Mistik, Büyülü, Düşler Labirenti Bir Ülke-PERU

M

     Peru! Bir ülkenin adı ne çağrıştırır beyinlerde? Hele de o ülkeye hiç gitmemişseniz! Peru pek çok insanda ilk çağrışımlarını James Redfield’ın “9 Kehanet” kitabı ile yaptı belki de. O kitabı okuyanlar mistik, büyülü, doğanın şekilden şekle büründüğü bir düşler labirentine dalarlar. Sonra… Sonrası o düşlerin peşine takılmaktı, takıldılar!
     Eğer o düşlerin peşine takılanlardan ya da bir şekilde gönlüne Peru ateşi düşenlerdenseniz sizi Peru’da ilk olarak Lima şehri karşılayacak. Bu karşılama biraz düş kırıklığı yaratabilir. Çünkü Lima ne tam eski, ne tam yeni, ne tam tarihi, ne de tam modern bir şehir. Araya sıkışmış izlenimi uyandırıyor. Hani şöyle 1-2 günlük bir süre burası için yeter diyorsunuz.
     Burası için derken hem Lima şehrinin merkezini hem de onun çok önemli bir uzantısı olan Miraflores bölgesini kastediyoruz. Katedrali ve birkaç önemli kiliseyi görmek, Plaza Mayor’da keyifli birkaç saat geçirmek, Altın Müzesi ve Arkeoloji Müzesi gibi oldukça ilginç müzeleri ziyaret etmek için yeterli bir süre bu. Akşamlarınızı ise Miraflores bölgesinde sahildeki restoran, café ve barlarda geçirebilirsiniz. Burada kendinize hangi ülkede, hangi şehirde olduğunuz sorusunu sorabilirsiniz. Haklısınız da…
     Ama henüz Peru’da sayılmazsınız. Önce Lima’dan bir uçağa binmeli ve Cusco’ya gitmelisiniz. Güneşin Çocukları’nın ayak izleri sizi orada bekliyor olacak.
     Havaalanlarında her uçuş öncesi ödemek zorunda olduğunuz vergiler sizi şaşırtmasın. Yolculuğunuz boyunca buna alışacaksınız.
     Cusco Havaalanı’na vardığınızda size And Dağları’nın o dinçleştiren, insanın yüzüne hoş bir esinti konduran havası karşılayacak. Ama karşılama heyeti bundan ibaret değil. Bir de deniz seviyesinden birdenbire 3500 metrelik bir rakıma çıkmış olmanın sarhoşluğu var. Çevrenizi size ‘Coca Tea’ ikram etmek isteyen görevliler saracak. Bu çayın yükseklik farkından doğabilecek etkileri ortadan kaldırdığı söyleniyor. Denemenizi tavsiye ederiz; işe yarıyor.
     İçtiğiniz onca çaya rağmen hâlâ yükseklikle başınız beladaysa yavaş hareket etmenizi, dinlenmenizi öneririz. Zaten burada oksijen azlığı yaşamdaki tempoyu da düşürmüş gibi gözüküyor.
     Cusco’nun ana meydanı olan Plaza de Armas’a gidip, banklardan birine oturup, gözleriniz yarı kapalı, And Dağları’nın hafif serin havasıyla kovalamaca oynayan güneşi hissederek, kulaklarınızda akmakta olan suyun sesine karışmış flüt sesiyle, tüm bir günü rehavet içinde geçirebilirsiniz. Adımlarınız sizi otelinize geri taşıdığında omuzlarınızdaki yükün hepsinin sizden ayrıldığını, arkanızda kaldığını hissedeceksiniz.
     Otele dönmek yerine yerel bir restoranda karnımı doyurayım diyorsanız sadece ismiyle değil, sunduklarıyla da yerel bir yeri önerebiliriz. Kusikuy! Amazon yerlilerinin dilindeki anlamı ‘Mutlu ol’. Adresi: Calle Garcilaso, 210
     Bölgenin en özellikli yemeği olarak size ‘Guinea Pig’i önereceklerdir. Tabii tüm bir domuzu kızartılmış ve rosto yapılmış bir şekilde tabağınızda görmeye ve de yemeye dayanabiliyorsanız, afiyet olsun. Hem bu hayvancıkları büyük domuz falan sanmayın; evimizde beslediğimiz, tavşandan küçük fareden büyük şirin, uysal, masrafsız yaratıklar.
     Cusco, İnka’ların izlerini şehir içinde ve dışında çok rahat takip edebileceğiniz bir yerleşim yeri. Katedral, Güneş Tapınağı, İnka Müzesi şehir içinde, Sacsayhuaman ise şehir dışında ama kaçırılmaması gereken yerlerden.
     Güneşin çocukları her yerde adım adım izlerini bırakmışlar ama öncelikle de Urubamba nehri çevresinde yer alan kutsal vadiyi bir oya gibi işlemişler. Bu bölgede Chincheros, Urubamba, Ollantaytambo gibi yerleşim yerleri bulunuyor. Her birinde güneşin çocuklarının oradan geçtiğini gösterir yapılar var. Tapınaklar, su kanalları, kaleler, tarım terasları, tuz madenleri vs.
     Başınız dönmeden ve bölgenin o mistik ruh haline kapılmadan Aguas Calientes’e ulaşmayı başarabildiyseniz dünya bankası olmaya aday bir yere adım atmanıza çok az kaldı demektir. Machu Picchu’ya! Aguas Calientes su anlamına gelen bir yerleşim yeri. İsmini doğal bir sıcak su kaynağından alıyor. Burasının kurulma nedeni sıcak su kaynağından ziyade Machu Picchu. Artık, Machu Picchu’ya ulaşmaya bir otobüslük yol kaldı.
     Yüzyıllar öncesinden günümüze kalan bu görkem karşısında şaşmamak, büyülenmemek olası değil. Güneşi, ayı, dağı, kısaca doğanın sunduğu tüm güzellikleri kutsal saymış bu toplum, yaşamını güneşe göre organize etmiş. Dolayısıyla gökyüzünü gözlemlemiş, şaşılası hesap incelikleriyle ekinoksları saptamış, güneş saatleri yaratmış. Doğaya karşı çıkarak değil, doğaya uyum sağlayarak, onun kalp atışlarını dinleyerek yaşamayı başarmış. “Biz yaşamı ödünç aldık” diyecek bilgeliğe erişmiş.
     Buraya kadar geldiğinize göre biraz daha cesaret göstermeye ne dersiniz? Mesela; Machu Picchu’nun hemen yanından boynunu uzatıvermiş Wayna Picchu’yu tırmanmaya! Söz… Siz çıkıp inene kadar kaç kişinin o tırmanış sırasında düşüp öldüğünü ya da dikey fobisi yüzünden kilitlenip kaldığını söylemeyeceğiz. Ama inanın değer bu yorgunluğa. Kendinizi dünyanın damında gibi hissediyorsunuz. Uçmanıza ramak kalmış. Hani bir de kanatlarınız olsa!
     Eğer kanatlarınızı taktıysanız bir uçuşluk mesafeye, Puerto Maldonado’ya uçmaya ne dersiniz? Peru buralardan ibaret değil çünkü. Amazon da onun bir parçası, Nazca’nın, Titicaca Gölü’nün de olduğu gibi.
     Eğer Puerto Maldonado’ya geldiyseniz sizi tropikal bir sıcak ve büyük bir ihtimalle yağmur karşılayacak demektir. Burası Amazon Ormanları içerisinde bir süre kalmak isteyenler için uygarlıkla son temas noktası. Amazon Nehri kenarında, Puerto Maldonado’ya 1-2 saat uzaklıkta çeşitli orman yerleşimleri var. Kimileri lüks sayılabilecek nitelikte. Ama size tavsiyemiz eğer gerçekten amazon Ormanı içerisinde olduğunuzu hissetmek istiyorsanız 7 saatlik bir nehir yolculuğuna katlanmanız ve Tombapata Araştırma Merkezi’nde kalmanız. Burası araştırma merkezine gelir sağlayabilmek amacıyla gelen az sayıdaki turisti de kabul ediyor ve şöyle bir lüksünüz de var: rehberiniz biyologlar oluyor.
     İşte bu noktadan sonrası anlatılmak değil, yaşanmak için. Puma’ların ayak izlerini sürmeniz, karşınıza çıkan yılanlar, tepenizde daldan dala atlayan maymunlar, sabahın köründe gelip, kolunuzdan ısıran papağanlar, kıyafetinizin aksesuarı gibi üstünüzden ayrılmayan devasa kelebekler, homurtular içerisinde size doğru gelen yaban domuzları ve tabii yeşilin kaç tonu varsa hepsi… Nasıl anlatılabilir ki?
     Bütün bu güzellikleri yaşayabilmek için unutmamanız gereken birkaç ayrıntı var. Peru’ya yolculuğa çıkmadan önce seyahat hekimliği konusunda uzman bir doktora başvurup aşı, ilaç ve benzeri önerilerini almalısınız. Sarıhumma, sıtma ve hepatit türleri karşılaşabileceğiniz hastalık risklerinden. Amazon bölgesini seyahatinize dahil edecekseniz bavulunuza mutlaka sinek kovucuları koymalı ve beraberinizde uzun kollu giysiler getirmelisiniz.
     Aklınızda Bulunsun:
* And Dağları’nda İnka Yolu yürüyüşü yapmayı planlıyorsanız, daha önceden trekking egzersizleri yapmış olmanızı ve uygun kıyafetleri getirmenizi öneririz. Elbette yükseklik korkusu ya da dikey fobisine sahip olmadığınıza da emin olmalısınız.
* Yağmur mutlaka bir yerlerde sizi bulacaktır. Yağmurluk mutlaka çantanızda olmalı.
* İnkalar’ın ayak izlerini sürmek için iki yol var: Enfes manzaralarla bezenmiş zorlu bir yürüyüş yolu olan Inca Trail. Karayolu ve tren yolu birleşimiyle önce Kutsal Vadi Şehirleri, ardından da Aguas Calientes’e bir tren yolculuğu. Her ikisi için de mutlaka en az bir iki gün ayırmanız gerekli.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz