Doğan Bey – Caber Operasyonu (SURİYE-Halep, Saat 09.30)

D

“Ölmek, bir anda bin kere ölmekten kurtulmaktır!”

SURİYE-Halep, Saat 09.30

       Hasan Nafi, Tell Abyad grubu amiri Abdürrezzak Halim tarafından çekilen telsiz mesajını getirdiklerinde, hâlâ Keko’nun gelişiyle birlikte başlayan olayları dü­şünüyordu. Türk gizli servisinin, Binbaşı Abdullah Vahap olayının peşini kolay kolay bırakmayacağını, bir dizi araştırma ve soruşturmadan sonra, nihai sonuca ulaşmak için Suriye topraklarına geçeceğini tahmin edi­yordu.
       Oysaki beklenen bu geçiş çok erken olmuştu. Bu kadar çabuk hareket etmelerini gerektiren ne ola­bilirdi? Binbaşı zamanında, hatta zamanından da önce susturulmuş ve daha fazla konuşması önlenmişti. Keko da kabuğuna çekilmiş, olayların yatışmasını bek­lemeye başlamıştı. Bir buçuk yıldan beri yapılandırmaya çalıştığı eleman şebekesi ideal hale sokulmuştu. İşler tıkır tıkır götürülüyor, gösterilen hedefler üzerinde sabotaj ve suikast eylemleri başarılı bir şekilde uygulanıyordu.
       Peki ama… Keko hergelesi neden durup dururken kaçıp gelmişti? Onu bu kadar korkutan şey ne ola­bilirdi? Gösterdiği gerekçeler, aslında pek de mantıksız sayılmazdı. Ancak, onun doğruyu söyleyip söylemediğini bilmiyordu. İşte, elinde tuttuğu şu telsiz me­sajı her şeyi açığa çıkaracaktı.
       Abdürrezzak Halim, eski bir muhaberat ele­manıydı. Rakka’daki daireye bağlıydı. Hasan Nafi, kendi yetkisi çerçevesinde, diğer bütün elemanlarla olduğu gibi onunla da direkt temas edebiliyordu. Dikkatli ça­lışan ve Türkiye’ye yönelik faaliyetlerde başarısını is­patlamış bir kişiydi. Zaman zaman, onun demaske ol­duğunu düşünmüş, ama Rakka’daki adamlara bunu kabul ettirememişti. Yerine koyacak birini bu­lamıyorlardı herhalde.
       Hasan Nafi, mesajı dikkatle okumaya başladı:
       Binbaşı Abdullah Vahap’ın, Urfa’daki bir otel oda­sında meçhul kişi ve kişilerce saldırıya uğrayarak öl­dürülmesinin ardından, Türk güvenlik güçleriyle sav­cılık makamının gerekli tahkikatı tamamladıklarının bildirilmesi üzerine, maktul Binbaşı Abdullah Vahap’ın cenazesinin teslim alınarak Suriye’ye getirilmesi talebi, Tell Abyad kaymakamlığınca, Akçakale kaymakamlığı kanalıyla Urfa valiliğine bildirilmiştir.
       Talebin içeriğinde; cenazeyi almaya gelecek olan heyette, resmen yer alacak olan Tell Abyad kaymakamı ile güvenlik komutanının yanı sıra, binbaşının ak­rabalarından dört kişinin de hazır bulunmak istediğine, bunun onlar için çok hassas bir konu olduğuna, ölünün yıkanması, kefenlenmesi ve tabuta koyularak araca ta­şınması hususunda zaten adama ihtiyaç bulunduğuna vs. yer verilmiştir.
       Talebimiz aynen kabul edilmiş, Türk ma­kamlarınca herhangi bir zorluk çıkarılmamıştır. Böylece, şoförler dâhil olmak üzere, iki araç ve toplam sekiz ki­şiden oluşan heyet, saat 08.05’te Akçakale’den giriş yapmıştır.
       Binbaşı Abdullah Vahap’ın akrabaları olarak lanse edilen grubumuz elemanları, Urfa Devlet Hastanesi morgunda saklanmakta olan cenazeyi hazırlamakla meşgulken, Tell Abyad kaymakamı ile güvenlik ko­mutanı, Urfa Valisi’ne nezaket ziyaretinde bu­lunmuşlardır.
       Her iki araç şoförünün, hastane bahçesinde, heyete refakat etmekle görevli polis ekibiyle sohbet ettikleri sı­rada, fark edilmeden hastaneden ayrılan ele­manlarımızdan biri, mahallinde, Keko namıyla maruf Selahattin Bekirbeyoğlu hakkında istemiş olduğunuz araştırmayı yapmıştır.
       Bu araştırmada; Binbaşı Abdullah Vahap’ın İpek Palas Oteli’nde öldürülmesinin duyulmasından yaklaşık beş buçuk saat sonra, Keko’nun ‘Güvercin Sokak, Bahçelievler No: 11/5 adresindeki evine, koyu lacivert renkli, Ford marka station bir otoyla iki sivilin geldiği, saat 16.00 civarında da, beyaz bir Reno arabanın ve Urfa’daki Türk gizli servisine ait olduğu söylenilen Land/Rover marka bir arazi aracının da aynı adrese gel­diği, tahminen on dakika sonra Keko’nun, beraberinde iki kişiyle birlikte Land/Rover’la götürüldüğü, saat 17.30 sularında da, diğer gelenlerin, ellerinde birtakım tor­balar ve bir kadınla birlikte oradan ayrıldıkları öğ­renilmiştir.
       Cenazeyle ilgili resmi işlemlerin tamamlanmasını müteakip, heyet Urfa’dan ayrılmış ve saat 09.15’te Tell Abyad’a geçiş yapmıştır. Binbaşı Abdullah Vahap’ın ce­nazesi, Halep’e gönderilmek üzere, aynı araçla az önce yola çıkarılmıştır.
       Araştırılan konunun mahiyetinin bilinmemesine rağmen, Tell Abyad grubu her zaman emirlerinize hazırdır ve detaylı bir tahkikat arzu edildiği takdirde, Tür­kiye’ye geçebilecek pasavan sahibi elemanlar kanalıyla konunun yeniden araştırılması mümkündür.”
       Hasan Nafi’nin, yeni bir talepte bulunacağını dü­şünmek bile gereksizdi. O, öğreneceğini öğrenmiş, an­layacağını anlamıştı. Sinirinden el ve ayakları titriyordu. Gözlerine, avını parçalamaya hazırlanan bir hayvanın vahşiliği çökmüştü. Keko’nun neden Suriye’ye geçtiğinin gerekçeleri ortadaydı. Seyfullah Kandemir isimli adamı konuşmuş, Türk gizli servisi de vakit kaybetmeden onu yakalamıştı.
       Hasan Nafi, Keko’nun da konuştuğunu ve her şeyi anlattığını anlamıştı. Evinde yaptıkları aramada, an­lattıklarını destekleyecek sayısız delil ele geçirdiklerini tahmin etmek zor olmasa gerekti. Bunca zamandır kur­maya çalıştığı düzenin yok olmasına sayılı saatler kal­mıştı. Güvenlik güçleri hazırlıklarını tamamladıklarında, büyük çapta tutuklamalara girişecekti.
       “Benim yapacak bir şeyim kalmadı, onların hiç­birine en ufak bir yardımım bile dokunamaz. Neyse ki, İstanbul kanadı taş gibi sağlam duruyor. Ne yapalım, bir süre işleri bu taraftan yürütürüz,” diye söylendi.
       Demek, o kadar çok güvendiği Keko; amirlerine sitayişle söz ettiği ve en iyi elemanım diye lanse ettiği Keko, kendisine ihanet etmişti. İhanetler cezasız ka­lamazdı, kalmamalıydı!
       “Onu, konuşturup serbest bıraktıktan sonra peşine düşmüş olan Türk gizli servis mensuplarıyla hiç bek­lemedikleri bir anda karşı karşıya gelmesini sağlamak amacıyla binbaşının evine gönderdiğim iyi olmuş,” diye düşündü, “İnşallah o kargaşada onu temizlerler. Ama, ya temizlemezlerse? Yine onu, kullanmak amacıyla yem olarak üzerimize sürerlerse? Bunu nasıl bilebilir, yeni riskleri nasıl göze alabiliriz? Hazırlıklı geldikleri ve durumu kontrol altında tuttukları ortada… Chevrolet’yi nasıl havaya uçurduklarını gördük.”
       Hasan Nafi, değişik duygular içindeydi. Kendine güvenmenin yanı sıra, endişe de duyuyordu. En­dişelenmekte de haklıydı. Birtakım aptal insanların attığı yanlış adımların cezasını çekmek istemiyordu. Keko’nun, binbaşının evinde her şeyden habersiz keyif çatması, kurduğu ve başarılı olacağına inandığı tuzağı olumsuz yönde etkileyebilirdi. Yapılacak ufak bir iki rötuş, bütün bu risklerden kendisini kurtarabilirdi.
       Kararını vermişti. Telefona uzandı. Karşısına çıkan görevliye;
       “Ahmet Cemil’i bulun, ekibiyle birlikte derhal Binbaşı Abdullah Vahap’ın evine gidip işi bitirsin!” dedi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz