Doğan Bey – Caber Operasyonu (TÜRKİYE-Diyarbakır, Saat 09,30)

D

“Yiğidi översen eli ile aslan tutar, atı okşarsan uçan kuşa yetişir!” 

TÜRKİYE-Diyarbakır, Saat 09.30

       Beş Numara;
       “Herkes burada mı?” diye sordu.
       “Evet, efendim!”
       Brifing salonunda toplanan on beş kişi, Beş Numara’nın hangi özel konuya değineceğini az çok tahmin etseler de, yine de onun konuşmaya başlamasını merak, ilgi ve sabırsızlıkla bekliyorlardı. Grubun sözcülüğünü yapacak olan en kıdemli birim sorumlusu, sıranın en başında, diğerlerinden biraz farklı bir konumda otu­ruyordu.
       Beş Numara, önündeki notlara bir süre baktıktan sonra başını kaldırdı ve salonda bulunanları tek tek süzdükten sonra,
       “Görüyorum ki, servisimizin yetiştirdiği ve bir­takım sorumluluklar yükleyerek memleketin kaderini ellerine teslim ettiği on beş seçkin insan, şu anda kar­şımda oturuyor,” diyerek söze başladı.
       “Her biriniz, ilgilendiğiniz konularda birer uz­mansınız… Ve bu noktaya kolay gelinmediğini en az benim kadar sizler de biliyorsunuz. Biraz sonra size, kontrespiyonaj konusunda uzman olduğunu bildiğiniz ve şu anda aranızda görmekten hoşlanacağınız bir ar­kadaşımızın yürüttüğü çalışmadan bahsedeceğim. Bu arkadaşımız, sizlerin de tahmin edeceği gibi bilgisiyle, deneyimiyle, başarmış olduğu işlerle bu övgüye layık olan Doğan Bey’dir!
       Arkadaşlar! Doğan Bey, dün akşam Suriyeli bir binbaşının, Binbaşı Abdullah Vahap’ın, illegal olarak Türkiye’ye geçmesiyle başlayan olaylar zincirinin ba­şından beri takipçisi olmuştur. Adı geçen şahsın, ilk ba­kışta normal bir iltica vakası olarak de­ğerlendirilebilecek bu girişimi, yapılan ön sorgusu sırasında ufak ama ilginç bazı noktalar içermesi ne­deniyle dikkati çekmiştir. Binbaşının, nakil sırasında bir astsubayımızı şehit etmesi, iki erimizi de yaralaması, birtakım soru işaretlerinin doğmasına neden olmuştur.
       Olaydan sonra kaçan binbaşı, ortada hiçbir neden yokken neden böyle bir işe kalkışmıştır? Herkes, bu sorunun yanıtını arayadursun, İstanbul’dan gelen bir mesaj, olaya bir başka boyut kazandırmıştır.
       Dün öğle saatlerinde Doğan Bey’le yaptığımız geniş bir durum değerlendirmesi, bizi hiç beklenmedik bir sonuca ulaştırmıştır; Binbaşı Abdullah Vahap, bütün bunları önceden planlayarak, geride çok sayıda önemli ipuçları bırakarak, üzerinde durulduğunda özel anlam kazanan mesajlar vererek bilinçli bir şekilde yap­mıştır.
       Suriye istihbarat servisi Askeri Muhaberat’ın böl­gemize yönelik yürüttüğü çalışmalar konusunda bizi uyarması, faaliyetin İstanbul’a kadar uzandığını bil­dirmesi, harekete geçmemiz için yeterli nedenlerdi. Ancak, ne yazık ki… özellikle buna ne yazık ki demek istiyorum… Binbaşı Abdullah Vahap, kendi ölümünü bile hazırlamış, önceden yaptığı planın içine bunu da dâhil etmişti.
       Abdullah Vahap, yine aynı saatlerde, olaydan ha­berdar olan Suriye istihbaratının yıldırım gibi saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti.
       Arkadaşlar! Sözü fazla uzatarak dikkatinizi da­ğıtmak istemiyorum. Adı geçenin öldürülmesinin ar­dından yakalanan şahıslar ve ortaya çıkartılan ev, bin­başının bütün anlatmak istediklerinin doğru olduğunu gösterdi. Dolayısıyla, hiç zaman kaybetmeden bu olayın üzerine gitmek gerekiyordu… Öyle de yapıldı. İşte… Caber Operasyonu adı verilen bu operasyon bu şartlarda başladı…
       Doğan Bey, şu anda iz üzerinde ve kim bilir ne­relerde… Neler olup bittiğini ancak dönüşünde anlayabileceğiz.
       Bu arada, Urfa yuvasının yaptığı çalışmada; 59 adet şüpheli şahıs belirlenmiş oldu. Aynı şekilde, Antakya yuvasının sorumluluğunda 16 kişi de listeye dâhil edildi. Bu 75 hedef şahsın gözaltına alınması için düğmeye tam saat 14.00’te basılacak.
       Şimdi… Sizden istediğim şu; hepiniz bu işlerin nasıl yürütüldüğünü bilen kişilersiniz. Sadece 75 kişilik kontrespiyonaj hedefleriyle yetinirsek, mesleğimizin gereklerini yerine getirmemiş oluruz. Elimize, bir daha bundan güzel fırsat geçmeyebilir. Onun için, bütün bi­rimler portföylerindeki hedef şahısları, Kontrespiyonaj, Kontrkomünizm ve Güvenlik hedefi olduğuna bak­maksızın, yeni baştan gözden geçirecekler ve ha­zırlayacakları listeleri en geç saat 12.00’de bizzat bana getirecekler. Listeler hazırlanırken, alınacak şahıslarla il­gili olarak sağlam gerekçeler ve yeterli kanıtlar bu­lunmasına, kimlik bilgilerinin ve ikamet adreslerinin doğru olmasına dikkat edilecek. Hata istemiyorum!
       Gözaltına almalar, Sıkıyönetim Komutanlığının koordinasyonunda özel güvenlik güçlerince ger­çekleştirilecek. Herhangi bir şahıs ve kuruma, servise bağlı elemanlara veya diğer güvenilir şahıslara konu hakkında bilgi sızdırılması halinde, o hatayı işleyen arkadaşımız, konumu ne olursa olsun sonucuna da katlanacaktır.
       Ardından yapılacak sorgulara, uzman arkadaşlar da gözlemci olarak katılabilir. Bu konuda da hazırlıklı olmanızı tavsiye ederim; oraya çay kahve içip masal dinlemek için gidilmiyor! Servise yakışan desteği ver­mezsek, hiçbir zaman gerekli desteği alamayız!
       Anlaşılmayan bir şey var mı?”
       “Hayır efendim!”
       Beş Numara, toplantıyı nasıl birdenbire baş­latmışsa, yine birdenbire bitirivermişti. Bir an önce odasına çekilmek ve Caber Operasyonu’ndaki ge­lişmeleri takip etmek istiyordu.
       Doğan, acaba ne yapmıştı? İstediği sonuçlara ulaşabilmiş miydi? Türkiye’ye sağ salim dönmeyi ba­şarabilecek miydi? Eğer başarırsa, getireceği bil­gilerden yararlanılabilecek miydi? Aksi halde, ne gibi tehlikelerle karşılaşma ihtimali vardı? Onu karşılamak için, sınır bölgesinde birtakım önlemler almak gerekmez miydi?
       Diyarbakır’da olduğu gibi, İstanbul’da da bazı ha­zırlıkların yapılması şarttı. Bu konuda, Yedi Numara ile bir konuşma yapması gerekiyordu. Onlar da, istim üs­tünde gelecek haberleri bekliyorlardı.
       Beri taraftan, Yüzbaşı Özkan her türlü hazırlığın tamamlandığını bildirmişti. Ona güveniyordu; işini bilen, çalışmalarında eksik gedik bırakmayan bir amirdi. Bu nedenle, her şeyin tıkır tıkır işleyeceğine inanıyordu. Tek eksik, Doğan’dı… Onun sağ salim beri tarafa geçtiğini bir işitse, kendini yeniden dünyaya gelmiş gibi hissedecekti!
       Bütün bu düşüncelerle dolu olarak odasına gi­rerken, onu karşılamak için ayağa kalkan Çilli’ye;
       “Beni takip et! Bir sürü yapacağımız iş var!” dedi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz