bulamayınca epey aradı. Çakal, kendisine komplo hazırlayanlardan habersizdi. Ötekiler geldiler, huzurda yerlerini aldılar. Hükümdar eti sordu çakala ve sesini yükselterek baskı yaptı. Divandakiler bakıştılar, içlerinden biri gayet efendi ve samimi bir hizmetkâr edasıyla söze girdi:
     ‘Biliyoruz, bazıları zarar görse de biz hükümdarımıza faydalı ve zararlı şeyleri bildirmek zorundayız. Bize ulaşan istihbarata göre et, çakalın evindeymiş!’
     Bir diğeri şöyle dedi:
     ‘Vallahi kişinin kalbini bilmek imkânsızdır! Ancak siz bunu araştırırsanız sonuca ulaşır, çakalın evinde bulursunuz! Onun beceriksizliği ve hıyaneti ile ilgili hususları biz herkesten evvel doğrulamak durumundayız!’
     Başka biri aldı sözü:
     ‘Eğer bu iddia doğru ise yalnız hıyanetle karşı karşıya değiliz demektir; ortada nankörlük ve hükümdara karşı apaçık cüret var!’
     Bir diğeri:
     ‘Bakınız iddia sahiplerine diyorum: siz âdil ve fazilet sahibi memurlarsınız. Sizleri yalanlayacak değilim. Lâkin durumun açıklık kazanması, hükümdarımızın derhal bir tahkikat komisyonu kurması ve çakalın evine göndermesiyle mümkündür.’
Başka biri ekledi:
     ‘Hükümdarımız onun evini aratacaksa acele etmelidir. Zira onun özel adamları ve casusları dört dönüyor sarayda ve sokaklarda!’
     Divanda bu tür konuşmalar olmuş; nihayet arslan, tesiri altına girmiş bu iddiaların. Çakalın getirilmesini emretmiş ve çakal huzura çıktığında derhal sorguya çekmiş onu:
     ‘Korumanı emrettiğim et nerede?’
     ‘Efendimiz, inanın o eti size hazırlasın diye aşçıbaşına verdim!’
     Hükümdar aşçıbaşım çağırıp sormuş eti. Ama bu herif de çakala komplo hazırlayanlardanmış, aslana demiş ki:
     ‘Bu adam bana bir şey vermedi!’
     Hükümdar güvenilir bir adam göndermiş çakalın evine. Adam evde bulduğu eti aslana getirmiş. Bu komplonun son kısmında kurt söz almış; gerçek kesin olarak belirinceye dek konuşmayan vakur, ağır başlı biri gibi göstermiş kendini ve demiş ki:
     ‘Hükümdarımız! Sizin nezdinizde de çakalın hain olduğu gün gibi açık oldu herhalde! Onu affetmeyiniz! Zât-ı alileri onu affederlerse hiç bir hainin hıyanetini, hiçbir suçlunun suçunu öğrenemeyecektir bir daha!’
     Böylece hükümdar emretti, çakal huzurdan çıkarılsın ve gözlem altına alınsın diye. Daha sonra mecliste bulunanlardan biri dedi ki:
     ‘Hükümdarımız aslında basiretli ve işbilir bir padişahtır. Nasıl oldu da yanı başında görev yapan çakalın yalanı ve hıyanetini bu kadar zaman anlayamadı? Ben bu hainin kesin kanıtlardan sonra dahi hükümdarımız tarafında affedilmesine şaşarım doğrusu!’
     Bunca yönlendirme ve karalama kampanyasına rağmen arslan çakala elçi gönderdi, özür diliyordu ondan… Lâkin elçi kendi yazdığı düzmece bir mektupla geri döndü; “Bu, çakalın cevabı!” diyerek. Mektupta yazılanlar aslanı yine kızdırdı ve çakalın öldürülmesini istedi arslan. Bu arada hâdiseleri başından beri takibeden anne arslan, oğlunun acele ettiğini düşünerek derhal adam soktu araya; infaz memurları idamı geciktirdiler!
     Anne arslan oğluna dedi ki:
     ‘Yavrum! Çakalı neye dayanarak öldürüyorsun?’
     Arslan bildik hikâyeyi anlatınca annesi cevap verdi:
     ‘Yavrum! Acele ettin… Akıllı ve basiretli kişi kendini acelenin yularına teslim etmeyip tedbirli davranarak pişmanlıktan kurtulur. Aceleci adam, dirayetsizliğinden ötürü daima pişmanlık meyveleri devşirir. Hele hele hükümdarlar tedbir ve teenni mevzuunda herkesten daha hassas olmalıdırlar, en çok onlara lâzım tedbir ve teenni ile hareket etmek!
     Kadın kocasıyla, çocuk ebeveyni ile öğrenci hocasıyla, asker kumandanıyla, âbid diniyle, halk hükümdarıyla, hükümdar Allah korkusuyla, takva akılla, akıl tedbirle kıvamını bulur; bir bütün oluşturur. Bu saydığımız şeylerin başında basiret vardır. Hükümdarın basiretli olması, hizmetine aldığı adamları iyi tanıyarak her birine hak ettiği mevkii vermesi ve bunların birbirleri hakkındaki ithamlarını dikkatle takip etmesi demektir. Zira vüzera ve müsteşar tayfası birbirlerini yemek isteyenlerle doludur!
     Sen evvelce çakalı gördün, denedin; onun akıllı, güvenilir ve şahsiyet sahibi olduğunu anladın. Onu övüyordun daima, ondan razıydın. Bir hükümdar, görevlendirdiği memuru bu kadar övdükten ve iyi tanıdıktan sonra asla hain gibi görmemeli onu! Böyle davranmak hükümdara yakışmaz. Kaldı ki şu saraya geldiği günden beri çakalın hıyanetine değil, namus ve samimiyetine tanık oldun! Bir tabak et için böyle değerli bir memuru helak etmek, hükümdar kısmının yapacağı işlerden değildir. Şimdi çakalın durumunu yeniden araştırmalısın! Hiçbir zaman et yememiş zahit bir çakal, nasıl oluyor da senin emanetini yiyor? Bunları iyi düşün, belki çakalın hasımları çevirdi bu entrikayı: eti onlar götürüp sakladı çakalın evine! Kuşku yok, çaylağın pençesinde bir tutam et olsa diğer kuşlar onun başına üşüşür; bir köpekte kemik varsa diğer köpekler onun başına toplanırlar.
     Çakal bu güne kadar daima sana yardım etmiş, sana dokunması muhtemel zararları defetmek için çok çaba göstermiş, bu hususta eziyet çekmiş ve senden hiçbir sırrını saklamamıştır.’
     Aslanın annesi bu öğütleri vermekte iken güvenilir adamlarından biri çıktı huzura ve çakalın suçsuzluğunun kesinleştiğini bildirdi. Bu habere çok sevinen anne tekrar oğluna dönerek dedi ki:
     ‘Mademki çakal suçsuz bulundu, hükümdar derhal ispiyoncuların önünü kesmeli, hatta bir daha böyle bir iftiraya başvurmamaları için suçluları cezalandırmalıdır. Akıllı adam, iyiliğe karşı nankörlük eden; zulme teşebbüs eden; hayırdan yüz çeviren ve ahirete iman etmediği için münafıklığa başvuran hainlere yüz vermez. Böyle aşağılık adamlar, suçlarının cezalarını hemen görmelidirler. Sen şimdi çabuk kızmanın, tehevvür ile hataya düşmenin ne olduğunu öğrendin. Azıcık şeyden ötürü kızıp küplere binen adam, kırdığı kalbi -ne kadar şey feda ederse etsin- bir daha onaramaz! Senin çakala gidip, gönlünü alman lazım. Ona yaptığın haksızlık, derinlere inerek nefrete dönüşmemeli ve eski dostluğunuzun yerine kaim olmamalıdır!
     Ne olursa olsun, hiç bir zaman terk edilmemeleri gereken kişiler vardır: iyi ahlaklılık, asil ruhluluk, ahde vefa göstermek, kadir kıymet bilirlik, halka karşı sevgiyle davranmak, kıskançlıktan uzak olmak, eziyete ve zulme yanaşmamak, ne denli ağır bir yükün altına girseler de dostların külfetlerine ortak olmak gibi vasıflarla tanınan kişiler asla terkedilmez!
     Hemen terkedilmesi gerekene gelince: saldırganlık, huysuzluk, ahde vefa göstermemek, nankörlük, merhamet ve Allah korkusundan ıraklık gibi vasıflara sahip olan kişi; işte böyle bir adam hemen terkedilmelidir! Sen çakalı tanıdın, denedin, onunla yeniden dost olmak yakışır sana!’
     Bu faydalı öğütlerden sonra arslan çakalı yanına davet etti, yaptığı haksızlıktan dolayı özür diledi, ihsanlar vaat etti ve ona dedi ki:
     ‘Özür diliyorum ve seni tekrar eski makamına getiriyorum.’
     Çakal cevap verdi:
     ‘En hayırsız dost, kendi menfaati için arkadaşına zarar vermekten çekinmeyen, onu kendisi gibi görmeyen yahut başkalarına haksızlık yaparak onu hoşnut etmeye çalışandır. Böyle hayırsız, kalitesiz adamlar her yerde bol bol mevcuttur.
     Evet, hükümdarımız bana karşı malum hikâyede menfi bir tavır aldı. Artık kendisine eskisi gibi itimat etmediğimi söylersem bana içerlemesin. Onunla beraber olmak, yanında çalışmak doğru değil benim için. Zira hükümdarlar ağır ceza verdikleri birini ne yanlarına almalı, ne de tamamen koymalıdırlar! Zira devlete hizmet etmiş makam sahibi biri azledildiğinde, bir daha görev almasa bile hürmet görmeli, ikramdan mahrum bırakılmamalıdır.’
     Arslan onun infial halinde kırgın bir kalple mırıldandığı sözlere kulak asmadı ve itiraz etti:
     ‘Senin ahlâkını gördüm, şahsiyetinle ilgili nice tecrübeden sonra! Emin, vefakâr ve dürüst biri olduğunu anladım. Beni sana karşı kışkırtmak isteyenlerin tuzaklarını gördüm, yalanlarına tanık oldum. Sen benim asil ruhlu yüce dostlarımdansın! Bir tek iyilik dahi yüce insanın kalbinde derin bir tesir bırakır, pek çok kötülüğü unutmasına yol açar. Biz yine eskisi gibi sana güveniyoruz, sen de bize güven artık. Bu bizim için de senin için de hayırlı olur, hep beraber seviniriz!’
     Hükümdarı sakince dinleyen çakal, kısa bir aradan sonra eski vazifesine dönmeyi kabul etti. Hükümdar ona daha fazla ihsan yaptı, hürmette kusur etmedi. Günler onun lehine işledi, hükümdarın en sevdiği adamlardan biri oldu.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz