Doğan Bey – Caber Operasyonu (SURİYE-Halep, Saat 14.40)

D

“Bu dünyada herkes yaptığını öder!” 

SURİYE-Halep, Saat 14.40 

       Doğan;
       “Şu sarhoşu ayıltalım bakalım,” dedi. “Belki bize söyleyeceği birkaç sözü vardır.”
       Eşber, patates çuvalını kaldırırcasına onu omuzladı. Bunu yaparken hiç de itinalı davranmıyordu. Ahmet Cemil’in, çoktan baygınlık durumundan kurtulduğu, ancak sarhoşluğunun etkisiyle çevresinde meydana gelen onca olayın farkına varmadan öylesine yattığı anlaşılıyordu. Daha şimdiden, anlaşılmaz kelimeler mı­rıldanmaya ve elini kolunu sallamaya başlamıştı.
       Doğan’ın banyoyu bulması zor olmadı. Koridorun sonunda, yatak odasına bitişik, penceresiz küçük bir yerdi. Adam burada bağırıp çağırsa da, sesini hiç kim­seye duyurma şansı olmayacaktı.
       Küvet, mavi renkli fayanslardan yapılmış bir du­varın içine gömülmüştü. Eşber, yükünü yere atan hamallar gibi, Ahmet Cemil’i yere bırakıverdi. Küvetin de­liğini tıkadı. Her iki musluğu birden açtı.
       Çocuğunu yıkama hazırlığı yapan anneler gibi, önce gömleğini, pantolonunu, sonra iç çamaşırlarını çı­kardı. Ahmet Cemil çırılçıplak kalmıştı. Bütün bunları yaparken Doğan’a hiç bakmıyor, sanki orada değilmiş gibi davranıyordu.
       Ahmet Cemil’in sapsarı bir teni vardı ve yer yer egzama kızarıklığı gibi lekelerle kaplıydı. Kemerin bas­kısından kurtulan karnı, göğüs kafesinin hemen altından çirkin bir şekilde dışarı fırlamıştı. Yerde, anlaşılmaz birtakım sözcükler söyleyerek sağa sola dönüyor, güneş ışığı ile karşılaşan kör solucanların yaptığı gibi bilinçsiz bir tarzda kıvranıyordu.
       Eşber, onun bu durumunu bir süre seyrettikten sonra,
       “Hazır mısın?” diye bağırdı. “Şimdi seninle güzel bir banyo yapacağız.”
       Ahmet Cemil homurdandı. Hatta yarım yamalak küfür etmeye çalıştı. Eşber aldırmadı. Kollarından tutup küvetin kenarına kadar getirdi. Arkasına geçerek bacaklarının arasına aldı. Sonra, saçlarından yakalayarak başını musluğun altına soktu.
       Suyun etkisini hisseden Ahmet Cemil, bacaklarını oynatmaya ve sert tekmeler atmaya başladı. Eşber kaş­larını çatıp, bu gibi hareketleri hoş görmediğini belli edercesine Doğan’a baktı. Doğan, başıyla ‘devam’ işareti yaptı.
       Artık, Ahmet Cemil’in kafası daha sık bir şekilde suya giriyor, yavaş yavaş yükselen suyun seviyesi, ba­şının her tarafını sarıyor ve onu soluksuz bırakıyordu. Eşber hiç beklenmedik bir anda, çevik bir hareketle, bütün vücudunu küvetin içine yuvarlayıverdi.
       Ahmet Cemil, iyice kendine gelmişti. Yavaş yavaş doğruldu, başını sudan çıkardı. Banyodan çıkmak isteyen çocuklar gibi iki eliyle küvetin kenarına asılmaya başladı. O anda Eşber, tabancasının kabzasıyla hiç acı­madan vurdu ellerine… Adamın kemikleri, yediği darbelerin tesiriyle çatırdadı. Acıyla bağırdı, ezilen ellerini çekti, kıçının üzerine kaydı, suda kayboldu.
       Çok geçmeden tekrar meydana çıktı. Soluğu kesilmişti. Gözleri kapalıydı.
       Eşber;
       “Nasıl oluyor adi herif!” diye bağırdı. “Nasıl… Acı­yor mu?”
       Ahmet Cemil, ilk kez konuştu:
       “Yapmayın… Ne olur!”
       “Dur bakalım… Henüz yeni başladık,” dedi Eşber; “Yaptıklarının cezasını çekeceksin!”
       Tabancasını kaldırıp köprücük kemiğine indirdiğinde, Ahmet Cemil yeniden bağırmaya başladı. Doğan, köprücük kemiğinin kırıldığına yemin ede­bilirdi.
       “Ahh… Çok acıyor,” diye inledi.
       Eşber;
       “Biraz sonra danalar gibi böğüreceksin,” diye kar­şılık verdi… Ve hiç bekletmeden, tabancanın namlusu ile yanağını çizdi. Yarılan deriden ince bir kan akmaya baş­ladı.
       Ahmet Cemil, başını kaldırdı. Donuk bakışlarla bakmaya başladı. Eşber, bu işi bitirmek için tabancasının tetiğini kaldırdı. Doğan, kolunu tutarak onu durdurdu.
       “Muhittin Canbaz kim?” diye sordu.
       “Hasan Nafi’nin kiraladığı adamlardan biri. Para karşılığında Muhaberat’a yardımcı olur. Yasadışı ör­gütlerle ilişki kurar, çeşitli eylem ve suikastlar için adam bulur. İstanbul’u organize eden, tüccar mas­kesiyle iş gören bir kişidir.”
       Doğan, Muhittin Canbaz hakkında yapmış olduğu tespiti ve varmış olduğu kanıyı böylelikle teyit ettirmiş oluyordu. Başını eğdi, banyodan dışarı çıktı.
       Eşber koridorda kendisine yetişirken, Ahmet Cemil, alnının ortasından yediği kurşunun acısını bu kez duymamıştı!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz