Doğan Bey – Caber Operasyonu (SURİYE-Halep, Saat 12.45)

D

“İşinde fazla duygulu olma, ancak böyle başarıya ulaşabilirsin!”

SURİYE-Halep, Saat 12.45

       Muhittin Canbaz, ağır gövdesini tezgâhın ar­kasından çıkararak,
       “Son zamanlarda fazla şımardı… Kendini dev ay­nasında görüyor,” diye söylendi. “Artık telefonlarda bile kendisine ‘yok’ dedirtiyor! Sürekli sarhoş gez­mesinin yanı sıra, olağan buluşmalara da gelmemeye başladı. Bu böyle devam edemez… Hasan Nafi’yle en kısa zamanda bu meseleyi konuşmam lâzım…”
       Sabahtan bu yana Ahmet Cemil’i sürekli arıyor, ama her seferinde karşısına çıkan görevli,
       “Şu anda burada yok! Daha sonra tekrar arayın!” diyerek telefonu kapatıyordu.
       Ahmet Cemil’i, bu sabah damdan düşer gibi dükkânına gelen ve bir sürü anlamlı sözler sarf ederek kafasını karıştıran Mehmet Kartal isimli İstanbullu tüc­car için arıyordu. Adamın duruşu, davranışları ve sa­mimi konuşmaları bir güven havası yaratmış olsa da, ondan hoşlanmamış ve bunun nedenlerini kaç kez kendi kendine sormuştu.
       Uzun seneler ticaretin içinde yetişmiş olması ve bir süredir de Hasan Nafi’nin sağ kolu gibi hareket ederek onun özel işleriyle uğraşması, insan sarrafı yapıp çı­karmıştı Muhittin Canbaz’ı… Anlıyordu artık bu gibi du­rumlardan! Kim nedir, ne olabilir diye değerlendirmeler yapabiliyordu. Bu genç adamın gözlerinde yanan kı­vılcımı da görmüş, o kıvılcımın kısa sürede büyüyüp or­talığı yangın yerine çevireceğini hissetmişti.
       Telefonu beşinci kez kapattığında, yine aradığını bulamamıştı. Bu kez ona;
       “Ahmet Cemil’in önemli bir göreve çıktığını ve ne zaman döneceğini bilmediklerini” söylemişlerdi. Hasan Nafi’yi sormuş, onun da “Şam’a gittiğini” öğ­renmişti.
       Muhittin Canbaz;
       “Belki de doğrudur,” diye düşündü “Dur bakalım… Akşama kadar yıl var… Şimdi, bir güzel karnımı doyurur, sonra biraz kestiririm. Zaten iş güç yok, çarşıda in cin top oynuyor, iki saatlik bir uyku bana iyi gelir… Uyan­dığımda tekrar ararım.”
       Bir seneye yakın bir süredir El-Muhaberat’a hizmet ediyor ve karşılığında bol para kazanıyordu. Keyfi ye­rindeydi… Hasan Nafi’nin talimatları doğrultusunda ha­reket ediyor, İstanbul’daki adamları vasıtasıyla tanıştığı örgüt militanlarını, zamanı ve yeri geldiğinde Ahmet Cemil’le buluşturuyordu.
       Hasan Nafi’nin tesis ettiği şebeke mükemmel ça­lışıyordu. Gittikçe güçleniyorlar, değişik şahıslarla yap­tıkları ortak eylemler ses getiriyordu. Amaçları geniş, hedefleri büyüktü. Kendisinin de bu işlerdeki payı yadsınamazdı. Elinden gelen gayreti gösteriyor ve ha­reketlerinde anadan doğma bir istihbaratçı gibi dav­ranıyordu. En ufak bir hatasının cezasız kalmayacağını, üstelik bu cezanın bizzat Hasan Nafi tarafından ve­rileceğini biliyordu.
       İşte bu nedenle, Mehmet Kartal konusunda ısrarcı bir tutum izliyor ve Muhaberat’ın telefonunu sık sık kullanmak zorunda kalıyordu. İçindeki şüphe tohumu onu rahatsız ediyor, tohumun büyüyüp filiz ver­mesinden önce gereken neyse yapılmasını istiyordu.
       Saatine baktı… Bire geliyordu. Namazdan çı­kacakların lokantalara üşüşmelerinden önce karnını doyurmalıydı. Sinekliği kaldırıp dışarı çıktı. Ardından kapıyı kapattı. Boncukların kapıya çarparken çıkardığı sesi bir süre dinledi. Sonra, ağır ve küçük adımlarla yürüdü gitti…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz