Doğan Bey – Caber Operasyonu (SURİYE-Halep, Saat 14.30)

D

“Sevgi, bir tohum gibi insanın içine ekilmiştir!” 

SURİYE-Halep, Saat 14.30 

       Göğsünün biraz altındaki bir delikten kan bo­şalmakta ve bu kan halının kenarında gittikçe büyüyen bir gölcük oluşturmaktaydı.
       Doğan, hemen yanına çömelip başını dizlerinin üstüne yükseltti. Bir taraftan Eşber’in verdiği küçük havluyu göğsüne bastırırken, diğer taraftan da nabzını yokluyordu. Nabzı çok yavaş atıyordu. Neredeyse dur­mak üzereydi.
       Eşber, başını iki yana salladı.
       “Boşuna, ölmek üzere!” dedi. “Kurşunu en kötü yerinden yemiş!”
       Eşber, Arap mantalitesiyle yetiştiği için, belki kendi cinsinden bir varlığın ölmesine üzülebilirdi, ama bir kadının can vermesi onun nazarında bir değer ifade etmiyordu. Bu mantaliteye göre kadın, sadece erkeğe zevk vermek ve onun soyunun devamını sağlamak için sürekli doğurmak zorunda kalan bir yaratıktı. Hayatın bin bir çeşit mücadelesinden yorulmuş bedenlere huzur vermekten başka bir işe yaramazdı.
       Doğan, yavaş bir sesle;
       “Esma,” diye seslendi.
       Genç kadının gözleri hafifçe aralandı. Du­daklarında tatlı bir tebessüm belirdi.
       “Bırakma kendini,” dedi Doğan. “Bırakma… Bir şeyin yok! Şimdi seni hastaneye götüreceğiz!”
       Esma;
       “Sanki içim çekiliyor… Üşüyorum!” diye karşılık verdi.
       Doğan, elindeki havlunun kıpkırmızı kesildiğinin farkındaydı. Kanın tazyiki giderek yavaşlıyor, el ve ayaklarının soğuması, ruhun artık bedeni terk etmek üzere olduğunu gösteriyordu.
       “Cebimde,” diye fısıldadı.
       Doğan, hemen elini genç kadının cebine attı. Üze­rinde ‘A. VAHAP’A HATIRA OLARAK… ESMA1 yazılı fo­toğrafı çekti çıkardı.
       Esma;
       “Bu fotoğrafı… Nereden bulduğunu… hâlâ söy­lemedin?” diye sordu.
       “Fırsat olmadı,” dedi Doğan.
       “Nereden… Buldun?”
       “Onu Binbaşı Vahap’ın elinden aldım,” diye yanıt verdi Doğan. “Vurulmadan önce ona baktığını an­lamıştım. Sıkı sıkı tutuyordu.”
       “Doğru mu?”
       “Tabii… Ben sana hiç yalan söylemedim ki!”
       “Biliyorum, onu… elime ver!”
       Doğan, fotoğrafı genç kadının eline bıraktı. Par­maklarını sıkıca kapadı… Yavaşça kalbinin üzerine gö­türdü.
       Esma;
       “Teşekkür ederim,” diye fısıldadı. “Siz… Siz… Çok iyisiniz!”
       Doğan, gözlerinden iki damla yaşın aşağıya sü­zülmekte olduğunu hissetti. Eşber’e belli etmemek için gözlerini yumdu… Sıktı… Sıktı!
       Açtığında, genç kadın ölmüştü!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz