Doğan Bey – Caber Operasyonu (SURİYE-Halep, Saat 14.20)

D

“İhtiyacınız olduğunda yanınızda olan kişi, gerçek dostunuzdur!” 

SURİYE-Halep, Saat 14.20 

       Doğan, yüzüne art arda yediği birkaç tokatla ken­dine geldi. Tokatlardan birisi, başının acıyan tarafına geldiği için canı çok yanmıştı.
       “Kusuruma bakma ama başka çarem yoktu!”
       Bu sözler Eşber’in ağzından çıkmış, onun sesi Doğan’a, sanki bir meleğin ağzından çıkıyormuşçasına tatlı gelmişti.
       Elindeki tabancanın dumanı hâlâ tütüyordu. Hasan Nafi, masanın hemen arkasında, kafasından yediği kur­şunla cansız yatmaktaydı. Esma da biraz ötede, halının kenarına kıvrılmıştı. Ahmet Cemil’in pozisyonunda ise bir değişiklik yoktu. Sarhoş herif, nasıl düştüyse orada sızıp kalmıştı.
       Eşber, eliyle Doğan’ın omzuna dokunarak;
       “Ne o, pek sevinmemiş gibi bir halin var?” diye sordu.
       Doğan;
       “Seni çok merak ettim,” diye yanıtladı. “Az daha paçayı kaptırıyorduk! Başım da müthiş ağrıyor!”
       Elini başına götürdü. Sağ alnının üzeri kızarmış ve bıldırcın yumurtası büyüklüğünde bir şiş oluşmuştu.
       “Ayaklarının bağlı olduğunu unutup tabancaya doğru atlarsan, sandalyenin köşesine de böyle toslarsın işte…” dedi Eşber.
       “Sen nerede kaldın?”
       “Polislerin gelmesiyle birlikte evden ayrıldığın sı­rada irtibatı kaybettim. Alıcıdan ses çok zor işi­tiliyordu, sadece ‘Afrin Sokağı’ sözcüğünü ya­kalayabildim. Kaç zaman bu sokağı aradım. Sorma… Asıl dokuz doğuran benim! Sonunda sokağı buldum ama, bu sefer ses kesilmişti! Ne yapacağımı bilemez bir halde dolaşırken, bir adam dikkatimi çekti. Elinde bir şişe viskiyle bu eve giriyordu. Tipsiz biriydi, ama sokaktaki tek hareketlilik de oydu! Evi gözetlemeye aldım. Daha sonra da çağrını işittim. Tam eve girecekken, Hasan Nafi geldi.”
       “Onu tanıyor muydun?”
       “Suriye’de Hasan Nafi’yi tanımayan yoktur ki!”
       “Sonra?”
       “Ne zaman müdahale etmem gerektiğini kes­tirmeye çalışıyordum. Bahçede ya da evin bir köşesinde yeni bir sürprizle karşılaşabilirdim, nitekim karşılaştım da!”
       Doğan merakla onu dinliyor, bu arada ayağa kalkmaya çabalıyordu.
       “İki tane besili ayı,” dedi Eşber. “Merdivenin al­tında yaralarını tımar etmeye çalışıyorlardı. İyi pa­taklamışsın doğrusu, adamların ayağa kalkacak me­calleri bile kalmamıştı!”
       “Peki ne yaptın?”
       “Ne yapacağım! Şu anda her ikisi de, sonsuza dek sürecek bir uykuya dalmış durumdalar. Rahatlar ve huzur içindeler. Senin anlayacağın, evde bizi rahatsız edecek hiç kimse kalmadı.”
       Doğan’ın ayağa kalktıktan sonra yaptığı ilk iş, bütün tabancaları toplamak oldu. Sonra, Esma’nın ya­nına gelerek onu sırtüstü çevirdi. Genç kadının ağzından hafif bir ‘ahh!’ sesi duyuldu.
       Esma yaşıyordu… Ölmemişti!
       Doğan, Eşber’in hemen yanına gelmesini istedi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz